Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Nevâsız dönmezem bâb-ı keremden ey nevâ-peymâ
Yetîmem bî-nevâyam sâilem miskîn-terem zîrâ
Kemâlim–çün degül eş‘âr-ı dil-sûzum ki yanmış cân
Şarâb-ı vasf-ı la‘linle tesellî eylerem mahzâ
Mezemmet eyledin şu‘râyı ammâ ehl-i îmânın
Kılup nâzımların memdûh u mümtâz itdin istisnâ
Der-i ülfetle açdın nutkını şu‘râ-yı İslâmın
Cevâhir eyledin manzûm-ı la‘lin tab‘ını deryâ
Beni dîvâne-i eş‘âr-gû kıldın melâmetle
Dağıtdın cümle efkârım cem‘ itdin başıma sevdâ
Ta‘aşşuk bâdesin nûş eyledikce şevkım arturdun
Ki kıldım rûz-ı ülfetle mahabbet-nâmeyi imlâ
Nigârî şi‘r-sâzın dem-be-dem sadrın güşâd eyle
Ki manzûmâne evsâf-ı cemîlin eylesin inşâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey nasip dağıtan, kerem kapından nasipsiz dönmem; çünkü yetimim, yoksulum, dilenciyim, yoksulların en yoksuluyum.

2. Gönül yakan şiirlerim bir kemal göstermek için değildir, canım yanmıştır; ben yalnızca dudağının övgüsü şarabıyla avunurum.

3. Şairleri kınadın, ama iman ehlinin şairlerini övülmüş ve seçkin kılıp onları ayrı tuttun.

4. İslâm şairlerinin dilini yakınlık kapısından açtın; dudağının manzumesini cevher, onların tabiatını deniz eyledin.

5. Beni kınanmayla şiir söyleyen bir divane kıldın; bütün düşüncelerimi dağıttın, başıma sevdayı topladın.

6. Aşk şarabını içtikçe şevkimi arttırdın; öyle ki yakınlık gününde muhabbetnameyi ben yazdırdım.

7. Şiir düzen Nigârî'nin göğsünü her an aç, genişlet ki senin güzel vasıflarını manzum olarak kaleme alsın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Nigârî bu gazelde şiir yazmanın meşru olup olmadığı sorusuna kendi cevabını verir. Üçüncü beyit, Kur'an'ın Şuarâ suresinin son ayetlerine dayanır: orada şairlere azgınların uyduğu, şairlerin her vadide şaşkın dolaştığı ve yapmadıklarını söyledikleri anlatılır, ardından iman edip salih amel işleyenler bu hükümden ayrılır. Şair bu ayrımı kendi lehine okur. Kınanan şiir ile övülen şiir arasındaki çizgi imandan geçer ve "şu‘arâ-yı İslâm", yani İslâm'ın şairleri bu çizginin iyi tarafındadır.

Gazelin hitap ettiği kişi sevgilinin dudağıyla (la‘l) anılır, ama şairlere hüküm veren, onları ayırıp yücelten bir otorite olarak da karşımıza çıkar. Bir önceki gazel gibi bu da sevgili dili ile Tanrı'ya yöneliş arasında durur. İkinci beyitte şair, şiirlerinin bir hüner gösterisi olmadığını söyler: yanan bir canın dile gelişidir ve tek avuntusu sevgilinin dudağını övmektir. Beşinci beyitteki "melâmet" kelimesi önemlidir. Melâmet, halkın kınamasını göze alarak kendi iç hâlini gizleyen ya da açığa vuran tasavvuf tavrıdır; Nigârî'nin şiirinde bu tavrın izleri sık görülür. Burada şair, kınanmayı şiire dönüşen bir sevdanın bedeli olarak kabul eder.

İlk beyitte "nevâ" kelimesi iki anlamla çalışır. Nevâ hem rızık, nasip hem de nağme, ses demektir; "bî-nevâ" yoksul, "nevâ-peymâ" ise rızkı ölçüp dağıtan anlamındadır. Şiir sözü konusu edilen bir gazelde bu kelimenin nağme anlamını da taşıması tesadüf olmamalıdır: şair kapıdan hem rızık hem ses dileyen bir dilencidir. Son beyit ise başka bir sureye uzanır. "Sadrın güşâd eyle", yani göğsünü aç, genişlet duası, İnşirah suresinin "Senin göğsünü açıp genişletmedik mi" diye başlayan ayetini hatırlatır. Şair kendi göğsünün de açılmasını, sevgilinin vasıflarını şiire dökebilmek için ister.

Kafiye kelimelerinden ikisi gazelin konusuna doğrudan bağlanır: altıncı beyitteki "imlâ" yazdırmak, son beyitteki "inşâ" yazmak demektir ve biri ötekini tamamlar. Zîrâ, mahzâ, istisnâ, deryâ ve sevdâ da aynı uzun "â"da buluşur; vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün"dür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar