Antik Amaseia'nın inanç dünyasını anlamak isteyen biri için en iyi rehber, yine şehrin kendi evladı olan coğrafyacı Strabon'dur. MÖ 64 yılları dolayında Amaseia'da doğan Strabon, on yedi kitaplık Geographika'sında memleketini ve onu çevreleyen Pontus topraklarını anlatırken bir yandan bilim adamının soğukkanlılığını, bir yandan da bir hemşehrinin gururunu taşır. Onun satırlarında kayalara yaslanmış surlar, kral mezarları ve verimli ovalar kadar tapınaklar, rahipler, tapınak hizmetkârları, yemin törenleri ve bayramlar da yer alır. Üstelik Strabon bu dünyayı dışarıdan gözlemlemiş bir yabancı da sayılmaz; annesinin ailesinden bazı kişiler Pontus krallarının hizmetinde yüksek rahiplik makamlarına kadar yükselmişti. Bu yüzden onun anlattığı Komana, Zela ve Ameria tapınakları, bir ailenin yakından tanıdığı kurumlardır.

Pontus Krallığı Karadeniz'in güney kıyısıyla Anadolu'nun kuzey iç kesimlerini birleştiren bir Helenistik devletti. Kıyıdaki Sinope ve Amisos gibi kentler Yunanca konuşan, denize dönük topluluklardı; iç bölgelerde ise Pers döneminden kalma İranlı bir soylu sınıf, büyük tapınak toprakları ve Anadolu'nun eski köylü halkı yaşıyordu. Krallığın dinî hayatı da bu bileşimi yansıtır. Yunan tanrıları, Pers kökenli tanrılar ve Anadolu'nun yerli tanrıları çoğu zaman aynı sunağı paylaşır, birbirinin adlarını ve simgelerini ödünç alırdı. Amaseia bu dünyanın ilk başkenti, sonra da hanedanın kutsal ve simgesel merkezi olarak kaldı. Kent dokusu, başkentin siyasi tarihi, hükümdar kültü ve ay tanrısı Men sitede ayrı yazılarda ayrıntılı olarak ele alındığından, burada ağırlık bölgenin tapınaklarına, tanrılarına ve onlara hizmet eden insanlara verilmiştir.

Kayaya Asılı Bir Kale-Şehir

Strabon memleketini hayranlıkla tarif eder: Amaseia ona göre aynı anda hem bir şehrin hem de bir kalenin bütün üstünlüklerini sunan, ustaca düzenlenmiş bir kenttir. Şehir yüksek ve sarp bir kayanın dibine kurulmuştur ve kaya ırmağa doğru dimdik iner. Bir yanda ırmak kıyısında kentin yerleştiği surlar, öte yanda iki koldan zirveye tırmanan kale duvarları uzanır. Iris ırmağı, yani bugünkü Yeşilırmak, vadinin dibinden akarken üstündeki kayalıklar yaklaşık 250 metre yüksekliğe çıkar. Doğal savunması o denli güçlüydü ki Amaseia neredeyse ele geçirilemez sayılırdı.

Kayanın eteğinde, Helenistik dönemden kalma iri taş bloklarla desteklenmiş bir teras, bir zamanlar kral sarayının yükseldiği yeri gösterir. Kayaya oyulmuş basamaklar hem yukarıdaki kaleye hem de erken Pontus krallarına ait beş anıt mezara çıkardı. Böylece şehir üç katlı bir düzene sahipti: aşağıda ırmak boyunca uzanan yaşam alanı, ortada saray terası ve kral mezarları, en yukarıda da bütün vadiye hâkim kale. Bu mezarlar dinî açıdan da önemlidir. Arkeologlar onları, ana kayadan oyulmuş, çevresinden ayrılmış serbest duran birer "heroon", yani tanrılaştırılmış ya da kahramanlaştırılmış ölüler için yapılmış anıt olarak tanımlar. Kalenin içinde tünellerle kayanın derinliklerine inen iki anıtsal merdiven, biraz aşağıda da Strabon'un bilmediği anlaşılan üçüncü bir merdiven bulunur. Benzerleri Frigya'dan Kommagene'ye kadar görülen bu yapıların asıl amacının dinî törenler olduğu düşünülür; ne amaçla kazılmış olurlarsa olsunlar, Geç Helenistik çağda kuşatma sırasında su sağlamak için kullanıldıkları bilinmektedir.

Amaseia'nın Yeşilırmak üzerindeki köprüleri kenti doğu yakasındaki banliyölere bağlıyordu ve Amisos limanını iç Anadolu'ya bağlayan yol bu vadiden geçiyordu. Ovalardaki bereket ve ticaret yolu, kente hem zenginlik hem de farklı halkların inançlarını getirdi. Doğu ile batının, bozkırla denizin kültürleri bu vadide buluştu. Tapınaklar, kamu yapıları ve Roma çağında kendi adına bastığı sikkelerle Amaseia, dönemin büyük kentlerinin donanımına sahip kozmopolit bir merkezdi.

Üç Kaynaktan Beslenen Bir İnanç Dünyası

Pontus dinini inceleyen çağdaş araştırmacılar, özellikle Sergej Saprykin, krallığın inanç hayatında birbirine eklenen üç katman görür. İlki Yunan tanrıları ve kahramanlarından oluşuyordu: Zeus, Apollon, Perseus, Herakles, Ares ve Dionysos bunların başında gelir. İkinci katman Frigya ve Anadolu kökenliydi; Tanrıların Anası Kybele, onun genç yoldaşı Attis ve ay tanrısı Men bu kümede yer alır. Üçüncü katman Pers egemenliğinden kalmıştı; Ahura Mazda, Mithra, Anaitis, Omanos ve Anadatos bu mirasın adlarıdır. Kıyı kentlerinde Yunan katmanı ağır basıyordu, iç bölgelerin köylerinde ise Anadolu'nun eski tanrıları daha canlıydı.

Bu katmanlar birbirinden kesin çizgilerle ayrılmazdı. Bir tanrı, bir yerde Yunan adıyla, başka bir yerde yerli sıfatıyla anılır; bir Pers tanrısının adı bir yazıtta Zeus'un sıfatına dönüşebilirdi. Saprykin dikkat çekici bir ayrıntıya işaret eder: hanedanın kralları çoğunlukla "Mithra'nın verdiği" anlamına gelen Mithridates adını taşıdığı halde, Pontus'ta Mithra kültüne ait neredeyse hiçbir iz bulunmamıştır. Ona göre krallar resmî dinde Yunan tanrılarını öne çıkarmış, İran mirasını ise daha çok törenlerin biçiminde yaşatmışlardır. Kimi araştırmacılar ise hanedanın güneş tanrılarına, Apollon'a ve Mithra'ya bağlılığını daha fazla vurgular. Kaynaklar burada ayrışır ve kesin bir hüküm vermek zordur.

Bu karışık dünyanın günlük hayattaki karşılığı, tapınakların yalnızca dua ve kurban yeri olmamasıdır. Büyük kutsal alanlar kendi toprakları, gelirleri, binlerce hizmetkârı ve krala yakın rütbedeki rahipleriyle birer küçük devlet gibi işliyordu. Strabon'un Pontus'u anlatırken en çok ayrıntı verdiği konulardan biri de bu "tapınak devletleri"dir.

Zeus Stratios ve Dağ Başındaki Kutsal Alan

Amaseia'nın baş tanrısı, "orduları yöneten" anlamına gelen sıfatıyla Zeus Stratios'tu. Bu tanrıya adanmış büyük kutsal alan şehrin dışında, doğusunda, bir dağın ardındaki yüksek düzlükte, bugünkü Yassıçal köyü yakınlarındaydı. Burada bir tepenin üzerinde çevre duvarının kalıntıları, çanak çömlek parçaları ve Zeus Stratios'u anan üç yazıt bulunmuştur. Yazıtlardan biri kralın tanrıya sunduğu bir adağı kaydeder, biri tapınak gelirinden bağış yapan ömür boyu görevli bir rahibe aittir, üçüncüsünü ise Amaseia halkı adına kentin yöneticileri diktirmiştir. Çatalkaya'da bulunan bir adakta Pers adı taşıyan Kyros ile Yunan adı taşıyan Philetairos aynı tanrıya birlikte sunu yapar; bu küçük taş, iki ayrı dünyanın aynı sunak önünde buluştuğunu gösteren iyi bir örnektir.

Kralların bu tanrıya sunduğu kurbanı Romalı tarihçi Appianos anlatır. Ülkenin geleneğine göre yüksek bir tepede önce kralların kendileri odun taşıyıp büyük bir yığın yapar, çevresine daha küçük bir yığın dizilir. Yüksek yığına süt, bal, şarap, zeytinyağı ve çeşitli tütsüler dökülür, alçak yığına ise orada bulunanlar için ekmek ve et ziyafeti serilir; ardından odun tutuşturulur. Appianos'a göre alevin yüksekliği öyle büyüktür ki denizden bin stadion uzaktan görülür ve sıcaklık yüzünden günlerce kimse yanına yaklaşamaz. VI. Mithridates böyle bir kurbanı Romalı komutan Murena'yı Kapadokya'dan çıkardıktan sonra, MÖ 82-81'de sundu; MÖ 73'te Paflagonya'ya yürümeden önce yine aynı töreni yaptı ve bu kez Poseidon için bir çift beyaz atı denize attırdı. Appianos bu ziyafeti Pasargadai'daki Pers kral kurbanlarına benzetir. Yassıçal'daki tepenin Appianos'un anlattığı yer olup olmadığı tartışmalıdır; Franz Cumont 1901'de buradaki kalıntıları Zeus Stratios'un anıtsal sunağı olarak tanımlamış, ancak denizden uzaklık ve görünürlük hesapları bazı araştırmacıları, sözü edilen kurbanın ordunun toplandığı kıyıya daha yakın bir tepede yapılmış olabileceğini düşünmeye yöneltmiştir.

Pontus kralları için Zeus Stratios'un Pers yüzü de vardı. Eski görüşe göre bu tanrı Ahameniş krallarının koruyucusu Ahura Mazda ile özdeşleştirilmiş, böylece hanedanın hem Helen hem Pers mirası aynı sunakta birleştirilmişti. Strabon'un İranlılar hakkında yazdıkları bu görüşü destekler gibidir: Persler heykel ve sunak dikmez, kurbanı yüksek bir yerde sunar ve gökyüzünü Zeus sayarlar. Saprykin ise kurbanın Ahura Mazda'ya değil, Yunan geleneğine uygun biçimde Stratios sıfatlı Zeus'a sunulduğunu, İran izinin daha çok ateşte ve kralın odunu kendi eliyle taşımasında kaldığını savunur.

Zeus Stratios'a bağlılık kralların devrinden sonra da sürdü. Roma imparatorluk döneminde Amaseia'nın bastığı sikkelerde sık sık anıtsal bir sunak görülür: kesme taş örgüyü düşündüren çizgilerle işlenmiş dikdörtgen bir yapı, solunda bir ağaç, üzerinde kanatlarını açmış bir kartal, üst kısımda da dört atlı bir araba. Bazı sikkelerde sunağın üzerinde yanan ateş, bazılarında alevler içinde ayakları havada yatan bir kurban boğası vardır. Bu tür sikkelerin en erkenleri Traianus dönemine aittir, çoğu ise 2. yüzyılın sonu ile 3. yüzyılın başında, Severuslar zamanında basılmıştır. Severus Alexander döneminde, MS 231/232 yılında basılan iri bir bronz sikkede sunağın üzerinde kartal, yukarıda dört atlı arabasıyla güneş tanrısı Helios yer alır. Aynı imparator zamanında arka yüzünde Amaseia'nın ikiz zirveli kayalığını, surlarını, kapılarını ve sol üstte bir tapınağı gösteren bir sikke dizisi de basılmıştır. Bu tapınağın kimliği tartışmalıdır. Christina Williamson sunağın ve sikkelerin kentin kimliği için taşıdığı öneme dikkat çekerken, Barbara Burrell sikkelerdeki yapının Zeus Stratios'la ilişkilendirilmesi için yeterli kanıt bulunmadığını, bunun bir imparator kültü tapınağı da olabileceğini ileri sürer.

Tanrıya duyulan saygının taşradaki izleri de vardır. Çalıca'da bulunan bir sunak MS 239/240 yılına tarihlenir; Gökçebağ civarında da bu tanrıya ait bir kutsal alan saptanmıştır. Uzaklarda yaşayan Amaseialılar bile tanrılarını unutmamıştı: Atina'da Amaseialı bir yurttaş topluluğunun Zeus Stratios'a sunduğu bir adak bilinmektedir. Kral kültü içindeki yeri ve törenlerin siyasi anlamı, sitedeki Pontus kraliyet kültü yazısında daha ayrıntılı ele alınmıştır.

Köylerin ve Kırların Zeus'u

Kralın ve ordunun tanrısı olan Zeus, Pontus ve Paflagonya köylerinde başka sıfatlarla, gündelik dertlerin tanrısı olarak da anılıyordu. Abonuteikhos'ta otlakların ve bitki örtüsünün koruyucusu Zeus Poarinos'a, Euchaita yöresinde, bugünkü Çorum çevresinde ise bereket tanrısı Zeus Epikarpios'a tapılırdı. Çorum'dan gelen bir yazıtta adağı Demeter, Kore ve Zeus'tan oluşan Eleusis üçlüsünün bir rahibi sunmuştur ve aynı yazıta göre bu tanrıların bayramı, Frigya'nın Ana Tanrıçası Kybele'nin gününden hemen önce kutlanıyordu. Havza'da bir hastanın iyileşmesi için Kurtarıcı Zeus'a, yani Zeus Soter'e bir adak sunulmuştu. Amaseia'nın kendi çevresinde ise adı "yaşayacağım, iyileşeceğim" anlamındaki bir fiilden türetilen Zeus Bobeomenos'a adaklar yapılıyordu.

Bu adaklar, tarlasının ve sürüsünün korunmasını dileyen köylü ile kalesini savunan komutanın aynı tanrıya farklı sıfatlarla başvurduğunu gösterir. Amaseia'dan gelen bir başka yazıt ise Pers tanrısı Omanos'un adının Zeus'a sıfat olarak eklendiğini, tanrının "Zeus Omanes" diye anıldığını ortaya koyar. Amaseia'nın taşra bölgesi Zougo'da bulunan bir kabartmada şimşek ve yuvarlak kalkan taşıyan bir tanrı figürü görülür. Kabartmanın yazıtı Gaia ile Agdistis'e, yani Toprak Ana ile Frigya'nın ana tanrıçasına on dört kalkos tutarında bir sunuyu kaydeder. Figür bir dönem yerel ve çift cinsiyetli bir putun öncüsü sayılmışsa da Saprykin onu Zeus Stratios ya da onunla kaynaşmış bir Zeus-Attis olarak okur; adakçı olarak geçen Zobe'nin bir tanrıça değil, kadın adı olduğu da ileri sürülmüştür.

Kıyı kentlerinde aynı tanrı daha Yunan bir yüzle görünür. Trapezus'ta, yani Trabzon'da, Zeus Soter MÖ 5. yüzyıldan beri ölümü yenen kahraman Herakles ile birlikte anılıyordu. Sinope'de MÖ 3. yüzyıldan itibaren Zeus onuruna Soteria adlı bir bayram kutlanıyordu. Kuzey Anadolu'da ölümden sonra yeniden doğuş ve iyileşmeyle ilişkilendirilen tanrılara duyulan ilgi, İskenderiye'deki Serapis heykelinin erken Ptolemaios krallarının zamanında Sinope'den getirildiği yolundaki efsaneyi de besledi. Saprykin'e göre bu yaygın halk inançları çoğunlukla özel nitelikteydi; resmî hanedan kültü ise savaşçı Zeus Stratios'ta toplanıyordu.

Pers Tanrıları ve Ateş Rahipleri

Pontus ve Kapadokya, Ahameniş egemenliğinden sonra da İran inançlarının yaşadığı topraklardı. Strabon, Kapadokya'da "ateş yakıcılar" anlamında Pyraithoi diye de anılan Mag rahiplerinin kalabalık bir topluluk oluşturduğunu ve ülkede Pers tanrılarına ait pek çok tapınak bulunduğunu yazar. Bu tapınaklarda Pyraitheia denen, dikkat çekici kutsal çevirmeler vardı. Ortalarında üzeri bol külle kaplı bir sunak bulunur ve Mag rahipleri burada ateşi hiç söndürmeden yakarlardı. Her gün içeri girerek bir saat kadar dua okur, ellerinde ince çubuklardan demetler tutarak ateşin karşısında dururlardı. Başlarına yanaklarından aşağı inip dudaklarını örtecek kadar uzun, keçeden yüksek sarıklar sararlardı. Kurban hayvanını kılıç kullanmadan, bir tür kütükle döverek öldürürlerdi.

Strabon aynı törenlerin Anaitis ve Omanos tapınaklarında da yapıldığını, bu tapınakların da kutsal çevirmeleri olduğunu, halkın Omanos'un tahta heykelini alay hâlinde taşıdığını anlatır ve bunu kendi gözüyle gördüğünü özellikle belirtir. İran dininde ateşe ve suya kurban sunmanın ayrı kuralları vardı; ateşi nefesle üflemek, ona ölü ya da pis bir şey atmak ölümle cezalandırılır, suya kan karışmaması için kurban bir hendeğin başında kesilirdi. Persler ırmakta yıkanmaz, ırmağa kirli sayılan hiçbir şey atmazlardı. Strabon'un bu ayrıntıları büyük ölçüde başka yazarlardan aktardığını, kendi tanıklığının Kapadokya'daki törenlerle sınırlı olduğunu kendisi söyler.

İran mirasının en canlı kaldığı yerlerden biri, Amaseia'nın güneyindeki Zela, bugünkü Zile idi. Strabon'un aktardığı geleneğe göre, bir zamanlar Anadolu'ya kadar ilerleyen İskit kökenli Sakalar burada bir bayram kutlarken Pers komutanlarının gece baskınıyla yok edilmişti. Komutanlar ovadaki bir kayanın üzerine toprak yığarak onu bir tepeye çevirmiş, üstüne bir sur çevirmiş ve Anaitis ile onunla aynı sunağı paylaşan iki Pers tanrısı Omanos ve Anadatos için bir tapınak kurmuşlardı. Zafer anısına Sakaia adında yıllık bir bayram başlatılmış, Zela halkı bu bayramı Strabon'un zamanına kadar sürdürmüştü. Strabon'un aktardığı bir başka rivayet bayramın kökenini Büyük Kyros'un Sakalara karşı kurduğu bir tuzağa bağlar. Hangi anlatı benimsenirse benimsensin, Sakaia'da erkekler İskit kıyafetleri giyer, gece gündüz içer, birbirleriyle ve onlarla birlikte içen kadınlarla eğlenirlerdi; Strabon onu bir tür Bakkhos şenliği diye niteler.

Zela: Pers Tanrılarının Kutsal Alanı

Strabon'un sözleriyle Zela "Semiramis höyüğü" denen yığma bir tepe üzerinde tahkim edilmiş bir yerdi ve Ermenilerin de saygı gösterdiği Anaitis'in tapınağı buradaydı. Anaitis, İran'ın su ve bereket tanrıçası Anahita'nın Yunanca biçimidir; Saprykin onu Zela'da Afrodite gibi doğanın ve sevginin tanrıçası olarak tanımlar. Strabon burada yapılan dinî törenlerin ötekilerden daha büyük bir kutsallık taşıdığını, bütün Pontus halkının en önemli işleri hakkındaki yeminlerini burada ettiğini yazar. Krallar zamanında Zela, kent statüsü taşımayan, Pers tanrılarına ait bir kutsal alan olarak yönetiliyordu ve her şeyin efendisi rahipti. Yerin sakinleri kalabalık tapınak hizmetkârlarıyla bol servet sahibi rahip ve onun maiyetinden ibaretti; kutsal topraklar da rahibin kendi toprakları da onun buyruğu altındaydı.

Roma egemenliği bu düzeni değiştirdi. Pompeius, VI. Mithridates'i yendikten sonra Zela'nın çevresine geniş topraklar ekledi, halkı surların içine yerleştirdi ve burayı kurduğu kentlerden biri yaptı. Strabon kendi zamanında hizmetkârların ve tapınak gelirlerinin birçok kişinin istismarıyla azaldığını, çevre topraklarının birkaç yönetim birimine bölündüğünü ve her şeyin Pontus kraliçesi Pythodoris'in elinde olduğunu kaydeder. Zela adı Roma tarihinde başka bir olayla da yaşar: MÖ 47'de Iulius Caesar, VI. Mithridates'in oğlu II. Pharnakes'i burada beş saat içinde yenmiş ve Senato'ya "Geldim, gördüm, yendim" diye yazmıştı. Roma döneminde Zela'nın sikkelerinde Zeus, elinde zafer tanrıçası Nike'yi tutan bir figür olarak ve "Zelalıların Zeus Epikarpios'u" yazısıyla görülür; kentin Zeus'a ait bir sunağı da vardı.

Komana: Savaşçı Tanrıça Ma'nın Tapınak Devleti

Pontus'un en büyük kutsal alanı, Yeşilırmak'ın yukarı çığırında, bugünkü Tokat'ın birkaç kilometre kuzeydoğusunda, Gümenek köyü yakınındaki Komana idi. Burada tapılan tanrıça Ma idi. Adı "ana" anlamına gelen Ma, hem ana tanrıça hem de "yenilmez" ve "zafer getiren" sıfatlarını taşıyan bir savaş tanrıçası olarak tasavvur edilirdi. Yunanlılar onu savaş tanrıçası Enyo'ya, Romalılar Bellona'ya benzetti; Pontus'ta Thea Nikephora, yani zafer getiren tanrıça, ya da Athena adıyla da anıldı. Strabon'a göre Pontus Komanası, Kapadokya'daki adaşı Komana'nın bir kopyası olarak aynı tanrıçaya adanmıştı ve kurbanlarda, coşkuyla kendinden geçme törenlerinde, rahiplere gösterilen saygıda iki kent hemen hemen aynı yolu izliyordu.

Kapadokya'daki ana tapınak hakkında Strabon'un verdiği bilgiler, Pontus Komanası'nı anlamak için de yol göstericidir. Toros'un ötesindeki derin bir vadide kurulu bu kentin halkı çoğunlukla tanrısal coşkuya kapılmış kişilerle tapınak hizmetkârlarından oluşuyordu. Strabon orada bulunduğunda, kadın ve erkek, altı binden fazla hizmetkâr vardı. Rahip tapınağın, hizmetkârların ve tapınağa ait geniş toprakların efendisiydi, gelirlerini o kullanırdı ve Kapadokya'da rütbe bakımından kraldan sonra ikinci sırada gelirdi. Rahipler genellikle kral ailesinden seçilirdi. Yerel bir efsaneye göre bu törenleri, Taurike Artemis'inin kültünü İskitya'dan getiren Orestes ile kız kardeşi İphigeneia başlatmış, yas tuttukları için saçlarını burada kesmişlerdi; kentin adının Yunanca saç anlamına gelen kome sözcüğünden geldiği söylenirdi.

Pontus Komanası'nda da benzer bir düzen vardı. Krallar zamanında yılda iki kez, tanrıçanın "çıkışları" denen alaylarda rahip başına bir taç takar ve itibar bakımından kraldan sonra ikinci sırada yer alırdı. Bu makamın siyasi ağırlığını Strabon'un kendi aile tarihi gösterir. Annesinin dedesinin yeğeni Dorylaos, VI. Mithridates'ten en büyük onurları ve özellikle Komana rahipliğini almış, fakat krallığı Romalılara kaptırmaya çalışırken yakalanmış, düşüşüyle birlikte bütün aile gözden düşmüştü. Mithridates savaşlarından sonra Pompeius, Archelaos'u Komana rahibi atadı. Kutsal toprağa ek olarak çevresi iki skhoinos, yani altmış stadion olan bir bölgeyi onun sınırlarına kattı ve halka ona boyun eğmesini buyurdu. Archelaos bu bölgenin yöneticisi ve kentte yaşayan hizmetkârların efendisiydi, ancak onları satmaya yetkisi yoktu; Strabon burada da hizmetkârların altı binden az olmadığını belirtir.

Rahiplik makamı kısa sürede Roma'nın doğu siyasetine karıştı. Archelaos, Mısır'da tahtın vârisi olan prensese eş arandığı sırada kendini VI. Mithridates'in oğlu olarak tanıtmış, kabul görmüş, fakat yalnızca altı ay hüküm sürebilmiş ve Romalı komutan Gabinius ile yaptığı bir savaşta öldürülmüştü. Rahipliğe önce oğlu, ardından Lykomedes geçti; sonra Augustus, Galat hanedanından Adiatorix'in oğlu Dyteutos'u bu göreve getirdi. Strabon bu atamanın arkasındaki hikâyeyi de anlatır: Augustus, Adiatorix'i karısı ve çocuklarıyla birlikte zafer alayında yürüttükten sonra onu en büyük oğluyla birlikte öldürtmeye karar vermişti. Küçük kardeş askerlere en büyüğün kendisi olduğunu söyleyince iki kardeş arasında uzun bir çekişme başladı; sonunda anne baba Dyteutos'u, annesine ve kalan kardeşine bakabilecek yaşta olduğu için geri çekilmeye ikna etti. Küçük kardeş babasıyla birlikte öldürüldü, Augustus olayı öğrenince üzüldü ve kurtulanları bu rahiplikle onurlandırdı.

Strabon Komana'yı kalabalık bir kent ve Ermenistan'dan gelenler için önemli bir pazar yeri olarak anlatır. Tanrıçanın çıkışları sırasında kentlerden ve kırlardan kadın erkek herkes bayrama akın ederdi. Bir adak gereği sürekli orada yaşayıp tanrıçaya kurban sunanlar da vardı. Halk refah içinde yaşar, bütün mülkleri bağlarla kaplıydı. Kentte bedenleriyle kazanç sağlayan, çoğu tanrıçaya adanmış çok sayıda kadın bulunuyordu. Strabon bu yüzden Komana'yı Afrodite'ye adanmış fahişeleriyle ünlü Korinthos'a benzetir; buraya gelen tüccarların ve askerlerin bütün paralarını harcadıklarını, "Korinthos yolculuğu herkese göre değildir" atasözünün de bundan doğduğunu ekler. Mithridates çağında Komana kendi adına sikke de basıyordu; genç Dionysos başı ve onun simgelerini taşıyan bronz sikkeler Sinope, Amisos, Kabeira ve öteki kentlerle birlikte Komana'da da basılmıştır.

Roma döneminde Komana bir süre Hierokaisareia adını da kullandı. Ma'nın tasviri Caligula zamanından itibaren kentin sikkelerinde yer aldı; Traianus, Septimius Severus ve Caracalla dönemlerinin sikkelerinde ise dört sütunlu bir tapınak cephesi görülür ve tapınağın görünüşüne dair elimizdeki tek bilgi bu sikkelerden gelir. Tokat'taki Ali Paşa Camii'nde kullanılan sekiz gri sütunun bu tapınaktan getirilmiş olabileceği düşünülmektedir. Kentin yeri 2009'da yer radarı taramalarıyla belirlenmiş, kazılar Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin yürüttüğü Komana Arkeolojik Araştırma Projesi kapsamında başlamıştır. Tapınağın yer aldığı tepe bugün sulama kanalları ve yeni bir karayolu nedeniyle zarar görmüştür. Komana'daki kültün kökenini Hitit çağına kadar götüren ve kutsal fahişeliği Hitit dönemine bağlayan yorumlar da vardır, ancak bunlar kazılarla henüz doğrulanmış değildir.

Ameria ve Ay Tanrısı Men Pharnakou

Bölgenin bir başka önemli kültü ay tanrısı Men Pharnakou'ya aitti. Strabon'a göre tanrının tapınağı, Pompeius'un kent statüsü verip Diospolis adını taktığı, sonra Pythodoris'in Sebaste adıyla süsleyip kendine kraliyet konutu yaptığı Kabeira yakınında, Ameria denen köy-kentteydi. Tapınağın çok sayıda hizmetkârı ve kutsal toprakları vardı; bu toprakların ürününü her zaman görevdeki rahip toplardı. Kült, I. Pharnakes tarafından kurulmuş ve VI. Mithridates çağında da yaşamayı sürdürmüştü. Strabon burayı aynı zamanda ay tanrıçası Selene'nin tapınağı sayar ve Albanlar ile Frigya'daki benzer tapınaklara benzetir.

Krallar bu tapınağa o kadar büyük saygı gösterirdi ki "kral yemini" şu sözlerle edilirdi: "Kralın talihi ve Pharnakes'in Men'i adına." Pharnakes adının Farsçada kut ve bahtla ilişkili bir sözcükle bağlantılı olduğu kabul edilir; Men Pharnakou böylece bahtı elinde tutan ay tanrısı olarak anlaşılırdı. Ay tanrısı, hanedanın sürekliliğini ve iktidarının meşruiyetini gökyüzünden onaylayan ilahî bir tanık gibiydi. Kimi araştırmacılar, Ameria'daki bu kutsal alanın Komana'daki ay tanrıçası Ma'nın nüfuzuna karşı bir denge unsuru olarak kurulduğunu düşünür. Men kültünün kökeni, simgeleri ve sikkelerdeki yeri, sitede bu tanrıya ayrılan yazıda ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Tapınak Hizmetkârları ve Rahipler

Strabon'un anlattığı büyük kutsal alanların ortak özelliği, Yunanca hierodouloi denen tapınak hizmetkârlarıdır. Komana'da altı bini aşan, Ameria'da "çok sayıda" diye anılan, Zela'da ise yerin asıl nüfusunu oluşturan bu insanlar tapınak topraklarını işler, törenlerde görev alır, kutsal alana ait bağ ve tarlalardan gelir sağlardı. Kapadokya'daki Venasa'da Zeus tapınağına bağlı hizmetkârların sayısı üç bine yakındı ve rahip bu topraklardan yılda on beş talant gelir elde ediyordu. Hizmetkârların hukuki durumu tam bir kölelikle özgürlük arasında bir yerdeydi; Pompeius'un Komana rahibine onları yönetme yetkisi verip satma yetkisi vermemesi, bu ayrımın Romalılarca da gözetildiğini gösterir.

Rahiplik ise bu dünyanın en yüksek makamlarından biriydi. Büyük tapınakların rahipleri ömür boyu görev yapar, krala yakın bir onur taşır, çoğu kez hanedanla akraba olurdu. Komana rahibinin bayram günlerinde taç takması ve kraldan sonra ikinci sırada sayılması, Zela rahibinin bütün kutsal alanın efendisi olması bu yüzdendir. Pontus kralları bu makamları sadık soylulara vererek onları kendine bağlıyordu; Dorylaos örneğinde olduğu gibi, bir rahibin ihaneti bütün bir aileyi sürükleyebiliyordu. Roma döneminde rahiplikler Pompeius ve Augustus gibi yöneticilerin dostlarına dağıttığı ödüllere dönüştü. Daha sonraki Romalı valiler bölgedeki bazı toprakları Komana rahiplerine, bir kısmını Zela rahibine, bir kısmını da Galat tetrarkları soyundan Ateporix'e bıraktı.

Sikkelerdeki Tanrılar

Pontus'un inanç dünyasını taşıyan en dayanıklı belgeler sikkelerdir. Kral sikkelerinde Zeus, Hera, Perseus ve Dionysos'un yanında, kent sikkelerinde Ares'in, Athena'nın ve hanedanın atası sayılan Perseus'un simgeleri görülür. VI. Mithridates döneminde krallığın kentlerinde basılan bronz sikkelerin büyük bölümü Zeus'u ve onun niteliklerini taşır. Kabeira sikkelerinde Zeus Stratios'un tapınağı içindeki tasviri ve Frig başlıklı, elinde mızrak ve oval kalkan tutan bir savaşçı figürü görülür.

Amaseia'nın kendi madenî paraları, üzerlerindeki tanrı tasvirleri, sunak görünümleri ve simgeleriyle cepte taşınan küçük birer anıt gibiydi. İmparatorluk döneminde kentin sikkelerinde Zafer taşıyan Zeus, Nike ve kentin koruyucusu Athena Polias, Zeus Stratios'un savaşçı kimliğiyle bağlantılı olarak yer alır. Bu sikkeler aynı zamanda Amaseia'nın Roma düzenindeki yerini de anlatır. Kent MÖ 70'te Lucullus tarafından alınmış, Pompeius'un kurduğu Bithynia ve Pontus eyaletinde geniş bir toprağa kavuşmuş, MÖ 3-2'de Galatia eyaletine bağlanarak Pontus Galatikus bölgesinin metropolisi olmuştu. Traianus zamanında bu bölge Kapadokya'ya aktarıldığında Amaseia metropolis unvanını korudu. Sikkelerdeki "metropolis" ve "Pontus'un birincisi" gibi unvanlar, kent halkının bu onuru tanrılarının sunağıyla birlikte gururla taşıdığını gösterir.

Eski Tanrılardan Hristiyanlığa

Pagan kültler Roma imparatorluk çağı boyunca yaşamayı sürdürdü, fakat 3. yüzyılın sonlarından itibaren Hristiyanlık bölgede hızla yayıldı. Hristiyan kaynaklarına göre Euchaita doğumlu asker Theodoros, Amaseia'daki Tanrıların Anası Kybele'nin tapınağını ateşe vermiş, tutuklanmış, işkence görmüş ve diri diri yakılarak öldürülmüştür. Şehadetinin tarihi Legenda Aurea'da 287, sonraki gelenekte ise 306 olarak geçer. Bu anlatı, Amaseia'da Kybele'ye ait bir tapınağın varlığını gösteren nadir tanıklıklardan biridir.

Komana'daki tapınağın çöküşü Hristiyanlığın yayılmasını hızlandırdı. Kentin piskoposu Basiliskos 310 yılı dolayında idam edildi; Konstantinopolis'ten sürgüne gönderilen İoannes Khrysostomos da 407 yılında Komana'da, Aziz Basiliskos kilisesine bağlı ruhban topluluğunun yanında öldü. Zela da bir piskoposluk merkezine dönüştü ve piskoposu Herakleios 314'teki Ankyra ve 325'teki İznik konsillerine katıldı. Ancak eski bayramların izleri kolayca silinmedi. 380'li yıllarda Amaseia piskoposu olan Asterios, 1 Ocak 400'de verdiği bir vaazda yeni yıl başında kutlanan Kalendae şenliğinin pagan geleneklerini ve taşkınlıklarını sert bir dille eleştirmişti. Strabon'un anlattığı ateş rahipleri, tapınak hizmetkârları ve dağ başındaki kurban ateşleri böylece yerini kiliselere, şehitlere ve piskoposlara bıraktı.

Amasya bugün bu katmanların bir kısmını hâlâ taşır. Harşena Dağı'nın yamaçlarına oyulmuş kral kaya mezarları, kalenin sarnıçları ve surları Helenistik dönemin izlerini korur; Yeşilırmak üzerindeki köprüler Roma çağından bugüne uzanan bir sürekliliği gösterir. Strabon'un adı da şehirde okullara, caddelere ve kültür kurumlarına verilmiştir. Tanrıların sunakları ise büyük ölçüde toprağın altında, birkaç yazıtta ve müzelerdeki sikkelerde yaşamaktadır.

Kronoloji

MÖ 302-281: I. Mithridates Ktistes'in bölgede hâkimiyet kurması; Amaseia Pontus Krallığı'nın ilk başkenti olur, krallık 281'de ilan edilir.

MÖ 183: I. Pharnakes Sinope'yi alır; başkent kıyıya taşınır. Ameria'daki Men Pharnakou kültü onun döneminde kurulur.

MÖ 82-81: VI. Mithridates, Murena'nın garnizonlarını Kapadokya'dan çıkardıktan sonra Zeus Stratios'a dağ başında ateş kurbanı sunar.

MÖ 73: Mithridates, Paflagonya seferinden önce Zeus Stratios'a yeniden kurban sunar ve Poseidon için denize bir çift beyaz at attırır.

MÖ 70: Lucullus Amaseia'yı ele geçirir.

MÖ 64 dolayı: Strabon Amaseia'da doğar.

MÖ 64-63: Pompeius Pontus'u düzenler; Archelaos'u Komana rahibi atar, Zela'yı kent statüsüne yükseltir.

MÖ 47: Iulius Caesar, II. Pharnakes'i Zela'da yener.

MÖ 3-2: Amaseia Galatia eyaletine bağlanır ve Pontus Galatikus'un metropolisi olur.

MS 231/232: Severus Alexander döneminde Amaseia'da, Zeus Stratios sunağını ve Helios'un dört atlı arabasını gösteren bronz sikke basılır.

MS 239/240: Çalıca'daki Zeus Stratios sunağının tarihi.

MS 306 (geleneğe göre): Theodoros'un Amaseia'daki Kybele tapınağını yakması ve şehit edilmesi.

MS 407: İoannes Khrysostomos sürgün yolunda Komana'da ölür.

2009: Komana antik kentinin yeri yer radarıyla belirlenir, kazılar başlar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Appianos, Mithridates Savaşları 66 ve 70.
  • Christina Williamson, "Power, Politics, and Panoramas. Viewing the Sacred Landscape of Zeus Stratios near Amaseia", T. Bekker-Nielsen (ed.), Space, Place and Identity in Northern Anatolia, Stuttgart, 2014, 175-188.
  • Franz Cumont, "Le Zeus Stratios de Mithridate", Revue de l'histoire des religions 43 (1901), 47-57.
  • "Amaseia", The Princeton Encyclopedia of Classical Sites, 1976, Perseus: https://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus:text:1999.04.0006:entry=amaseia

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar