Harşena Dağı'nın sarp kayalığı bir kaleyi savunmaya elverişli kılar, ama kuşatma günlerinde bir kaleyi ayakta tutan şey surların kalınlığından çok içerdeki suyun bitmemesidir. Amasya Kalesi'nin kayaya oyulmuş su yapıları, yani Cilanbolu, Zindan sarnıcı ve kaleyi ırmağa ve kral mezarlarına bağladığı söylenen merdivenli geçitler, bu ihtiyaca verilmiş çözümün bugüne ulaşan en çarpıcı örnekleridir. Bunların arasında en büyüğü ve en çok konuşulanı, Yukarı Kale'de yer alan Cilanbolu tünelidir. Yüzyıllar boyunca halk arasında kuyu, tünel, gizli yol ve sonu bilinmeyen bir derinlik diye anlatılmış, 2008 yılında yürütülen kazı ve temizlik çalışmasıyla ilk kez gerçek ölçüleri ve işlevi ortaya konmuştur.

Kalenin genel tarihi ve Ferhat Su Kanalı bu sitede ayrı yazılarda ele alınmaktadır. Burada kalenin içindeki su yolları, özellikle de Cilanbolu üzerinde durulur. Tünel için yayınlarda dolaşan bazı sayılar kazı raporuyla karşılaştırıldığında farklıdır ve metinde kazı raporundaki ölçüler esas alınmıştır.

Kalenin Konumu ve Su Yapıları

Amasya Kalesi, kent merkezinin kuzeyinde, Yeşilırmak'ın kuzey yakasında yükselen Harşena Dağı üzerindedir. Kale kayası denizden yaklaşık yedi yüz, Yeşilırmak'tan yaklaşık üç yüz metre yüksekliktedir ve kesme ile moloz taştan örülmüş surları ırmak kıyısına kadar sekiz kademe halinde iner. Kuruluşu Erken Tunç Çağı'na, MÖ 3200 dolaylarına bağlanan, sonraki yüzyıllarda el değiştirdikçe onarılarak kullanılan kalenin tarihi ve bölümleri Amasya Kalesi (Harşena Kalesi) yazısında anlatılmıştır.

Böyle bir kayanın en zayıf yanı sudur. Dağın tepesinde derin bir kuyu açmak çoğu yerde mümkün değildir, ırmağa inmek ise kuşatma altında tehlikelidir. Kalenin kayaya oyulmuş sarnıçları bu soruna verilmiş yanıttır. Bugün adı bilinen başlıca iki yapı vardır: Yukarı Kale'de yer alan Cilanbolu ile Kızlar Sarayı mevkiinin kuzeybatısında, dik bir yamaçta bulunan Zindan sarnıcı. İkisi de kaya tüneli tekniğiyle, basamaklı biçimde oyulmuştur ve ikisi de son yıllarda Amasya Müzesi'nin çalışmalarıyla temizlenmiştir. Kalenin içinde başka dehlizler ve su kuyuları bulunduğu da bildirilir. Kale ile Yeşilırmak ve Kral Kaya Mezarları arasında MÖ 3. yüzyıla ait olduğu düşünülen merdivenli bir yeraltı yolundan söz edilir. Bu yolun bugünkü durumu ve kesin güzergâhı yeterince belgelenmiş değildir, dolayısıyla anlatıların bir bölümü rivayet düzeyinde kalır.

Resmî belgelerde bu yapıların yaşı için MÖ 1. yüzyıl anılır. Amasya'nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi için hazırlanan dosyasında Cilanbolu sarnıcı, 186 metre uzunluğundaki Zindan Tüneli ve ırmağa ulaşan Ceylan Tüneli, kaya tüneli tekniğiyle ana kayaya tonoz biçiminde oyulmuş, taş basamaklı anıtsal su yapıları olarak sayılır. Aynı dosya Cilanbolu için yaklaşık 300 metre uzunluk verir. Bu rakam kazı raporundaki 205 metreyle uyuşmaz ve metinde kazı raporu esas alınmıştır. Kral Kaya Mezarları'ndan akropole çıkan yolun üzerinde de su temini için kullanıldığı belirtilen uzun ve derin bir basamaklı tünel yer alır; yol önce kuzeybatıya doğru bir tünelle sürer.

Kalenin içindeki bu depolar kuşatma günlerine göre düzenlenmişti. Aşağıdaki kentin gündelik suyu ise ayrı bir yapıdan, Ferhat Su Kanalı'ndan gelirdi. Geç Hellenistik ya da Erken Roma dönemine ait bu kanal, kayalar oyularak tüneller açılarak, yer yer duvar örülerek ve arazi eğimine uygun, terazi sistemine göre yapılmıştır. Uzunluğu altı kilometredir ve Ferhatarası mevkiinde karayoluna paralel uzanan yaklaşık iki kilometrelik kesimi dışarıdan kolayca izlenebilir. Kanala adını veren âşık nakkaş Ferhat'ın Şirin için dağı deldiği hikâye ise ayrı bir yazının konusudur ve burada yinelenmez.

Strabon'un Anlattığı Kanallar

Cilanbolu hakkındaki en eski yazılı bilgi, Amasyalı coğrafyacı Strabon'a aittir. Strabon, kendi kentinin kalesini Coğrafya'nın XII. kitabında anlatırken burayı hem kent hem kale olarak iş görebilecek kadar iyi düşünülmüş bir yer olarak niteler. Ona göre kaya yüksek ve diktir, ırmağa doğru ani biçimde iner, bir yanında ırmak kıyısındaki kenti çevreleyen sur, öbür yanında doruklara tırmanan duvarlar vardır. Birbirine doğal olarak bağlı iki tepe kulelerle donatılmıştır ve bu çevrenin içinde krallara ait saraylar ile anıtlar bulunur. İki tepeyi birbirine bağlayan boyun kısmı dardır, oradan zirvelere çıkan son bir stadionluk yokuş ise hiçbir güce yenilmez bir sarplıktadır.

Su konusunda Strabon'un cümlesi şudur: kayanın içinde su depoları vardır ve kent bu sudan yoksun bırakılamaz, çünkü kayaya boru biçiminde iki kanal oyulmuştur; bunlardan biri ırmağa, öteki boyuna doğru uzanır. Bu tarif Harşena'daki yeraltı yapılarına öylesine uyar ki 19. yüzyılın araştırmacıları da tünel hakkında konuşurken ona dayanmışlardır. Georges Perrot, Edmond Guillaume ve Jules Delbet 1872'de Amasya'daki tünelin yeraltı sularına erişmek için kullanıldığını yazdılar, yalnız amacına göre fazla büyük olduğunu da eklediler. Strabon'un andığı iki kanalın bugünkü hangi yapılara karşılık geldiği ise kesin değildir. Cilanbolu bu tarifle ilişkilendirilir, ama Strabon yapıya ad vermez ve kazı raporu da yalnızca bu antik kaydı tünelin en eski yazılı anılışı olarak değerlendirir.

Strabon aynı bölgenin başka bir kalesinden, Sagylion'dan söz ederken de su deposunun önemini gösterir. Yükseklerdeki bu kalede, krallar için çok işe yarayan geniş bir su deposu bulunuyordu. Pompeius, garnizonların yıkılmasını ve kalelerin eşkıyaya sığınak olmamasını buyurunca deponun kuyuları kocaman kayalarla tıkanmıştı. Kral Pharnakes'in oğlu Arsakes, isyan girişiminden sonra bu dağa kaçtığında yanında yiyecek yoktu ve kuyuların da tıkalı olduğunu gördü, kale kuvvetle değil açlıkla ele geçirildi. Bu kayıt, antik çağda bir hisarın su depolarının doğrudan savunmanın ve saldırının hedefi sayıldığını gösterir. Amasya'nın kayaya gömülü sarnıçları da aynı mantıkla düşünülmelidir.

Cilanbolu Tünelinin Yapısı

Cilanbolu, kalenin ortasında, büyük kapının hizasındaki yüksekçe bir noktadan başlar ve güneyden kuzeye, dağın içine doğru iner. Girişi geniş ve yuvarlaktır. Dışarıdan bakıldığında batı yanında kayaya yaslanmış, düzgün kesme taşla örülmüş görkemli bir kule gibi görünen bu bölümün üst kısmı sonraki onarımlarda moloz taşla yeniden düzenlenmiştir. Yapı ilk bölümünde kâgir olarak başlar, daha aşağıda ana kayanın oyulmasıyla devam eder. Kazı raporuna göre tünelin eğimi yaklaşık yüzde otuz beştir.

Yayınlarda sıkça dolaşan sayılar birbirinden farklıdır. Kale hakkındaki genel anlatılarda tünelin sekiz metre çapında bir dehliz olduğu ve yaklaşık yüz elli basamakla inildiği yazılır, bazı kaynaklar uzunluğu 181, kimileri 186 metre olarak verir. Yüz elli basamak, kazıdan önce görülebilen kısmı anlatır. Yapıldığı çağda basamakların daha fazla olduğu, alttakilerin günümüze ulaşmadığı yazılır, yerel anlatılarda da daha aşağıda merdivenlerin yok olduğu söylenirdi ve nitekim tünelin alt bölümü yıkıntı, toprak ve taş dolguyla kapanmıştı. Dolgunun yapısı kazıda ayrıntısıyla belirlendi. Yaklaşık doksanıncı metreye kadar tabanda bir ile bir buçuk metre kalınlığında toprak, doksan ile yüz onuncu metreler arasında orta boy moloz taş, yüz on ile yüz otuz beşinci metreler arasında ise iri moloz taş ve yer yer düzgün kesme bloklar vardı. Çalışma başlamadan önce ulaşılabilen son nokta olan yüz otuz beşinci metrede, taşların arasında su görülüyordu.

Tünelin girişine yakın kesimde, ana kayanın başladığı yerde, Helenistik çağda düzgün kesme taşla örülmüş, yuvarlak kemerli, bir kapı gibi düzenlenmiş bir mimarî doku vardır. Bu dokunun yukarı doğru devamında, duvarları kaba yonu ve moloz taştan, kemer ve tonoz kısmı ise tuğla ve harçtan örülmüş sonraki bir onarım izlenir. Helenistik dokunun yaklaşık otuz metre aşağısında, ana kayanın iki yanında birer duvar bulunur. Bu duvarları düzgün kesme taşlı yuvarlak bir kemer birbirine bağlar ve kemerin üzerinde 35 x 35 santimetre ölçüsünde bir açıklık yer alır. Kazı heyeti bu örgünün, kayanın çürük olan kesimini desteklemek için yapıldığı sonucuna varmıştır.

Tünelin orta bölümünde, yaklaşık doksanıncı metrede doğu yönünde, on metre uzunluğunda ve üç metre yüksekliğinde, bosajlı bloklarla örülmüş bir duvar durur. Kazıyı yürüten Muzaffer Doğanbaş, Helenistik çağa ait bu duvarı şöyle yorumlar: tünel yapılırken kayadan çıkan molozu kolayca dışarı atmak için bir tahliye bacası açılmıştı ve iş bittikten sonra bu açıklık duvarla kapatıldı. Tünelin bazı kesimlerinde, özellikle doğu yönünde ana kayadan su sızıntıları görülür. Bu sızıntılar zamanla kayanın belli bir bölümünde karstik oluşumlara yol açmıştır. Tünelin dibinde toplanan suyun, kayanın kendi çatlaklarından gelen sızıntı olduğu anlaşılır.

Gezginler ve Yerli Tarihçilerin Anlattıkları

Cilanbolu, Amasya'yı ziyaret eden gezginlerin de ilgisini çekmiştir. Evliya Çelebi, Charles Texier, Hamilton ve Henry J. Van Lennep gibi yazarlar tünelin niteliği üzerine bilgi ve yorum bırakmıştır. Yerli kaynaklar arasında ayrıntıya en çok girenler Mustafa Vazıh Efendi ile onun aktarımlarını sürdüren Abdizade Hüseyin Hüsameddin'dir. Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi'nde halk arasında dolaşan bir söylentiyi nakleder: Cilanbolu kale için yapılmış bir su kuyusudur, Karaman Dağı'ndan akan su buraya akıtılmıştır, bu su ırmağa kadar indirilmiştir ve Leğen Kaya denen yer bu yolun ucudur. Aynı müellif, Amasya'yı konu alan manzum eserinde Cilanbolu'yu kalenin ortasında hayret uyandıran bir kuyu olarak anar, nereden başlayıp nerede bittiğinin bilinmediğini söyler ve suyunun Amasya'nın seçkin kuyu sularından sayıldığını belirtir. Ona göre kuyunun sonu yoktur.

Hüseyin Hüsameddin'in, Mustafa Vazıh Efendi'nin Belâbilü'r-Râsiyye fî Riyâzı Mesâili'l-Amâsiyye adlı eserinden aktardığı başka bir rivayet, Amasya Mutasarrıfı Caniklizade Mikdad Ahmed Paşa'nın (1776-1786) Cilanbolu'nun derinliğini anlamak için bir adam kiraladığına dairdir. Paşa, adamın şer'î diyetini de vererek onu kuyuya indirmiş, ancak suya giren dalgıç kayanın dibinde kaybolmuş ve bir daha çıkmamıştır. Bu hikâye, tünelin yüzyıllar boyunca halkın hayalinde derin ve tehlikeli bir yer olarak yaşadığını gösterir. 2008 kazısı hem tünelin Leğen Kaya'ya kadar indiği iddiasını hem de dalgıç hikâyesini çürütmüştür.

2008 Kazı ve Temizlik Çalışması

Harşena Kalesi'ndeki kurtarma kazıları 2006'da başlamış, 2007'de sürmüş, 2008'de hedef Cilanbolu tünelinin açılması olmuştur. Çalışma, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün verdiği izinle, Amasya Müzesi Müdür Vekili Celal Özdemir başkanlığında, müze araştırmacısı Muzaffer Doğanbaş ile arkeolog ve sanat tarihçilerden oluşan bir ekip tarafından 2 Haziran 2008'de başlatılmıştır. Basına yansıyan bilgiye göre İl Özel İdaresi bu iş için 92 bin YTL'lik bir kaynak ayırmıştır. Yüklenici firma önce karanlık olan tüneli aydınlatmış, toprak dolgunun bulunduğu doksan metrelik bölüme demir raylar döşemiş, çıkan malzemeyi kale alanının dışına taşıyabilmek için tünelin dışına döner bant sistemi kurmuştur. Dolgu vagonlarla dışarı alınmıştır.

Çalışma tünelin yıkık kısmından başlamış, yaklaşık bir buçuk metre derinlikte düzgün kesme taştan yapılmış basamaklara ulaşılmıştır. Otuz beş ile kırk santimetre genişliğindeki bu taş basamaklar, ana kaya zemin düzleştirilerek açılan yataklara oturtulmuş, tünelin bu kesiminde üçer sıra halinde dizilmişti. Kimi basamak taşları tahrip olmuş, kimi yerlerde hiç kalmamıştı. Kazıya başlanan bölümden Helenistik dokunun bulunduğu yere kadar olan kısım daha dardı ve ana kayadan bağımsız biçimde düzenlenmişti. Helenistik kemerli dokudan sonra tünel genişliyor, taş basamaklar kayanın durumuna göre devam ediyordu.

Doksanıncı metreden sonra moloz taş dolgu alınmaya başlanmış, altından yine toprak dolgu, yer yer çamur tabakası çıkmıştır. Aynı sırada tünelin yüz otuz beşinci metresindeki su birikintisi pompayla, plastik hortumlar aracılığıyla iki kademede dışarı boşaltılmıştır. Su çekildikçe bu noktada büyük kesme bloklar ve moloz taşlar ortaya çıkmış, bunlar alındıkça çalışma derinleşmiştir. Tünelden çıkarılan düzgün kesme bloklar, ileride yapılacak restorasyonda kullanılmak üzere tünelin dışında bırakılmıştır. Yüz yetmiş dördüncü metreye gelindiğinde taş basamaklı zeminin sona erdiği görülmüştür. Basamakların bittiği yerde, kuzey-güney doğrultusunda 6,90 metre uzunluğunda ve 2,75 metre derinliğinde bir su haznesi bulunmuştur. Çalışmanın başladığı yerden bu noktaya kadar toplam 356 basamak sayılmıştır. Hazne bulununca bu bölümdeki kazı bitirilmiş, tünelin başlangıç noktasının araştırılması için güneybatı kesimine geçilmiştir. Orada önce çökmüş olan 7,5 metrelik kısım temizlenmiş, ardından gelen yaklaşık on yedi metrelik bölümün tonoz örtüsünün sağlam olduğu görülmüş, zeminden tonoza yüksekliğin 2,25 metre olduğu ölçülmüştür.

Çalışma sürerken basına yansıyan haberlerde temizliğin yüz yetmiş metreye ulaştığı bildirilmiş, tünelin antik çağda kalenin su ihtiyacını karşılamak üzere açıldığı vurgulanmıştır. Kimi yerel kayıtlar yüz yetmiş metreye 2009'da ulaşıldığını yazar ve kalenin Yeşilırmak'tan yaklaşık üç yüz metre yüksekte olmasından hareketle yapının ırmağa dek indiğini kestirmenin zor olmadığını ileri sürer; kazının ortaya koyduğu sonuç bu çıkarımı desteklemez.Kazı 2 Haziran'da başlamış, 10 Ekim 2008'de sona ermiş ve Cilanbolu'nun toplam 205 metre uzunluğunda bir tünel olduğu anlaşılmıştır. Dolgudan Roma ve Osmanlı dönemlerine ait seramik parçaları çıkmıştır. Etütlük eserler arasında bir Roma dönemi bronz sikkesi, pişmiş toprak bir Roma düdüğü ve cam bilezik parçası, iki adet 1327 tarihli nikel Osmanlı sikkesi, iki Osmanlı sikkesi daha, pişmiş toprak bir pipo, kemik bir ağızlık, bir metal kap ve üç güğüm parçası yer alır. Cumhuriyet dönemine ait bir metal anahtar ile demir bir bıçak da buluntular arasındadır. Buluntular, tünelin Roma çağından yirminci yüzyıla kadar kullanıldığına ya da en azından içine insan eli değdiğine işaret eder.

Kazının Vardığı Sonuçlar

Doğanbaş'ın raporundaki hüküm açıktır: Cilanbolu'nun önemli bir kısmı Pontus Krallığı (MÖ 301-47) döneminde ana kayaya oyularak yapılmıştır, üst bölümleri ise kaba yonu, moloz taş ve tuğla malzemeyle örülmüş büyük bir su sarnıcıdır. Aynı rapor, Vazıh Efendi ile Hüseyin Hüsameddin'in tünelin Leğen Kaya'ya kadar indiği yolundaki iddiasının gerçek olmadığını, dalgıç hikâyesinin de asılsız kaldığını bildirir. Tünelin sonunda çıkış yoktur, dipte bir su haznesi vardır.

Bu bulgu, bazı anlatılarda tekrarlanan bir görüşü de zayıflatır. Cilanbolu'nun ilk amacının, kuşatma zamanında kral ve ailesinin kaleden gizlice çıkmasını sağlayan bir kaçış yolu olduğu söylenirdi. Dibi bir hazneyle biten, ırmağa ya da dışarıya açılmayan bir tünelin kaçış yolu olarak tasarlandığına dair kazıdan çıkan bir veri yoktur. Bu nedenle ana işlevi su olarak değerlendirmek bugün en iyi desteklenen görüştür.

Kimi yayınlarda tünel için "2300 yıllık" ifadesi kullanılır. Bu rakam Pontus çağını esas alan kaba bir yaşa karşılık gelir ve kesin bir inşa yılı belgelenmiş değildir. Tünelin birkaç evrenin izini taşıdığı ise kazıyla gösterilmiştir. Helenistik kemerli kapı ve bosajlı duvar en eski evreyi, tuğla ve harçla yapılmış tonozlar sonraki onarımları, içerdeki Osmanlı buluntuları ise tünelin yakın zamanlara kadar su verdiğini düşündürür.

Pontos Bölgesinin Basamaklı Tünelleri

Cilanbolu tek başına bir istisna değildir. Pontos bölgesinde, bazı kalelerde birden fazla olmak üzere, otuz ayrı yerde toplam otuz dokuz basamaklı tünel saptanmıştır. S. Yücel Şenyurt ile Ahmet Emirhan Bulut'un 2020 tarihli değerlendirmesine göre bu yapılar, bir kalenin ya da doğal kaya yükseltisinin üzerinden kayanın derinliklerine yirmi beş ile kırk beş derece eğimle inen, ana kayaya oyulmuş koridorlardır. Anadolu'nun orta, kuzey ve doğusunda görülürler, Batı Anadolu kıyılarında yoktur. Amasya Kalesi'nde bu tünellerden üç tane bulunduğu bildirilir. Aynı çalışmada Cilanbolu'nun uzunluğu 205 metre olarak verilir ve Çorum'daki İncesu tüneli (300 metre) ile Ordu'daki Kurul Kalesi tüneli (180 metre) ile birlikte bölgenin büyük örnekleri arasında sayılır. Kurul Kalesi'ndeki tünel için yaklaşık 1100 metreküp kaya oyulduğu hesaplanmıştır.

Bu tünellerin ne için yapıldığı konusunda üç görüş vardır. İlki ve en doğal olanı su temini görüşüdür. 1900'lerin başında Waldemar Belck, Harşena'daki tünelin kalenin su ihtiyacı ve temiz suyun depolanması için yapılmış olabileceğini dile getirmiştir. İkinci görüş askerî işlevi öne çıkarır. Hans Henning von der Osten, Kızılırmak kavsindeki bazı tünellerin salt su için gereğinden büyük olduğunu ileri sürmüş, bunların düşmana görünmeden vadi seviyesine inip beklenmedik bir saldırı yapmaya elverişli olduğunu düşünmüştür. Guillaume de Jerphanion da askerî işlevi ihtimal dahilinde görmüştür. Üçüncü görüş kültsel işlevi vurgular. Richard Leonhard, su için bu kadar büyük bir yapının gereksiz olduğunu, küçük bir kuyunun yeteceğini söyleyerek tünelleri Anadolu'nun ana tanrıçası Kybele'nin kültüyle ilişkilendirmiştir. Hisarkavak ve Kurul Kalesi tünellerinin girişlerindeki küçük nişler de bu yoruma dayanak olarak gösterilir.

Şenyurt ile Bulut, Cilanbolu'nun kazı sonuçlarını bu tartışmanın içine yerleştirir. Tünelin çıkışı bulunmadığı, sonunda bir su biriktirme haznesi olduğu kesin olarak anlaşıldığı için, onlara göre, bu yapıyı kalenin savunma düzeninin askerî bir parçası saymak mümkün görünmemektedir. Hangi amaçla yapılmış olursa olsun tünellerin odağında su vardır. Dipteki hazneler, kaya çatlaklarından sızan suyu toplamak üzere tasarlanmış gibidir. Tokat Kalesi'ndeki temizlikte tünelin tabanına yakın bir noktada karşılaşılan kaynak suyunun, günde bir buçuk ton boşaltılmasına rağmen yaklaşık bir buçuk ay boyunca tükenmemesi, bu hazne sistemlerinin ne kadar su tutabildiğini gösteren bir örnek olarak anılır. Aynı kalelerde birden çok tünelin bulunması ise ilk tünelde yeterli su biriktirilememesiyle ya da kalenin nüfusunun tek bir tünelle karşılanamamasıyla açıklanmaya çalışılır.

Ustalar, Köken ve Tarihleme

Kayanın bu ölçüde oyulması, madencilik bilgisine yakın bir teknik gerektirir. Pontos bölgesi demir, gümüş ve bakır yatakları bakımından zengin bir coğrafyadır ve antik kaynaklarda Khalyb adı verilen madenci topluluklardan söz edilir. Şenyurt ile Bulut, bu ustaların tünellerin yapımına bilgi ve iş gücü sağlamış olabileceğini önerir. Harşena yamaçlarındaki Pontos krallarına ait beş kaya mezarının ve kale üzerindeki basamaklı tünellerin aynı ustaların elinden çıktığı düşüncesi 19. yüzyıldan beri dile getirilmektedir. Fleischer'in aktardığına göre mezarlar sırasıyla I. Mithradates, Ariobarzanes, II. ve III. Mithradates ile en son I. Pharnakes'e atfedilir.

Tarihleme konusundaki ölçüt, kullanım aralığına dayanır. Geyraz ve Kurul kalelerinin tünellerinde VI. Mithradates dönemine (MÖ 120-63) ait bronz sikkeler bulunmuştur. Cilanbolu'da ise doksanıncı metredeki bosajlı duvar Helenistik çağa tarihlenmiştir. Bu verilerden, tünellerin inşasının VI. Mithradates döneminden sonraya olamayacağı sonucu çıkarılır. Daha eski bir kökenin olup olmadığı belirsizdir. Bölgesel çalışmalar Hitit çağındaki Boğazköy ve Oymaağaç (Nerik) örneklerine dikkat çeker. Bunlar bindirme duvar tekniğiyle yapılmış, çıkışı olmayan ve kaynak suyuyla ilişkili yeraltı yapılarıdır. Şenyurt ile Bulut, Pontos tünellerinin öncüllerinin bu Hitit geleneğinde aranabileceğini düşünür, ancak Cilanbolu'nun kendisi için doğrudan bir bağlantı kanıtlanmış değildir.

Bazı tünellerin Mithradates döneminde kullanıldıktan sonra Romalılar tarafından doldurulup kapatıldığı, ancak içlerindeki su kaynakları nedeniyle sonradan yeniden açılıp Osmanlı çağına kadar su temini için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Cilanbolu'daki Osmanlı sikkeleri, güğüm parçaları ve metal kap bu görüşle uyumludur. Tokat Kalesi'nde ise Evliya Çelebi'nin "Ceylan Yolu" dediği tünelin 362 basamakla nehre indiğini yazması, 2015'te başlayan temizlikte tünelde 361 basamak sayılmasıyla doğrulanmıştır. Bu karşılaştırma, basamaklı tünellerin 17. yüzyılda hâlâ açık olduğunu ve Evliya'nın bu yapıyı gerçekten gördüğünü gösterir.

Kalenin Çevresindeki Kazılar ve Bugünkü Durumu

Cilanbolu'nun temizliğinden bir yıl sonra, 2009'da, Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı'nda İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyelerinden Emine Naza Dönmez başkanlığında uzun soluklu bilimsel kazılar başlatılmıştır. Kızlar Sarayı mevkiinde ele geçen Pers egemenliği ve Frig kültürü etkisindeki bir yerleşime ait buluntular, kayaya oyulmuş yapıların çevresindeki yerleşimin Pontos krallığından önceye gittiğini düşündürür. Bu kazıların ayrıntılı sonuçları kale yazısında yer alır.

Kalenin onarım ve restorasyon çalışmaları en son 2011-2013 yılları arasında yürütülmüştür. Bugün Cilanbolu, Amasya Müzesi'nin yürüttüğü çalışmalarla temizlenmiş, bilimsel araştırmaya ve ziyarete açılmış bir yapıdır. Dışarıdan bakan biri ilk bölümdeki kule biçimli kâgir girişi görür, içeri girenler ise kayaya oyulmuş basamaklarla serin ve nemli bir karanlığa inerler. Tünelin kimi yerlerinde ana kayadan sızan su, kalenin kayasının bugün de içinde su tuttuğunu hatırlatır.

Kronoloji

MÖ 3200 dolayı: Kalenin kuruluşunun tarihlendirildiği Erken Tunç Çağı.

MÖ 301-47: Doğanbaş'ın, Cilanbolu'nun önemli bir bölümünün kayaya oyularak yapıldığını belirttiği Pontus Krallığı dönemi.

MÖ 120-63: VI. Mithradates dönemi. Pontos bölgesindeki basamaklı tünellerin inşası bu tarihten daha geç olamaz.

MÖ 1. yüzyıl sonu ile MS 1. yüzyıl başı: Strabon, kayanın içindeki su depolarını ve iki kanalı anlatır.

1776-1786: Mikdad Ahmed Paşa'nın mutasarrıflık dönemi; dalgıç rivayeti bu döneme bağlanır.

1872: Perrot, Guillaume ve Delbet, Amasya'daki tünelin yeraltı sularına erişim amacıyla yapıldığını, ama amacına göre fazla büyük olduğunu yazar.

2 Haziran - 10 Ekim 2008: Cilanbolu tünelinde kazı ve temizlik çalışması. Tünelin uzunluğu 205 metre, basamak sayısı 356, dipteki su haznesi 6,90 x 2,75 metre olarak tespit edilir.

2009: Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı'nda Emine Naza Dönmez başkanlığında sistematik kazılar başlar.

2011-2013: Kalede son onarım ve restorasyon çalışmaları.

2020: Şenyurt ve Bulut, Pontos bölgesi basamaklı tünellerinin köken ve işlevleri üzerine değerlendirmesini yayımlar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar