Amasya adının kaynağı sorulduğunda en sık verilen yanıt, kentin adını Amazon kraliçesi Amasis'e bağlar. Anlatı çoğu yerde Amasyalı coğrafyacı Strabon'a dayandırılır ve neredeyse aynı cümleyle aktarılır: Strabon'a göre Amaseia adı, bu topraklarda yaşadığı söylenen Amazonların kraliçesi Amasis'ten gelir. Bu bilgi Türkçe ve İngilizce genel başvuru yazılarında yer aldığı için yaygın bir kabul görmüştür. Strabon'un kendi metnine bakıldığında ise tablo daha karışıktır. Üstelik adın yazılış biçimleri, kentin tarihi ve Amazon geleneğinin coğrafyası birlikte düşünüldüğünde rivayetin yeri daha iyi belirir.
Adın Yazılış Biçimleri
Kentin bilinen en eski adı Amaseia'dır. İslâm Ansiklopedisi'nin Amasya maddesi, şehrin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğunun kesin olarak bilinmediğini, ancak Büyük İskender devrinden (MÖ 336-323) önce de var olduğunu ve tarihinin Hititler dönemine kadar uzandığının sanıldığını belirtir. Dolayısıyla adın ilk ortaya çıktığı an, kentin kuruluş tarihi gibi, belgelerin gerisinde kalır. Elimizdeki yazılı kullanımlar Helenistik çağa, yani Pontus Krallığı'nın ve ardından Roma yönetiminin sikkelerine ve edebî metinlerine aittir.
Antik Yunan ve Roma dönemi sikkelerinde ad çoğunlukla Αμάσεια (Amaseia) olarak yazılır; aynı sikkelerde Amassia ve Amasia biçimleri de görülür. Bazı örneklerde Amaccia ve Amacia yazımlarına, kimi okumalarda Amesseia'ya rastlanır. Bu çeşitlilik tek bir adın farklı imlalarıdır ve Yunanca ile Latince yazıya uyarlanan bir yer adının sesini aktarmadaki dalgalanmayı gösterir. Hıristiyanlık çağında kent Latin ve kilise kaynaklarında Amasea olarak geçer. Ermenice yazımı Ամասիա (Amasia), Osmanlı Türkçesindeki yazımı اماسیه (Amasiyye) biçimindedir. Bugünkü Amasya, bütün bu yazımların aynı sesi taşıdığını gösterir.
Türkçedeki Amasya biçimi, kentin Türklerin eline geçmesinden önce ve sonra yerleşen kullanımla ortaya çıkmıştır; kaynaklar bunu kesin bir tarihe bağlamaz. Selçuklu döneminde şehir "Dârü'l-izz" unvanıyla anılmış, Osmanlı belgelerinde ve edebiyatında ise çoğunlukla Amasiyye yazımı kullanılmıştır. Ad bu yüzden bir kez Türkçeleştirilmiş de değildir. Yunanca ve Latince ses, yeni dillerin ağzına uygun biçimde yuvarlanarak devam etmiştir. Adın kökeni sorusu da böylece yalnızca bir Yunanca etimoloji sorusu olmaktan çıkar ve Yunancadan daha eski bir dil katmanının var olup olmadığı sorusuna dönüşür.
Amasis Rivayeti ve Dayanağı
Rivayete göre Amaseia adı, Amazonların kraliçesi Amasis'in adından gelmektedir. Amazonlar, antik Yunan anlatılarında atlı ve okçu kadın savaşçılardır. Efsanelerde en çok Truva Savaşı'nda yer alan Penthesilea ile kız kardeşi Hippolyta ve Smyrna'yı (İzmir) kurduğu anlatılan Myrina gibi kraliçelerle anılırlar. Amasis ise bu kraliçeler arasında yaygın olarak bilinen bir ad değildir ve Amasya dışında bu adla anılan bir Amazon kraliçesine ilişkin kayıt, bilinen kaynaklarda geçmez.
Rivayetin Strabon'a atfedilmesi, Strabon'un Amaseia'nın yetiştirdiği en ünlü kişi olmasından kaynaklanır. Strabon, MÖ 64 dolayında Pontus'ta Amaseia'da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur ve on yedi ciltlik Geographika'sında memleketini uzun uzun anlatır. Onun Amaseia'yı betimlediği XII. kitabın üçüncü bölümünde ise kentin adının Amasis'ten geldiğini söyleyen bir cümle yer almaz. Strabon orada şehrin vadisini, kayalığını, saraylarını ve kral anıtlarını, su depolarını, köprülerini ve çevresindeki toprakları anlatır, fakat adın kökeni üzerinde durmaz. Bu, açıklamanın Geographika'nın başka bir yerinde ya da kaybolmuş bir eserinde geçmediğini kanıtlamaz. Kesin olan, rivayetin Amaseia anlatısında yer almadığı ve genel başvuru yazılarında dayanak gösterilmeden tekrarlandığıdır. Bu nedenle "Strabon'a göre" ifadesi, doğrulanması gereken bir atıf olarak durmaktadır.
Strabon'un Amazonlar hakkında yazdıkları ise başka bir yöne işaret eder. Strabon Amazonların yurdunu Amaseia'da değil, Karadeniz kıyısındaki Themiskyra ovasında gösterir. Ona göre Themiskyra, Amisos (Samsun) kentinin toprağında bir ovadır; bir yanı denizle yıkanır, öte yanı ormanlık dağların eteğine dayanır ve ovayı Thermodon ile Iris ırmakları sular. Pindaros'un Amazonların uzağa erişen bir "Suriyeli" ordunun başında olduğunu söyleyen dizesini de bu bölgeye bağlar. Iris, yani Yeşilırmak, bu ovaya Amaseia'nın surlarının dibinden geçerek ulaşır. Strabon ırmağın seyrini anlatırken Amaseia'dan "vatanım" diye söz eder ve onu çok sağlam surlu bir kent olarak niteler. Amazon ülkesi ile Amaseia aynı ırmak sistemi üzerindedir, ancak Strabon iki yeri birbirine karıştırmaz.
Strabon aynı bölümde Amazonların başka yerlere de yerleştirildiğini aktarır. Kimi yazarlar Homeros'un bir dizesinin okunuşunu değiştirerek Amazonları Mysia, Karia ve Lydia arasında, Kyme dolaylarında arar. Strabon, Ephesos, Smyrna, Kyme ve Myrina gibi kentlerin adlarının Amazonlardan geldiğinin söylendiğini de kaydeder. Bu bilgi önemlidir, çünkü Anadolu'da bir kentin adını bir Amazon kraliçesinin ya da savaşçısının adıyla açıklama alışkanlığı, Amaseia'ya özgü bir durum olmaktan çıkar ve eski bir açıklama geleneğinin parçası olarak görünür. Antik yazarlar kuruluşu bilinmeyen kentlerin adını sık sık bir kahramana ya da kahramanlaştırılmış bir kadına bağlamıştır.
Halk Etimolojisi mi, Eski Bir Ad mı
Amasis açıklamasının bir halk etimolojisi olduğu görüşü birkaç gözleme dayanır. Birincisi, Amazon geleneğinin merkezi Strabon'a ve daha eski yazarlara göre Themiskyra'dır; Amaseia'nın Amazonlarla arkeolojik ya da yazıtsal bir bağı ortaya konmamıştır. İkincisi, Amasis adının Amazon kraliçeleri arasında yalnızca bu rivayette geçmesidir. Üçüncüsü, adın Amazon sözcüğüne ses bakımından yakınlığı ve Anadolu'daki başka kentler için de benzer açıklamalar yapılmış olmasıdır. Adın Amazon sözcüğüyle ilişkisi bu yüzden daha çok bir ses benzerliğine yaslanır, bir dilbilimsel türetmeye dayanmaz.
Öte yandan adın gerçek kökeni de bu tartışmayla aydınlanmış değildir. Kentin tarihi Hititler dönemine kadar uzanıyorsa, adın Yunancadan önceki, Anadolu dillerinden birine ait bir katmanı taşıması mümkündür. İncelediğimiz kaynaklarda böyle bir kökene dair kanıtlanmış bir açıklama yoktur ve bu konuda yapılabilecek her öneri varsayım olarak kalır. Bu belirsizlik, adın Yunanca bir kökle açıklanabildiği anlamına gelmediği gibi, Amasis'in tarihsel bir kişi olduğu anlamına da gelmez. Sağlam olan tek veri, adın Helenistik çağdan bugüne neredeyse aynı sesle yaşamış olmasıdır.
Strabon ve Memleketi
Amaseia adının bugün bu kadar bilinmesinde Strabon'un payı büyüktür. Strabon'un ailesi Pontus krallarının hizmetinde siyasete karışmış bir ailedir. Annesinin büyük dedesi Dorylaos Taktikos, Pontus krallarının hizmetinde yer almış bir komutandı. Dorylaos'un yeğeni, Philetairos'un oğlu ikinci Dorylaos ise Eupator'dan (VI. Mithridates) en yüksek onurları ve Komana'daki rahiplik makamını almıştı. Strabon, kralın Roma ile savaşının kötü gittiği sırada anne tarafından büyükbabasının, Eupator'un kendi kuzeni Tibios'u ve oğlu Theophilos'u öldürtmesine öfkelenerek Lucullus'tan güvence aldığını ve on beş kalenin Romalılara geçmesini sağladığını yazar. Büyük vaatlerde bulunulmuştu, fakat Lucullus'un yerine geçen Pompeius, Lucullus'a yakın olan herkese düşmanlık besledi ve Senato Lucullus'un Pontuslulara verdiği onurları onaylamadı. Strabon'un Pontus aristokrasisinin bu sarsıntılı dönemini bizzat aile belleğinden aktarması, Amaseia'ya dair anlattıklarını ayrıca değerli kılar.
Strabon'un yaşam tarihleri kesin değildir; kaynaklar doğumunu MÖ 64 ile 62 arasında, ölümünü ise yaklaşık MS 21-24 dolayında gösterir. Annesinin ailesi Mithridates Eupator döneminde krallığın önde gelen kişilerindendi, fakat Romalı komutan Pompeius'a karşı yürütülen savaşta taraf değiştirmişti. Bu sadakat değişimi Strabon'a Roma dünyasında bağlantılar sağladı. On yedi ciltlik Geographika, yazarın Anadolu'da, Yunanistan'da, İtalya'da ve Mısır'da kendi gözüyle gördüklerine ve Polybios ile Megasthenes gibi güvenilir önceki yazarlara dayanır. Adın kökeni konusunda sessiz kalan bu eser, Amaseia'yı yerinde gören bir tanığın elinden çıktığı için kentin antik topografyasını anlamada vazgeçilmez bir kaynaktır.
Strabon şehri şöyle tarif eder: Iris'in aktığı büyük ve derin bir vadide kurulmuştur ve hem insan öngörüsüyle hem doğayla, şehrin ve kalenin yararlarını bir arada sunacak biçimde kurulmuş, çok güzel tasarlanmış bir yerdir. Kente hâkim olan kayalık yüksek ve diktir, ırmağa doğru ani bir eğimle iner. Bir yanında, ırmak kıyısında kentin yerleştiği sur vardır, öte yanında tepelere çıkan surlar. Doğal olarak birbirine bağlanan iki tepe görkemli kulelerle donatılmıştır ve bu çevrenin içinde kralların sarayları ile anıtları yer alır. İki tepe arasındaki boyun çok dardır. Irmak kıyısından ve banliyölerden çıkıldığında her iki yanda beş altı stadionluk bir yükseklik vardır, boyundan tepelere çıkmak için de bir stadionluk, her türlü saldırıya üstün dik bir yokuş kalır. Kayanın içinde su depoları bulunur ve kent, biri ırmağa, biri boyuna doğru oyulmuş iki boru biçimli kanal sayesinde susuz bırakılamaz. Irmak üzerinde iki köprü kurulmuştur; biri şehirden banliyöye, öteki banliyöden dış topraklara geçirir.
Bu tarifin bugünkü Amasya ile örtüşen yanları bellidir. İslâm Ansiklopedisi'ne göre şehir deniz seviyesinden 400 metre yükseklikte, Yeşilırmak'ın açtığı, iki tarafı yüksek kayalıklarla çevrili dar bir vadide kurulmuştur. Nehrin kuzeyinde yükselen dik kayalıklara oyulmuş mağaralar ve kral mezarları ile bunların hemen üstündeki kale şehre bakan herkesin ilk gördüğü unsurlardır. Yeşilırmak şehir içinde dört kilometre kadar bir vadide akar ve sol kıyıda yerleşim alanı çok dar olduğu için yerleşme bu yakada ince bir şerit oluşturur. Şehrin asıl gelişim alanı sağ kıyıdadır. Strabon'un "saraylar ve kral anıtları" dediği yer, bugün kayalara oyulmuş Pontus kral mezarları olarak anılan yapı grubuyla ilişkilendirilir.
Strabon çevre toprağı da över. Amaseia'nın toprağı, ona göre Pontus'un en geniş ve en iyi toprağıdır; ağaç bakımından zengindir, bir kısmı at otlatmaya ve öteki hayvanların yetiştirilmesine elverişlidir ve bütünüyle yerleşime uygundur. Mithridates savaşları yüzünden yıkılmış kaleler ve boş kalmış topraklar da vardır. Strabon'un kendi memleketine ilişkin bir ayrıntısı daha dikkat çeker. Mısır'da piramitlerin önünde mercimek biçimli ve boyutlu taşlar gördüğünü, bunların işçilerin yemeğinin taşlaşmış artıkları olduğunun söylendiğini, ancak kendisinin buna inanmadığını yazar; çünkü kendi ülkesinde (Amaseia) bir ovada uzun bir tepe vardır ve mercimeğe benzeyen gözenekli taş çakıllarla doludur. Bir coğrafyacı, uzak bir yerdeki iddiayı sınamak için kendi yurdundan bir gözlemi ölçü almıştır.
Pontus Başkenti Olarak Amaseia
Amaseia'nın tarih sahnesindeki yeri Pontus Krallığı ile belirginleşir. Pers soyundan gelen Mithridates hanedanı Büyük İskender'in ölümünden sonraki mücadelelerde yükselmiş ve I. Mithridates (Ktistes, "kurucu") MÖ 281 ya da 280'de, Selevkos'a karşı Kuzey Kapadokya ve Doğu Paflagonya kralı olduğunu ilan etmiştir. Krallığın en büyük kenti ve ilk başkenti Amaseia'ydı ve kraliyet sarayı ile mezarları burada bulunurdu. Mithridates Ktistes'in kentin yakınındaki bir kraliyet mezarına gömülmüş olması muhtemeldir; ondan sonra Sinope'nin ele geçirilişine kadar Pontus krallarının hepsi aynı yerde toprağa verilmiştir. İslâm Ansiklopedisi, şehrin Selevkoslar döneminde zaman zaman Pontus krallarının başşehri olduğunu bildirir. Kimi derlemelerde başkentlik yılları çok daha erkene çekilir, fakat bu tarihler krallığın kuruluş yılıyla uyuşmadığı için kesin sayılmamalıdır.
Krallık, VI. Mithridates (Eupator) döneminde Roma ile uzun savaşlara girişti. Strabon, Eupator'un Halys (Kızılırmak) ırmağından Tibarenlere ve Ermenistan'a kadar uzanan toprağı elinde tuttuğunu yazar. Lucullus'un, ardından Pompeius'un savaşları kralın yenilgisiyle sonuçlandı. Amaseia, Lucullus komutasındaki kuvvetlerin eline MÖ 70 dolayında geçmiştir; İslâm Ansiklopedisi ise şehrin MÖ 63'te Roma sınırları içine katıldığını belirtir. İki tarih arasındaki fark, fethin ve idarî düzenlemenin ayrı aşamalar olarak görülmesiyle açıklanabilir. Pompeius, Strabon'un anlattığına göre bölgenin idarî düzenini yeniden kurmuştur. Strabon Amaseia'nın da bir süre krallara bırakıldığını, kendi zamanında ise artık bir eyalet olduğunu kısaca not eder.
Roma çağında Amaseia gelişmeye devam etti. Yaklaşık MÖ 2 ya da 3'te Galatia eyaletine bağlandı, İmparator Traianus döneminde (112 dolayında) Kapadokya eyaletine eklendi ve 2. yüzyılda "metropolis" ile "ilk şehir" unvanlarını aldı. 3. yüzyıldan itibaren Hıristiyan metropolitlik merkezi olarak önem kazandı. Geç Roma döneminde Helenopontus eyaletinin başkenti olarak metropolitliği Amisos, Sinope ve Zela gibi şehirleri bağlı piskoposluk olarak içeriyordu. Bu dönemin tanınmış Hıristiyan kişileri arasında 319'dan önce ölen savaşçı aziz Theodoros (Amasealı Theodoros) ile 410 dolayında ölen, bazı vaazları günümüze ulaşan piskopos Asterios yer alır. Ortodoks metropolitliği 1923'teki Türk-Yunan nüfus mübadelesine kadar sürmüş, ondan sonra Doğu Ortodoks ve Katolik kiliselerinde adı yalnızca unvan olarak (titular see) kalmıştır. Bu uzun kilise tarihinde şehir hep Amasea adıyla anılmıştır.
Arap, Bizans ve Türk Dönemlerinde Ad
Şehir 712'de Araplar tarafından alınmış, birkaç yıl sonra İmparator III. Leon'un (717-741) idaresindeki Bizans kuvvetlerince geri kazanılmıştır. Komnenos döneminde Anna Komnene'nin Alexias adlı eserinin ilk kitabında Amaseia'nın adı geçer; Aleksios Komnenos'un, Norman komutan Ursel'i Türk komutan Tutak'tan esir olarak teslim aldığı yer burasıdır. Anlatıya göre Tutak'a vaat edilen para için Amaseia halkından yardım istenmiş ve bu durum huzursuzluk doğurmuş, Aleksios'un kurguladığı bir sahne üzerine halk parayı vermiştir. Eseri Aleksios'un kızı yazdığı için bu aktarımın tarafsız olmayabileceği not edilmektedir.
Türk hâkimiyetinin kuruluşuna ilişkin tarihler kaynaklara göre değişir. İslâm Ansiklopedisi, Amasya'nın Türkler tarafından ne zaman alındığına dair kesin bir bilgi olmadığını, ancak 11. yüzyılın başında Danişmendlilerin idaresi altında bulunduğunun bilindiğini belirtir. Kimi derlemeler Malazgirt'ten sonra Artuk Bey'in şehri aldığını ve 1080'de Danişmendli topraklarına katıldığını yazar. Şehir sonra Anadolu Selçukluları, Moğol valileri, Eretna Beyliği ve Kadı Burhâneddin arasında el değiştirmiş, Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır; bu tarih kaynaklarda 1393 ya da 1398 olarak geçer. İdaresi şehzade Çelebi Mehmed'e bırakılan kent, 1402 Ankara Savaşı'ndan sonra onun kardeşlerine karşı hareket üssü oldu ve ilerleyen yüzyıllarda şehzadelerin yetiştiği şehir olarak anıldı. Bütün bu siyasî geçişler boyunca ad, Türkçe ağızlara uygun biçimde yuvarlanarak devam etti.
Osmanlı döneminde ad, kitaplarda ve belgelerde çoğunlukla Amasiyye olarak yazıldı. İslâm Ansiklopedisi'ne göre muhtelif müellifler Amasya için "Anadolu şehirlerinin incisi", "Bağdâdü'r-Rûm", "medînetü'l-hükemâ" ve "medreseler şehri" gibi tabirler kullanmıştır. 1861'de şehre gelen seyyah G. Perrot, Amasya'yı "Anadolu'nun Oxford'u" olarak tarif etmiş ve medreselerde iki bine yakın öğrenci okuduğunu yazmıştır. Bunlar şehre eklenen yeni adlar değil, eski ada eklenen unvanlardır; Amaseia, bütün bu çağların altında aynı sesle durmuştur.
Rivayetin Bugünkü Yeri
Amazon rivayeti bugün de Amasya'nın kültürel hafızasında yer alır. Samsun'un Terme ilçesinde, Amazonların yurdu sayılan Themiskyra anısına her yıl bir Amazon festivali düzenlenmektedir. Amasya'da ise adın kökeni çoğunlukla Amasis'e bağlanır. Rivayetin bir antik yazara doğrudan atfedilmeden dolaşması, onun bir tarihsel olgu gibi algılanmasına yol açmıştır. Antik kaynaklara dönüldüğünde görülen, Amazonların Themiskyra'ya, Amaseia'nın ise Pontus kralları, Roma eyaleti ve metropolitlik tarihine bağlandığıdır. Amasis'in Amaseia'yla ilişkisi, bugün elimizdeki kaynaklarla doğrulanabilir değildir.
Kronoloji
MÖ 336-323: Büyük İskender dönemi; Amaseia'nın bu devirden önce de var olduğu kabul edilir.
MÖ 281 (ya da 280): I. Mithridates (Ktistes) kendini Kuzey Kapadokya ve Doğu Paflagonya kralı ilan eder; Amaseia krallığın ilk başkentidir.
MÖ 64 dolayı: Coğrafyacı Strabon Amaseia'da doğar.
MÖ 70 ve 63: Amaseia'nın Lucullus'un kuvvetlerince alınması ve Roma sınırlarına katılması; tarih kaynaklara göre değişir.
MÖ 2-3 dolayı: Amaseia Galatia eyaletine bağlanır.
112 dolayı: İmparator Traianus kenti Kapadokya eyaletine ekler.
3. yüzyıl: Amaseia Hıristiyan metropolitlik merkezi olarak önem kazanır.
712: Araplar şehri alır; birkaç yıl sonra III. Leon'un Bizans kuvvetleri geri alır.
11. yüzyıl: Şehir Türk hâkimiyetine geçer; yüzyıl başında Danişmendlilerin elindedir.
1393 ya da 1398: Şehir Osmanlı topraklarına katılır; yönetim şehzade Çelebi Mehmed'e verilir.
1923: Türk-Yunan nüfus mübadelesiyle Ortodoks metropolitliğinin faaliyeti sona erer.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Geographika, XII. kitap (Pontus, Amaseia ve Themiskyra anlatıları), Perseus Digital Library. https://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus:text:1999.01.0198:book=12:chapter=3
- Livius.org, "Strabo of Amasia". https://www.livius.org/sources/content/strabo-of-amasia/
- Daniela Dueck, Strabo of Amasia: A Greek Man of Letters in Augustan Rome, Routledge, 2000.
Akademik çalışmalar
- İslâm Ansiklopedisi, "Amasya" maddesi, TDV. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
Diğer kaynaklar
- "Amasya", İngilizce Vikipedi (Etymology ve History bölümleri). https://en.wikipedia.org/wiki/Amasya
- "Amasya", Türkçe Vikipedi (Etimoloji, Hellenistik-Bizans dönemi bölümleri). https://tr.wikipedia.org/wiki/Amasya
- "Amazonlar", Türkçe Vikipedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Amazonlar
- "Mithridates I of Pontus", İngilizce Vikipedi. https://en.wikipedia.org/wiki/Mithridates_I_of_Pontus
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus:text:1999.01.0198:book=12:chapter=3
- https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- https://en.wikipedia.org/wiki/Amasya
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Amasya
- https://www.livius.org/sources/content/strabo-of-amasia/
- https://en.wikipedia.org/wiki/Mithridates_I_of_Pontus









