Pontus Krallığı'nın iç bölgedeki en önemli kenti olan Amaseia'yı anlamak için önce haritaya bakmak gerekir. Şehir, Karadeniz kıyısındaki dağ kuşağının arkasında, Iris ırmağının (Yeşilırmak) oyduğu dar ve derin bir vadide yer alıyordu. Denize kuş uçuşu yaklaşık seksen iki kilometre uzaklıkta olsa da arada yüksek dağlar bulunduğundan, kıyıya inen karayolu yaklaşık yüz otuz altı kilometreyi buluyordu. Bu uzaklık kenti denizden gelebilecek baskınlardan korurken, onu liman kentlerine ve iç Anadolu'ya bağlayan yolların ortasında bırakıyordu. Pontus krallarının hem bu vadiyi hem de çevresindeki kent, konak ve tapınak ağını neden önemsediği, ancak bölgenin ayrıntılı coğrafyasına bakıldığında anlaşılır.

Pontus'un İki Yüzü: Kıyı ve İç Bölge

Pontus doğal olarak iki ayrı bölgeden oluşan bir ülkeydi. Karadeniz boyunca uzanan dar bir kıyı şeridi, kıyıya paralel yükselen Pontus Dağları'yla iç bölgeden ayrılıyordu. Bu sıralar iki bölge arasındaki ulaşımı güçleştirdiği için kıyıdaki Yunan kolonileri ile içerideki vadi kentleri uzun süre ayrı ayrı gelişti. Kıyıda Sinope gibi Milet kökenli liman kentleri deniz ticareti yapıyor, balıkçılığı ve gemi yapımına elverişli keresteyle ün kazanıyordu. İçeride ise ırmak vadileri boyunca sığır ve at sürüleri, darı ekilen ovalar, üzüm, armut, elma ve ceviz ağaçları uzanıyordu.

Amaseia'nın yerlisi olan coğrafyacı Strabon, memleketinin iç bölgesini ayrıntılarıyla anlatır. Ona göre Amaseialıların toprakları Pontus eyaletinin en geniş ve en iyi bölümüdür. Kuzeyde Halys (Kızılırmak) ırmağına kadar uzanır ve bu kuzey kısmın uzunluğu yaklaşık beş yüz stadiondur. Bir stadion yaklaşık yüz seksen beş metre olduğundan bu, doksan kilometreyi aşan bir mesafe eder. Güneyde topraklar Zela (Zile) bölgesine ve Büyük Kapadokya sınırındaki Trokmi ülkesine kadar iner. Ximene bölgesindeki kaya tuzu yatakları, Halys adının kaynağı sayılır. Strabon, Mithridates savaşları yüzünden bu topraklarda yıkılmış kaleler ve boşalmış köyler kaldığını da yazar. Yine de ülkenin bütünü ağaçlıktır, bir bölümü at yetiştirmeye ve öteki hayvancılığa elverişlidir, hepsi de yerleşmeye çok uygundur.

Iris Vadisi ve Kentin Konumu

Iris'in izlediği yol, bölgenin coğrafyasını tek başına gösterir. Strabon'a göre ırmak Pontus Komana'sının ortasından geçer, Dazimonitis ovasında batıya akar, sonra kuzeye dönerek eski bir kral konağı olan Gaziura'nın yanından ilerler. Ardından yeniden doğuya yönelir, Skylax ve başka ırmakların sularını alır ve Amaseia'nın surlarının dibinden geçerek Phanaroea ovasına ulaşır. Burada Armenia'dan gelen Lykos (Kelkit Çayı) ile birleşir, Themiskyra ovasından geçip Karadeniz'e dökülür. Bugünkü harita bu tarifi büyük ölçüde doğrular. Yeşilırmak Tokat çevresinden batıya akar, Turhal'ın yanından kuzeye döner, Amasya'da dar bir boğaza girer, sonra Erbaa ve Çarşamba ovalarından geçerek Samsun yakınlarında denize ulaşır. Amaseia, bu uzun akışın tam ortasında, vadinin en dar ve en korunaklı noktasında bulunur.

Strabon şehrin kendisini de ayrıntılı biçimde betimler. Ona göre kent derin ve geniş bir vadide kurulmuştur ve hem insan aklıyla hem doğayla olağanüstü donatılmıştır, çünkü aynı anda hem şehir hem kale işlevi görür. Yüksek ve dik bir kaya ırmağa doğru ani bir eğimle iner. Bir yanda ırmak kıyısında şehrin yerleştiği sur, öbür yanda kayanın zirvelerine kadar çıkan surlar vardır. Birbirine doğal olarak bağlanan iki tepe kulelerle donatılmıştır ve kralların sarayları ile anıt mezarları bu çevrenin içinde yer alır. Zirveleri birbirine bağlayan boyun son derece dardır. Irmak kıyısından ve kenar mahallelerden boyuna doğru beş altı stadion tırmanılır, boyundan zirvelere ise bir stadion daha çıkılır. Bu son yokuş, her türlü saldırıya karşı koyacak kadar diktir.

Kayanın içinde su depoları bulunduğundan kentin suyu kesilemezdi. Ayrıca kayaya biri ırmağa, öbürü boyuna doğru olmak üzere iki tüp biçimli kanal oyulmuştu. Irmak üzerinde iki köprü vardı: biri şehri banliyöye, öbürü banliyöyü dış topraklara bağlıyordu. Vadi ırmak kıyısından başlayarak önce dar ilerler, sonra genişleyerek Khiliokomon ovasını oluşturur. Bunu Diakopene ve Pimolisene toprakları izler. Bunların hepsi verimlidir ve Halys'e kadar uzanır. Su, savunma ve tarım toprağı aynı yerde toplandığı için Amaseia'nın kral kenti olarak seçilmesi doğal görünür.

Amaseia'nın yakın çevresinde sağlıklı ve korunaklı yerler de vardı. Strabon, Amaseia topraklarının üst tarafında Phazemonitis halkına ait, sağlığa çok yararlı sıcak suları anar. Aynı bölgede dik bir dağın sivri zirvesine kurulmuş Sagylion kalesi bulunuyordu. Kalenin kayaya oyulmuş geniş bir su deposu vardı ve krallara birçok bakımdan yararlı olmuştu. Kral I. Pharnakes'in oğullarından Arsakes, hiçbir valinin izni olmadan hanedanlık davasına kalkışınca bu kaleye kaçmış, orada Polemon ile Lykomedes'in kuvvetlerince kuşatılmış, kaleye yeterli erzak almadan çıktığı için açlıktan teslim olmuştur. Deponun kuyuları ise Pompeius'un emriyle iri kayalarla kapatılmıştı, çünkü Pompeius kalelerin soygunculara barınak olmasını istemiyordu. Phazemonitis'in adı bu düzenlemeden sonra Neapolis olarak değişti. Strabon'un andığı Phazemon köyü, kimi araştırmacılara göre bugünkü Havza çevresindedir.

Sinope ve Amisos: Denize Açılan Kapılar

Pontus'un iç bölgesi denize bu iki liman kenti üzerinden açılıyordu. Sinope (Sinop), Milet kolonicilerinin kurduğu bir kenttir ve Strabon onu bölgenin en dikkate değer şehri sayar. Kent bir yarımadanın boynunda yer alır. Boynun iki yanında limanlar ve demirleme yerleri bulunur, çevresinde ise ünlü palamut avı yapılırdı. Kıyıdaki oyuklu ve sivri kayalar gemilerin yaklaşmasını güçleştirir, yarımadanın yukarısında ise bahçelerle süslü verimli topraklar uzanırdı. Sinope uzun süre bağımsız kalmış, sonunda I. Pharnakes tarafından ele geçirilmiş ve ondan sonra krallığın ikinci başkenti olmuştur. Fetih tarihi çoğu kaynakta MÖ 183 olarak verilir, bazı kaynaklarda MÖ 182 geçer. VI. Mithridates Eupator, Strabon'a göre Sinope'de doğup büyümüştür ve kent onun döneminde krallığın metropolü sayılmıştır. Strabon Sinope'nin Amisos'a yaklaşık dokuz yüz stadion, yani yüz altmış beş kilometre kadar uzak olduğunu yazar.

Amisos (Samsun), Sinope'nin doğusunda, Halys ağzının ardından gelen kıyıda kurulmuştu. Strabon'un aktardığına göre kent önce Miletoslular, sonra bir Kapadokya önderi, daha sonra da Athenokles ve beraberindeki Atinalılar tarafından iskân edilmiş, bu sırada adı Peiraieus olmuştu. Krallar kenti ele geçirdikten sonra Eupator onu tapınaklarla donatmış ve ona yeni bir mahalle eklemişti. Kentin hemen çevresindeki Themiskyra ovası denizden altmış stadion kadar uzaktaydı. Thermodon ve Iris ırmakları bu ovayı sular. Strabon ovanın her zaman nemli ve otlu olduğunu, sığır ve atların beslenmesine, darı ve sorgum ekimine elverişli bulunduğunu yazar. Suyun bolluğu kuraklığı dengelediği için halk hiçbir zaman kıtlık çekmez. Dağ eteğindeki ormanlarda yılın her zamanı yabani üzüm, armut, elma ve ceviz bulunur, avcılık da bereketlidir.

Amaseia'nın Karadeniz'e kendi limanı yoktu. Dağ ile deniz arasındaki ilişki bu iki kent üzerinden kuruluyordu: iç bölgenin ürünleri Amisos ve Sinope limanlarına iniyor, kıyının kentleri de iç bölgenin kral konaklarına ve kutsal merkezlerine bu vadi yoluyla bağlanıyordu. Ticaretin ayrıntısı ayrı bir yazıda ele alınmıştır.

Tapınak Kentleri: Zela, Komana ve Ameria

Amaseia'nın çevresinde kutsal sayılan kentler de vardı. Geniş topraklara ve kalabalık nüfusa sahip bu merkezler, yarı bağımsız küçük devletler gibi işliyordu. Güneyde, Amaseia topraklarının hemen ötesinde Zela (Zile) uzanıyordu. Strabon'a göre kent, efsanevi Semiramis'e atfedilen bir höyüğün üzerinde surlarla çevriliydi ve Ermenilerin de saydığı tanrıça Anaitis'in tapınağını barındırıyordu. Burada yapılan ayinler öteki yerlerden daha kutsal sayılır, Pontuslular en önemli işlerle ilgili yeminlerini burada ederdi. Krallar döneminde Zela şehir sayılmaz, İran tanrılarına ayrılmış kutsal bir alan olarak yönetilirdi. Rahip, kalabalık tapınak hizmetkârı topluluğuyla birlikte alanın tek efendisiydi ve geniş gelirlere sahipti. Pompeius bu bölgeye başka toprakları ekleyip Zela'ya şehir statüsü vermiştir. Zela adı sonradan Julius Caesar'ın MÖ 47'de Pharnakes'i burada yenmesiyle ve onun "geldim, gördüm, yendim" sözüyle de anılacaktır.

Güneydoğuda, Iris'in yukarı akışında Pontus Komana'sı bulunuyordu. Kentin yeri, bugünkü Tokat'ın yaklaşık dokuz kilometre kuzeydoğusundaki Gümenek köyü yakınında tespit edilmiştir. Kapadokya Komana'sının örnek alınarak kurulduğu bu kent aynı tanrıçaya, yani Ma'ya adanmıştı. Strabon'a göre tapınak ayinleri ve rahibe gösterilen saygı iki kentte hemen hemen aynıydı. Tanrıçanın yılda iki kez yapılan çıkış törenlerinde başrahip başına bir taç takar ve kraldan sonra devletin en onurlu kişisi sayılırdı. Pompeius, Pontus'u düzenlerken Archelaos'u bu görevin başına getirmiş, kutsal toprağa çevresi altmış stadion olan bir bölge eklemiş, halkın ona itaat etmesini emretmişti. Tapınakta altı bin kadar hizmetkâr çalışıyordu ve rahibin bunları satma yetkisi yoktu. Strabon Komana'yı kalabalık bir şehir ve Ermenistan'dan gelenler için önemli bir pazar olarak tanımlar. Tanrıçanın çıkış törenlerinde şehirden ve kırdan gelen kadınlı erkekli kalabalıklar toplanır, adak sahipleri kentte uzun süre kalır, tüccarlar ve askerler paralarını burada harcardı. Strabon bu yüzden Komana'yı "küçük bir Korinthos"a benzetir.

Üçüncü merkez, Phanaroea ovasında Kabeira çevresinde yer alan ve Strabon'un "köy-kent" dediği Ameria idi. Burada ay tanrısı Men Pharnakou'nun tapınağı bulunuyordu. Tapınağın çok sayıda hizmetkârı ve kutsal bir toprağı vardı, bu topraktan elde edilen ürünü atanmış rahip toplardı. Krallar bu tapınağa o kadar saygı gösterirdi ki en ağır yeminlerini "kralın talihi ve Pharnakes'in Men'i adına" biçiminde ederlerdi.

Gaziura, Kabeira ve Kral Konakları

Pontus hanedanı yönetimini tek bir kente sıkıştırmamıştı. Iris vadisindeki Gaziura (Turhal), Strabon'un zamanında terk edilmiş olsa da eskiden bir kral konağıydı. Ovanın güneyinde, Paryadres Dağları'nın eteklerinde ise Kabeira (sonraki adıyla Neokaisareia, bugünkü Niksar) bulunuyordu. Strabon'a göre Mithridates'in sarayı, su değirmenleri, hayvanat bahçesi, av alanları ve madenleri buradaydı. Kabeira, Iris ile Lykos'un birleştiği yerdeki Magnopolis'in yüz elli stadion, yani yaklaşık yirmi sekiz kilometre güneyinde, Amaseia ise Magnopolis'in aynı uzaklıkta batısında yer alıyordu.

Magnopolis'in yerine ilk fetheden kişi kendi adıyla Eupatoria demişti. Pompeius ise yapıyı yarım kalmış bulmuş, ona toprak ve yerleşimci ekleyerek adını Magnopolis yapmıştı. Çevresindeki Phanaroea ovası Strabon'a göre Pontus'un en iyi bölümüdür. Zeytin ağaçlarıyla kaplıdır, bol şarap verir ve bir ülkenin sahip olabileceği bütün iyi nitelikleri taşır. Doğuda Paryadres Dağı'yla, batıda Lithros ve Ophlimos dağlarıyla çevrilidir. Kabeira'dan iki yüz stadiondan daha az uzakta, doğal olarak sarp ve ele geçirilemez bir kaya olan Kainon Khorion vardı. Mithridates'in en değerli hazineleri burada saklanırdı ve Pompeius bunları Roma'daki Capitolium'a adamıştır.

Mithridates, Pharnakeia ve Trapezus'un üstündeki dağlık bölgede de çok sayıda kale yaptırıp hazinelerinin çoğunu oraya koymuştu. Strabon bu kalelerin sayısını yetmiş beş olarak verir. Pompeius ilerleyince kral krallığın en uzak köşelerine çekilmiş, orada kuşatma altına girince dağları aşıp Kolkhis'e, oradan da Bosporos'a kaçmıştır. Pompeius, kralın bu son direniş yerlerine yakın bir yerde Nikopolis kentini kurmuştur. İç bölgedeki saray kentleri ve tapınak merkezleri, dağlardaki kale ve hazine odalarıyla birlikte tek bir savunma ve yönetim ağı oluşturuyordu. Amaseia bu ağın iç bölgedeki en eski kral konutuydu.

Roma Döneminde Bölgenin Yeniden Düzenlenmesi

VI. Mithridates'in Romalılara yenilmesiyle Amaseia ve komşu kentlerin düzeni de değişti. Lucullus MÖ 70 civarında Amaseia'yı ele geçirdi, Pompeius ise kısa süre sonra bölgeyi yeniden örgütledi. Strabon, Amaseia'nın önce krallara verildiğini, kendi zamanında ise doğrudan Roma eyaleti olduğunu yazar. Pompeius'un kurduğu ya da adlarını değiştirdiği kentler yeni yönetimin dayanaklarıydı: Magnopolis, Neapolis, Pompeiupolis, Nikopolis, Diospolis (Kabeira) ve Megalopolis bunlar arasındaydı. Zela'ya, daha önce yalnızca kutsal alan olarak işleyen bölgesiyle şehir statüsü verildi. Bu düzenleme, yarı bağımsız tapınak devletlerini de Roma'nın denetimine soktu.

Bölgenin bir kısmı Roma'ya bağlı kralların ve hanedanların elinde kaldı. Strabon, Zelitis, Megalopolitis ve Kabeira bölgesini elinde tutan Pythodoris'ten söz eder. Polemon'un eşi olan bu kraliçe kocasının ölümünden sonra yönetimi devralmış, Kabeira'yı süsleyerek adını Sebaste yapmış ve burayı kraliyet konutu olarak kullanmıştır. Komana rahipliği Pompeius'tan sonra önce Archelaos'un oğluna, sonra Lykomedes'e, Strabon'un zamanında ise Adiatorix'in oğlu Dyteutus'a geçmiştir. Amaseia'nın ise MÖ 2-3 yıllarında Galatia eyaletinin Pontus Galaticus bölgesine, yaklaşık 112 yılında Trajanus döneminde Kapadokya eyaletine bağlandığı kimi kaynaklarda bildirilir. Sonraki yüzyıllarda şehir Helenopontus eyaletinin merkezi olmuş, Amisos, Sinope ve Zela da bu metropolitliğin bağlı piskoposlukları arasında yer almıştır.

Yollar ve Süreklilik

Bu kentleri birbirine bağlayan yollar krallığın asıl gücünü oluşturuyordu. Ordular, vergiler ve haberler bu hatlardan geçerdi. Amaseia'dan kıyıya inen yolun, sonraki dönemlerde Bağdat Yolu diye anılacak büyük kervan ağının bir parçası olduğu söylenir. Ticaret hatlarının ve Roma yollarının ayrıntısı ayrı yazılarda ele alınmıştır.

Bölgenin coğrafyası yüzyıllar boyunca büyük ölçüde değişmedi. Yeşilırmak aynı yatakta aktı, Tokat, Turhal, Niksar ve Zile çevrenin tarım ve ticaret merkezleri olarak varlığını sürdürdü. Samsun ve Sinop kıyının başlıca limanları olarak kaldı. Amaseia, vadisinin sağladığı su, savunma ve yol bağlantıları sayesinde Pontus krallarının, ardından Roma, Bizans ve Türk yönetimlerinin de merkez olarak seçtiği bir şehir olarak kaldı.

Kronoloji

MÖ 302: Antigonos'un Kios hükümdarı II. Mithridates'i öldürtmesi; oğlu Mithridates'in (sonraki Ktistes) doğuya kaçıp Paflagonya'daki Kimiata'dan sonra Amaseia çevresine sığınması.

MÖ 281 (ya da 280): Mithridates Ktistes'in kendisini kral ilan ederek Pontus Krallığı'nı kurması.

MÖ 183 (kimi kaynaklarda 182): I. Pharnakes'in Sinope'yi ele geçirmesi.

MÖ 70 civarı: Lucullus'un Amaseia'yı ele geçirmesi.

MÖ 66-63: Pompeius'un Mithridates'i yenmesi, Pontus'un Roma eyaleti olarak düzenlenmesi ve kralın ölümü.

MÖ 47: Zela Savaşı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar