Pontus Krallığı'nın son büyük hükümdarı VI. Mithridates Eupator'un Roma'ya karşı verdiği uzun mücadele MÖ 63'te sona erdiğinde, Amaseia da yenilen bir hanedanın başkenti olmaktan çıkıp yükselen bir imparatorluğun taşra kentine dönüştü. Şehir, Üçüncü Mithridates Savaşı sırasında (MÖ 73-63) Lucullus'un ordularının eline geçmişti. Pompeius ise kenti özgür statüde bırakarak yeni kurulan Bithynia ve Pontus eyaletinin idari merkezlerinden biri yaptı. Krallık çağında surlarla çevrili bir saray ve mezar kenti olan Amaseia, bundan sonra Roma'nın imparatorluk düzeni içinde bölgenin en önemli yerleşimlerinden biri olarak yaşadı. Bu yeni kimliğin izleri bugün en açık biçimde iki tür belgede okunur: kentin üç yüzyıl boyunca bastığı bronz sikkelerde ve kent halkının mezar taşlarına kazıttığı yazıtlarda. Pontus krallarının kendi sikkeleri ayrı bir yazının konusudur.
Fetihten Sonraki Yıllar
Roma'nın gelişi Amaseia için yıkımla başladı. Strabon, kendi memleketinde savaş yüzünden yıkılmış birkaç kale ve boşalmış pek çok toprak bulunduğunu yazar. Pompeius'un bölgedeki kalelerin garnizonlarının dağıtılmasını ve yapıların kullanılmaz hale getirilmesini emrettiğini de anlatır; Amaseia topraklarının yukarısındaki Sagylion kalesinin su sarnıcının dev kayalarla tıkanması bu emrin sonucudur. Kentin kendi kalesinin bu dönemde ne kadar zarar gördüğü ise kaynaklarda açık değildir. Charles Texier'nin görüşünü aktaran Hüsameddin, iç kalenin Pontus kralları tarafından yapıldığını, Pompeius'un kenti alırken burayı yıktırdığını ve kalenin daha sonra Roma yönetimince onarıldığını yazar.
Hüsameddin'in fetih anlatısı ayrıntıları bakımından modern kaynaklardan ayrılır. Ona göre Roma başkomutanı Lucullus kente kuzey boğazından büyük bir alayla girmiş, ordusu bugün Bahçeler İçi diye bilinen bahçelerin kuzeyindeki Gülüs çayırına konmuş, şehir yıkılmamış ama ağır bir yağmaya uğramıştır. Hüsameddin, Pompeius'un daha sonra Amaseia'yı yeniden kuşattığını, Mithridates'in Niksar'a çekilmesi üzerine teslim alınan kentte aşağı kale surlarını, yani bugünkü İçerişehir surlarını ve yukarı kaleyi yıktırdığını, saray kesimini harap ettiğini ve halkın önemli bir bölümünü kılıçtan geçirdiğini anlatır. Modern kaynaklar kentin Lucullus'un ordularınca alındığını söylemekle yetinir; Pompeius'a yüklenen kuşatma ve katliamın dayandığı eski kaynak Hüsameddin'de belirtilmez.
Strabon, Amaseia'nın bir süre krallara verildiğini, kendi zamanında ise eyalet olduğunu kısaca kaydeder. Fetih ile doğrudan Roma yönetimi arasındaki bu ara dönem, Hüsameddin'in kitabında yerel hükümdarlarla doldurulmuştur. Yazar, Caesar'ın Pharnakes'i yendikten sonra Pontus topraklarını üç yöneticiye paylaştırdığını, Amaseia'yı daha önce kentin kale muhafızı olan Dizutar İlis'e verdiğini, bu hükümdarın torunu Kastor tarafından Roma'ya şikâyet edildiğini, yargılandığında ünlü hatip Cicero'yu vekil tuttuğunu ve aklanarak otuz bir yıl hüküm sürdüğünü anlatır. Cicero'nun savunduğu bu kişinin, Cicero'nun MÖ 45'te savunduğu Galatya kralı Deiotaros olduğu anlaşılmaktadır; bu bir çıkarımdır ve Deiotaros'un Amaseia'da oturduğunu gösteren bir kanıt bu yazı için okunan kaynaklarda yoktur. Hüsameddin, Dizutar'ın ardından oğlu Amentas'ın Augustus tarafından Pontus hükümdarı yapıldığını ve onun çocuksuz ölümüyle krallığın kaldırıldığını da ekler. Bu adların ve sürelerin önemli bir kısmı yazarın kendine özgü yorumlarına dayanır ve çağdaş araştırmayla doğrulanamaz.
Eyalet Düzeninde Amaseia
Amaseia'nın Roma idaresindeki bağlılığı birkaç kez değişti. Strabon'un tanıdığı Amaseia, Bithynia ve Pontus eyaletinin bir parçasıydı. MÖ 3 ya da 2 dolaylarında, Augustus döneminde kent Galatia eyaletine, onun içinde de Pontus Galaticus adıyla anılan bölgeye bağlandı. Bu bölgenin kentleri, başında Amaseia'nın bulunduğu bir birlik, yani bir koinon oluşturdu. Pontus Polemoniacus daha sonra eyalet düzenine katılınca orada Neocaesareia merkezli ikinci bir koinon doğdu; iki birlik zamanla tek yapıya dönüştü ve Pontus koinonunun sikkeleri Neocaesareia'da basıldı. MS 112 dolaylarında İmparator Traianus, Amaseia'yı Kappadokia eyaletinin sınırları içine kattı. Geç Roma döneminde kent bir kez daha eyalet başkenti oldu ve Helenopontus'un merkezi sayıldı.
Hüsameddin bu süreci başka bir çerçevede anlatır. Ona göre İmparator Tiberius, Pontus kralının ölümü üzerine bölgeyi Roma topraklarına katmış, Kappadokia ile Pontus'u birleştirerek "Armeniak" adlı geniş bir vilayet kurmuş ve başına kardeşi Germanicus'u getirmiştir. Amaseia bu vilayetin merkezi olduğu için Avrupalı tarihçilerin, adlarını Perrot, Texier, Reinach ve Le Bas diye verdiği yazarların eserlerinde kente "metropol" denmiştir. Hüsameddin'e göre Germanicus'un ölümünden sonra vali olarak Amaseia'ya gelen Silenus, kaleyi onarıp ona "Cilanus Polis" adını vermiştir; yazar bu adın halk arasında tutunmadığını, yalnız kale içindeki kuyunun "Cilanbolu" diye anılmasında yaşadığını söyler. Bu anlatı, kentin Pontus Galaticus'un kuruluşuyla Augustus döneminde eyalete bağlandığını gösteren sikke ve yazıt tarihleriyle uyuşmaz; ama Cilanbolu adının kalede yaşaması, yerel hafızanın Roma dönemine bağladığı bir iz olarak dikkate değer.
İdari haritadaki bu kaymalar kentin önemini azaltmadı, çünkü Amaseia'nın değeri coğrafyasından geliyordu. Kimi kaynaklara göre Galatia ile Kappadokia'dan gelen yollar Amaseia'da son buluyordu. Strabon'un tarifi bu konumu açıklar. Yeşilırmak'ın geçtiği dar vadide yüksek ve dik bir kaya, aynı anda hem şehrin hem kalenin avantajını sağlar. Kayanın bir yanında ırmak kıyısındaki sur ve onun dibine kurulmuş şehir, öbür yanında iki tepeye doğru tırmanan surlar vardır; doğal olarak birbirine bağlanan bu iki zirve görkemli kulelerle donatılmıştı ve krallara ait saraylar ile anıt mezarlar bu çevrenin içinde kalıyordu. Kayaya oyulmuş iki kanal, biri ırmağa, öteki boyun kısmına doğru, kente su taşır ve kuşatma altında bile susuz kalmayı önlerdi. Irmağın üzerinde iki köprü vardı: biri kenti banliyöye, öteki banliyöyü dış topraklara bağlıyordu. Hüsameddin, Strabon'un andığı köprülerden yalnız Alçak Köprü'nün yerinde bir köprü bulunduğunu, onun da eski yapının kalıntısı üzerine yeniden kurulduğunu belirtir.
Strabon'un tarifi kentin arazisine de uzanır. Vadiden başlayan düzlük zamanla genişleyip "bin köy" anlamına gelen Chiliokomon ovasına, ardından Diakopene ve Pimolisene topraklarına açılır, bütün bunlar Halys kıyısına dek verimli arazi sayılırdı. Amaseia topraklarının yalnız bu kuzey kesimi beş yüz stadion kadar uzunluktaydı; geri kalanı daha da uzundu ve kaya tuzu yataklarıyla tanınan Ximene'ye ve Babanomos'a kadar varıyordu. Kuzeyden güneye ise Zelitis'i aşıp Büyük Kappadokia'ya, Trokmoi Galatlarının yurduna dek uzanıyordu. Coğrafyacı, toprağın bir bölümünün at yetiştirmeye, öbür hayvanların beslenmesine elverişli olduğunu, bütününün yerleşime son derece uygun düştüğünü yazar ve Amaseia ülkesini çevredeki bütün bölgelerin en genişi ve en iyisi sayar. Roma çağının kenti, bu geniş ve verimli kırsalın yönetim ve pazar merkeziydi.
Roma çağında kentin toplumsal yaşamına dair elimizdeki yazılı bilgi sınırlıdır. Bu çağdan bize iki yazar kalmıştır: Strabon ve MS 400 dolaylarında vaazlarıyla tanınan piskopos Asterios. Hristiyanlığa geçiş de Amaseia'da sert yaşanmıştır. Hristiyan kaynaklara göre Theodoros adlı bir Hristiyan yerel Kybele tapınağını ateşe verdi, tutuklandı ve yakılarak öldürüldü; kendisi Doğu Kilisesi'nin büyük azizlerinden biri sayılır. Hüsameddin aynı olayı, Roma subayı Theodoros'un rahip Asterios'un telkiniyle Hristiyan olduğunu ve 307 yılının aralık ayında öldürüldüğünü belirterek anlatır; yazarın verdiği bu tarih ile Asterios'un MS 400 dolaylarına tarihlenen vaazları birbiriyle uyuşmadığı görülür. Kent MS 3. yüzyıldan itibaren metropolit piskoposluğunun merkezi oldu ve bu kilise örgütlenmesi 1923 nüfus mübadelesine kadar sürdü.
Strabon'un adı bu bağlamda ayrıca anılmalıdır. MÖ 64 dolaylarında Amaseia'da doğan coğrafyacı, kentin MÖ 60 ile MS 19 arasındaki halini ayrıntılı biçimde anlatır. Eserinde geçen bilgiler, Roma yönetiminin ilk yarım yüzyılındaki Amaseia'nın en değerli tanıklığı olarak kalır. Hüsameddin de Strabon'u "coğrafyacıların piri" diye anar ve onun Augustus döneminde Roma'da öldüğünü yazar.
Mezar Taşlarındaki Amaseialılar
Kentin gündelik insanlarını tanımak için en doğrudan belge, Osmanlı yapılarının duvarlarına örülerek bugüne kalmış Roma dönemi mezar taşlarıdır. George E. Bean, 1950'de P. M. Fraser ile yaptığı gezide Amasya'da bu taşların bir bölümünü yeniden okumuş ve sonuçlarını Belleten'de yayımlamıştır. Bayezid Camii avlusunda, ırmak kıyısındaki korkuluk duvarına örülü bir mezar steli, üst kısmında yuvarlak bir kalkan tasvirli alınlığıyla, yirmi iki yaşında ölen Cornelius Mithridates için babası tarafından dikilmiştir. Taşın üzerindeki 172 yılı, kentin kendi takvimine göredir ve MS 169'a karşılık gelir. Bean'in dikkat çektiği nokta, hanedanın ortadan kalkmasından iki yüz yılı aşkın bir süre sonra Mithridates adının hâlâ kullanılması ve bunun Cornelius gibi bir Roma adıyla yan yana durmasıdır.
Öteki taşlar da aynı karışık dünyayı yansıtır. Hükümet Konağı yanındaki köprüden sonraki ilk köprünün ayağına örülü, kısmen köprünün kirişleriyle örtülmüş bir taşta ölçülü dizelerle yazılmış bir mezar yazıtı bulunur. Yazıtta ölen kadın, kocası henüz hayattayken kendi zamanından önce öldüğünü, tanrının duasını işittiğini ve ortak bir mezarın ikisini birden taşımasını dilediğini söyler; altında Iulius Basileus'un pek muhterem eşi Avidia Theodote'yi gömdüğü yazılıdır. Bean, koca yerine karının önce ölmesinin bu kadar büyük bir gönül rahatlığıyla anlatılmasını garip bulur ve dizelerin vezin bakımından kusurlu olduğunu belirtir. Yörgüç Paşa Camii'nin bir duvarındaki, üstünde üzüm salkımı kabartması taşıyan stelde ise Glykera adlı bir anne, yirmi altı yaşındaki, çok çalışkan, anne babasına ve dostlarına saygılı oğlu Aurelius Agricolaus'u anar. Halifet Gazi Camii yakınındaki bir çeşmeye örülü taşta Iulius Heraklas ile Iulius Statilius, süt babaları Iulius Zosimos için bir mezar yaptırmışlardır; ancak yıl hanesi taşa hiç işlenmemiştir.
Bu adlar, Roma vatandaşlığının kent halkı arasında yayıldığını gösteren Iulius, Cornelius ve Aurelius gibi aile adlarını Yunanca kişi adlarıyla birleştirir; bu yorum yazıtlardaki ad yapısından çıkarılmıştır. Bean'in Aynalı Mağara üzerine notları da ilginçtir. Kaya mezarının üzerindeki iki yazıttan alttaki dikkatle silinmiştir. Studia Pontica'nın yayıncıları, mezarın bir Mithridates ya da Pharnakes'in başrahibine ait olduğunu ve kralın adının muzaffer Romalıların emriyle kazındığını tahmin etmişlerdi. Bean bu açıklamayı kabul etmez: silinti yerinde kral adlarından hiçbiri okunmaz, harf biçimleri de üstteki yazıttan farklıdır. Ona göre alttaki satırlar, mezarın sonradan yeniden kullanılmasıyla ilgili, büyük olasılıkla izinsiz kazındığı için silinmiş ikinci bir mezar yazıtıdır. Hüsameddin de Kuşköprü başında, Şamlar Mahallesi'nin güneydoğusunda, ırmak kıyısındaki bir kayaya kazılı ve Roma dönemine ait olduğu söylenen bir yazıtın, Rufis adlı bir aile reisinin oğlu Kleobrat için yaptırdığı ve kendi kemiklerinin de konduğu bir mezardan söz ettiğini aktarır; yazar bunu kendisine haber verildiği biçimde nakleder.
Metropolis ve Birinci Kent Unvanları
Roma taşrasında kentler arasında hiç dinmeyen bir itibar yarışı vardı. Bir şehrin gururu resmî ya da yarı resmî unvanlarda somutlaşırdı; bu unvanlar sikkelerde ve yazıtlarda ilan edildiği gibi, törenlerde kimin önde yürüyeceğini belirleyen bir sıralamaya da yansırdı. Amaseia sikkelerinde sıkça görülen iki ifade, "Pontus'un metropolisi" ve "Pontus'un birincisi"dir. Metropolis, 'ana kent' anlamına gelir ve bir şehrin bölgenin öncü merkezi olduğunu bildirirdi. Kentin metropolis ve birinci kent unvanlarını 2. yüzyılda edindiği genellikle kabul edilir. Kimi kaynaklar metropolis unvanının Hadrianus devrinde sikkelere geçtiğini belirtir; bu dönemde Hadriana anlamına gelen bir kısaltmanın da kullanılması, imparatorun adıyla kurulan bağa işaret eder.
Sikke katalogları bu gelişmeyi yıl yıl izlemeye imkân verir. Traianus çağının kent takvimiyle 115. yılına, yani MS 112-113'e tarihlenen bronzlarda yazı yalnızca "Amaseialıların" anlamına gelen ΑΜΑΣΕΩΝ biçimindedir. Antoninus Pius döneminde, 157. yıla (MS 154-155) ait sikkelerde ise "Amaseia'nın, metropolisin" ibaresi görülür. Marcus Aurelius'un tahta çıktığı yıllara, 164. yıla (MS 161-162) tarihlenen iri bronzlarda unvan dizisi tamamlanmıştır: kent kendini Hadriana, neokoros, metropolis ve Pontus'un birincisi olarak tanıtır. Septimius Severus çağında bu sıraya Severiana ve Antoniniana adları da eklenir; 208. yıla (MS 205-206) ait bir Geta sikkesinin arka yüz yazısı, kısaltmalar açıldığında "Hadrianus'un, Severus'un ve Antoninus'un adını taşıyan Amaseia'nın, metropolisin, neokorosun, Pontus'un birincisinin, 208. yıl" diye okunur.
Unvan yarışı yalnız Amaseia'ya özgü değildi. Traianus çağına ait bir sikkede metropolis unvanı Amastris için görülür; Neocaesareia ise iki koinonun birleşmesinden sonra Pontus birliğinin sikke merkezi olmuştur ve kendi sikkelerinde Pontus koinonunun metropolisi olduğunu, sonraları ikinci kez neokoros olduğunu ilan etmiştir. Bu yüzden Amaseia'nın "Pontus'un metropolisi" demesi tartışmasız ve değişmez bir statüden çok, rakipler arasında ileri sürülen bir iddiayı yansıtır. Sikkedeki yazının değeri de burada yatar: kent, kendini hangi rütbede gördüğünü her el değiştirişte gelip geçen herkese söylüyordu.
Amaseia'nın imparatorlara kurduğu bağ, sikkelerdeki yan adlarda da izlenir. Hadrianus döneminde Hadriana, Septimius Severus devrinde Severiana, Caracalla zamanında Antoniniana, Severus Alexander çağında Alexandriana biçiminde eklenen sıfatlar, kentin her yeni hükümdarın adını kendi adına ekleyerek sadakatini yenilediğini gösterir.
Neokoros Unvanının Anlamı
Neokoros sözcüğü 'tapınak bekçisi' demektir. Küçük Asya'da bu unvan, bir kentin imparator kültüne adanmış bir eyalet tapınağını barındırmak için imparatordan izin almasıyla ortaya çıkmıştır. İlk örnek, Asya eyaletinin MÖ 29'da Pergamon'da Augustus için kurduğu tapınaktır. Tiberius, Livia ve Senato adına yeni bir tapınak istendiğinde, MS 26'da on bir kent bu şerefi almak için Roma'ya elçi gönderdi ve Senato tapınağı Smyrna'ya verdi. Yetmiş yıl kadar sonra Ephesos kendi tapınağına kavuşunca bunu yazıtlarına ve sikkelerine geçirdi, yaygın bir söyleyişi resmî unvana çevirdi ve öteki kentler de bu örneği izledi. Eyalet tapınağıyla birlikte kente bir başrahip, zaman zaman da koinon toplantılarının ev sahipliği düşerdi. Festivaller, oyunlar ve ziyaretçi akını da bu ayrıcalığın ekonomik yüzüydü.
Asya eyaleti için anlatılan bu tablo Pontus'a olduğu gibi taşınamaz. Amaseia sikkelerinde neokoros yazısı bulunur ve kataloglardaki örneklere göre unvan en geç Marcus Aurelius'un ilk yıllarında kullanılmaktadır, ama hangi tapınağa dayandığı kaynaklarda açıklanmaz. Roma imparatorlarının tavrı da zamanla değişti. Tiberius ve Traianus kendileri için tapınak istenmesine ihtiyatla yaklaşmıştı. Hadrianus ise eyaletleri bizzat dolaştığı için doğrudan kendisine başvuran kentlere izin verdi. Septimius Severus tahta çıkarken kendisini destekleyen kentlere neokoros unvanını siyasi bir ödül olarak dağıttı, karşı çıkanlardan geri aldı. Sonunda birçok kent iki, hatta üç kez neokoros olmakla övünmeye başladı; tek neokoroslukla yetinen kentler de bu unvanı eyalet tapınağı barındırmadan kullanabilir hale geldi. Burrell bu süreci unvanın "ucuzlaması" diye niteler.
Bronz Kent Sikkeleri
Roma'nın Anadolu'daki egemenliği kurulduktan sonra bile şehirler kendi paralarını basmayı sürdürdü. Kent sikkeleri imparatorun verdiği bir imtiyaza dayanırdı; bu yüzden ön yüzde imparatorun portresi, adı ve unvanları yer alırdı. Arka yüz, sikkeyi basan kentin halkının adına ve şehre özgü bir tasvire ayrılmıştı. Roma altın ve gümüş kent sikkesine izin vermediğinden kent darphaneleri esas olarak bronz üretti. Amaseia'nın imparatorluk dönemi sikkeleri Domitianus'tan Severus Alexander'a uzanır. Yazıt ΑΜΑΣΙΑΣ ya da ΑΜΑΣΕΙΑΣ biçimindedir ve çoğunlukla yan adlar, unvanlar ve tarihler eklenir. Kentin kendi çağ hesabı MÖ 3/2 yılından, yani Pontus Galaticus'un oluşumundan başlar; Bean bu başlangıcı MÖ 3 olarak verir, kimi kaynaklar MÖ 2 der. Bu yüzden Severus Alexander çağına ait bir sikkedeki 234. yıl MS 231-232'ye karşılık gelir. Anadolu'da kent sikkesi darbı genel olarak MS 3. yüzyılın başından itibaren azaldı ve yüzyılın ortasından sonra çoğu yerde kesildi. Amaseia'nın Severus Alexander ile biten serisi de bu akışla uyumludur.
Kent sikkelerini Roma devletinin kendi parasından ayırmak gerekir. Devletin gümüş parası denarius, altın parası aureus, bronz birimleri ise küçükten büyüğe as, dupondius ve sestertius idi. İmparator Caracalla 215'te antoninianus adlı yeni bir gümüş sikke dolaşıma soktu; bunun gümüş oranı zamanla düşürüldü ve sonunda para neredeyse tümüyle bakıra döndü. Roma devlet sikkeleri Anadolu'ya ilk olarak MÖ 129'da Asya eyaletinin kurulmasıyla girmeye başladı, ama kazılarda MÖ 2. ve 1. yüzyıldan çok az örnek ele geçer; sayı MS 2. yüzyıldan itibaren artar, 3. ve 4. yüzyıllarda ise önceki çağlarla kıyaslanamayacak kadar yükselir. Kentlerin kendi bronzlarını basması bu devlet parasının yanında küçük günlük alışverişi ve imparatorun görüntüsünün taşrada yayılmasını sağlıyordu. Anadolu'da bilinen son kent sikkesi ise MS 275'te Tacitus adına Perge'de basılmıştır.
Amaseia darphanesinin üretimi düzenli bir akış göstermez; belli yıllarda yoğunlaşır. Traianus'un 115. yılında, kentin Kappadokia'ya bağlandığı sıralarda, sunak ve dört sütunlu bir tapınak tasvirli küçük bronzlar basıldı. Antoninus Pius'un 157. yılı, Marcus Aurelius ile Lucius Verus'un ortak hükümdarlığının ilk yılları ve Commodus dönemine düşen kent takviminin 189 ve 190. yılları başka yoğun dönemlerdir. Asıl büyük üretim ise Septimius Severus'un 208 ve 209. yıllarında, yani MS 205-207 arasında görülür. Bu iki yılın sikkeleri imparatorun yanı sıra Julia Domna, Caracalla ve Geta adına da basılmıştır ve çapları otuz milimetreyi aşan, on üç ila yirmi iki gram arasında ağır bronzlardır. Severus Alexander'ın 228. yılı (MS 225-226) ile 234. yılı (MS 231-232) serinin son büyük emisyonlarıdır ve otuz beş, otuz sekiz milimetreye ulaşan, kentin en iri sikkeleri bu yıllara aittir.
Bu parçaların zenginliği simgelerinden gelir. En sık görülen tasvir, genellikle yanan, büyük bir sunaktır. Sunağın yanında bir ağaç durur; üstünde ya da üzerinde bir kurban, bir kartal ve bir dörtatlı araba tasvir edilir. Araştırmacılar bu sunağı Zeus Stratios'a bağlar. Stratios 'orduların tanrısı' anlamına gelir ve Pontus krallarının koruyucusu sayılırdı. Appianos, Mithridates Eupator'un Murena'nın birliklerini Kappadokia'dan çıkardıktan sonra bu tanrıya ülkesinin geleneğine göre bir kurban sunduğunu anlatır. Krallar odun yığınını kendi elleriyle taşır, çevresine ikinci bir yığın kurar, üzerine süt, bal, şarap, yağ ve tütsü dökerek ateşi yakardı. Alevlerin yüksekliği yüzlerce stadion uzaktan görülür, günlerce kimse yaklaşamazdı. Sikkelerdeki sunağın en eski örnekleri Traianus dönemindendir, ama çoğu 2. yüzyılın ikinci yarısında ve özellikle Severus çağında basılmıştır. Antoninus Pius'un kimi sikkelerinde sunağın üzerinde kıvrılmış bir yılan görülür; Severus çağı örneklerinde sunak çok katlı bir yapı olarak, üstünde yanan bir odun yığınıyla ya da kanatlarını açmış, gagasında çelenk tutan bir kartalla işlenmiştir. Severus Alexander'ın bronzlarında kartallı sunağın üzerinde önden görülen dörtatlı arabasıyla güneş tanrısı yer alır.
Bir başka grup, kentin kendi görünüşünü anlatır. Domitianus devrinin sikkelerinde ve Severus Alexander'ın bronzlarında Amaseia, surlarla ve kapılarla çevrili, iki zirvesiyle birlikte görülür. Üst sol köşede bir tapınak da vardır. Severus Alexander'ın 228. yılına ait bir örnek, katalogda dağ yamacına kurulmuş, kuleli surlarla çevrili ve içinde dört sütunlu iki tapınak bulunan bir kent görünümü olarak tanımlanır. Williamson, bu tapınak Zeus Stratios'un kutsal alanını simgeliyorsa, Amaseia'nın en önemli kamusal anıtlarını tek bir görüntüde toplayan bir tasarımın söz konusu olduğunu belirtir; gerçekte kutsal alan kaleye göre bakışın tersi yönünde, bir dağın üzerinde yer alırdı. Price ve Trell, Domitianus çağı örneklerinde tapınak bulunmadığına dikkat çekerek Severus çağındaki eklenişi kentin Pontus'un baş kenti olma iddiasına bağlar. Burrell ise tapınağın Zeus Stratios'a ait olduğunu gösteren bir kanıt bulunmadığını söyler ve bunun imparator kültü tapınağı olabileceğini öne sürer. Hangisinin doğru olduğu kesin değildir.
İmparator ailesini konu alan sahneler de dikkat çekicidir. Marcus Aurelius'un 164. yıla ait iri bronzlarında toga giymiş iki imparator, Marcus Aurelius ile Lucius Verus, ellerinde birer tomarla el sıkışırken gösterilir; aynı yıllardan bir başka tipte Lucius Verus at üstünde, sağ elini kaldırmış olarak işlenmiştir. Commodus çağında imparator, atının altından kaçan bir aslana mızrak saplarken tasvir edilir. Severus çağında aynı el sıkışma sahnesi bu kez Caracalla ile Geta için yinelenir; iki kardeşin uyumunu ilan eden bu sikkeler, ikisi arasındaki rekabetin Geta'nın öldürülmesiyle sonuçlanmasından birkaç yıl önce basılmıştır. Caracalla'yı dörtnala giden bir atın üstünde, mızrağı yatık halde gösteren sikkeler de aynı yıllara aittir.
Öteki tipler arasında Aphrodite ile Ares, Tykhe, tahtta oturan Hades ve Kerberos'lu Hades bulunur. Tykhe, yani kentin talih tanrıçası, Commodus döneminden itibaren elinde dümen ve bereket boynuzuyla ayakta, kimi zaman başında kuleli bir taçla en sık işlenen figürlerden biri olur; 208. yıla ait Geta sikkesinde dört sütunlu bir tapınağın kemerli alınlığı altında durur. Asklepios, Athena, Nike, elinde Nike ve asa tutan tahttaki Zeus ve Severus Alexander'ın 234. yılına ait bir örnekte panteri ayağının dibinde, elinde kantharos ve thyrsos tutan Dionysos da kentin sikke repertuvarındadır. Septimius Severus dönemine ait bir sikkede kenti kuranın Hermes olduğunu bildiren bir yazıt görülür; bu, kentin kuruluş anlatısında Hermes'e verdiği yeri gösterir. Strabon, Amaseia adının Amazonların kraliçesi Amasis'ten geldiğini aktarır. Ad, antik sikkelerde Amaseia, Amasia ve Amassia gibi biçimlerde geçer ve çağlar boyunca pek değişmemiştir.
Koleksiyonlar ve Araştırmalar
Amaseia sikkeleri bugün dünyanın pek çok müzesine dağılmıştır ve kentin darphanesi üzerine yapılmış en kapsamlı çalışma Julie Dalaison'a aittir. Dalaison'un araştırması, Paris'teki Cabinet des Médailles'da korunan Amaseia sikkelerinin kataloğu olarak başlamış, 2002 Aralık'ında Grenoble'da savunulan bir doktora tezine dönüşmüş ve gözden geçirilmiş biçimiyle 2008'de Bordeaux'da, iki yüz otuz üç sayfa ve iki yüz altmış dokuz levha olarak yayımlanmıştır. Çalışma, Neocaesareia, Sebastopolis, Komana, Zela, Kerasus ve Trapezus darphaneleri üzerine yürütülen daha geniş bir Pontus kent sikkeleri programının parçasıdır. Oxford'daki Roma eyalet sikkeleri veri tabanında Amaseia tipleri bugün Dalaison'un katalog numaralarıyla anılır.
Amasya Müzesi'ndeki Yunan, Roma ve Bizans sikkelerini tanıtan en kapsamlı yayınlardan biri Stanley Ireland'ın çalışmasıdır. Ireland'ın kataloğu, müzedeki MÖ 5. yüzyıldan MS 11. yüzyıla uzanan dört bin beş yüzü aşkın sikkeyi kapsar. Bunların çoğu çevre bölgeden gelen buluntular olduğu için Amaseia, Amisos, Sinope ve Kappadokia Kaisareiası darphanelerinin ürünleri zengin biçimde temsil edilir; ama Küçük Asya'nın elliyi aşkın başka darphanesinin, hatta Mısır'daki İskenderiye ile Galya'daki Arles'ın sikkeleri de koleksiyonda yer alır.
Zeus Stratios Kutsal Alanı
Sikkelerin sık sık işlediği sunak, kentin doğusundaki yüksek dağlarda bulunan bir kutsal alanla ilişkilendirilir. Franz Cumont 1901'de burayı Zeus Stratios'a ait anıtsal bir sunak olarak tanımlamıştır. Ancak bu alanın Appianos'un tarif ettiği yerle örtüşüp örtüşmediği tartışmalıdır, çünkü Appianos'un verdiği, denizden uzaklık ve görünürlük ölçüleri bu alana uymaz. Mithridates'in kurbanının Karadeniz kıyısına daha yakın, ordunun toplandığı bir yerde sunulmuş olması da olasıdır. Sikkelerde sunak bol bulunsa da, bu simgenin tam olarak hangi yapıya karşılık geldiği konusunda temkinli olmak gerekir.
Kutsal alanın Roma çağındaki kullanımına dair ilk kazı verisi 2006'da gelmiştir. Amasya Müzesi uzmanlarının yaptığı kurtarma kazısında ele geçen kırk iki sikke, Burcu Erdem'in 2024 tarihli yüksek lisans tezinde dönem, darphane, tasvir ve ağırlık bakımından incelenmiştir. O güne kadar sunağı tasvir eden sikkelerin neredeyse tamamı kutsal alanın dışında ve kazısız biçimde bulunmuş, çeşitli yollarla müzelere ulaşmıştı. Kazı buluntuları arasında Anadolu'nun altı ayrı bölgesinden ve Anadolu dışındaki üç bölgeden gelmiş sikkeler bulunur; bu çeşitlilik, kutsal alanın hem Hellenistik hem Roma döneminde bölge sınırlarını aşan bir ün taşıdığını gösterir. Sikkelerin kronolojisi, alanın MÖ 2. yüzyıldan MS 4. yüzyıla kadar kullanıldığını kanıtlar. Sunağın Amaseia sikkelerinde iki yüzyıl boyunca işlenmesi, kutsal alanın bu süre boyunca canlı bir ibadet yeri olmayı sürdürmesiyle uyumludur.
Genç imparator Severus Alexander'ın bu serinin basıldığı sıralarda, 232 dolaylarında Amaseia'yı ziyaret etmiş olması muhtemel görülür. İmparator o yıllarda Sasani kralı I. Ardeşir'e karşı sefer yürütüyordu ve seferin yolu Anadolu'dan geçerdi. Sefer sonuçsuz kaldı. İmparator 235'te askerleri tarafından annesiyle birlikte öldürüldü. Amaseia'nın imparatorluk dönemi kent sikkeleri de bu çağla birlikte sona erer.
Sikkelerin Anlattığı Kent
Amaseia'nın Roma çağı sikkeleri ile mezar taşları, bir şehrin kendini dünyaya nasıl tanıttığını gösteren ender belgelerdir. İmparatorun portresi uzak başkentteki güce bağlılığı, arka yüzdeki sunak yerel tanrıya ve eski krallık geleneğine, kent görünümleri surlarla ve iki zirveyle tanınan bir yerleşim olmaya, unvan yazıları ise komşu kentlerle yürütülen rekabete işaret eder. Mezar taşlarında Roma aile adlarının yanında yaşayan Mithridates adı ise krallık geçmişinin halk arasında unutulmadığını düşündürür. Kent, ne krallık başkenti olarak eski görkemini taşıyordu ne de bir fetih merkeziydi; kendi ölçeğinde, imparatorluğun düzenli ve varlıklı bir taşra merkeziydi ve kimliğini bu küçük bronz parçalara işleyerek korudu.
Kronoloji
MÖ 73-63: Üçüncü Mithridates Savaşı. Amaseia Lucullus'un ordularının eline geçer, Pompeius kenti Bithynia ve Pontus eyaletinin bir merkezi yapar.
MÖ 3-2 dolayı: Kent Galatia eyaletine, Pontus Galaticus bölgesine bağlanır. Amaseia sikkelerinin ve yazıtlarının çağ hesabı bu yıldan başlar.
81-96: İmparator Domitianus devri; Amaseia'nın imparatorluk dönemi kent sikkeleri bu çağdan itibaren bilinir.
112 dolayı: Traianus, Amaseia'yı Kappadokia eyaletine bağlar. Kent takvimiyle 115. yıla (112-113) ait sunaklı ve tapınaklı bronzlar basılır.
2. yüzyıl: Kent sikkelerde metropolis ve birinci kent unvanlarını taşır; Hadrianus çağı sikkelerinde Hadriana yan adı görülür.
154-155: Antoninus Pius döneminde, 157. yıla ait sikkelerde "metropolis" unvanı.
161-162: Marcus Aurelius'un 164. yılına ait bronzlarda neokoros, metropolis ve Pontus'un birincisi unvanları birlikte; Marcus Aurelius ile Lucius Verus'un el sıkışma sahnesi.
169: Kent takvimiyle 172. yılda Cornelius Mithridates'in mezar steli dikilir.
193-211: Septimius Severus devri; Severiana yan adı ve Hermes'in kurucu olarak anıldığı sikke. 205-207 yılları arasında kentin en yoğun sikke üretimi.
225-226: Severus Alexander'ın 228. yılına ait, surlarla çevrili kent görünümlü iri bronzlar.
231-232: Severus Alexander çağında, kentin kendi takvimiyle 234. yıla ait iri bronz sikke; Zeus Stratios sunağı, kartal ve Helios'lu dörtatlı araba.
235: Severus Alexander'ın ölümü; Amaseia'nın imparatorluk dönemi kent sikkeleri son bulur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Geographika, XII.3.38-39 (Amaseia ve çevresinin tasviri; H. L. Jones çevirisi, LacusCurtius).
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 59, 79; c. 2, s. 170-197 (e-kitap s. 93, 100, 278-287): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page278.html
Akademik çalışmalar
- G. E. Bean, "Pontus Yazıtları", çev. U. Bahadır Alkım, Belleten (Türk Tarih Kurumu), s. 151-158. belleten.gov.tr
- Burcu Erdem, Amasya Zeus Stratios Kutsal Alanı Kurtarma Kazısı Sikke Buluntuları, yüksek lisans tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, 2024. amasya.bel.tr
Kitaplar
- Barbara Burrell, Neokoroi: Greek Cities and Roman Emperors, Leiden 2004.
Diğer kaynaklar
- Barclay V. Head, Historia Numorum, "Pontus" bölümü (Amaseia imparatorluk sikkeleri, yazıtlar ve tipler).
- Julie Dalaison, L'atelier d'Amaseia du Pont: recherches historiques et numismatiques, Numismatica Antiqua 2, Ausonius, Bordeaux 2008.
- Roman Provincial Coinage Online, c. V.3, Amasea, tip 83146 (Geta, 208. yıl; Dalaison 542).
- Wildwinds, Pontos, Amaseia sikke kataloğu (Traianus'tan Severus Alexander'a tipler). wildwinds.com
- Roma Dönemi Anadolu Kentlerinin Unvan Yarışı ve İç Pontos Kentleri: Neokaisareia ve Amaseia, Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemeleri.
- Appianos, Mithridates Savaşları, 9.66 (Zeus Stratios kurbanı).
- Christina Williamson, "Power, Politics, and Panoramas: Viewing the Sacred Landscape of Zeus Stratios near Amaseia", Space, Place and Identity in Northern Anatolia, Stuttgart 2014.
- Franz Cumont, "Le Zeus Stratios de Mithridate", Revue de l'histoire des religions 43 (1901).
- Stanley Ireland, Greek, Roman and Byzantine Coins in the Museum at Amasya (Ancient Amaseia), Turkey, Royal Numismatic Society, 2000.
- David Magie, Roman Rule in Asia Minor to the End of the Third Century after Christ, Princeton 1950.
- Bülent Arı, Anadolu'da Paranın Tarihi (Roma döneminde Anadolu kent sikkeleri).
- Jona Lendering, Amasia (Livius.org); Amasya (Wikipedia). livius.org
Çevrimiçi kaynaklar









