Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Sıfatın ey kamer-i leyle-i İsrây İsrâ
Harem evvel kademin iknici Aksây Aksâ
Görmedi hâk-i peyün tâir-i Kudsî Kudsî
Ne kadar uçdı bülend ey kadi bâlâ bâlâ
Şeb-i mi‘râc melekler didi Allâh Allâh
Bu ne dilber bu ne server bu ne Mevlâ Mevlâ
Savt-ı la‘linle sürûr eyledi ervâh ervâh
Raksdur çerh-i berîn eyledi ‘Îsâ ‘Îsâ
Raksdur dest-i ‘inân eyledi Cibrîl Cibrîl
Zühre çeng urdı felek oynadı bî-pâ bî-pâ
Bu ne ra‘nâ bu [ne] hüsnâ bu ne sûret sûret
Bu ne şekl ü ne şemâil bu ne zîbâ zîbâ
Ne güzel adı güzel vasfı ne Yâsîn Yâsîn
Ne güzel na‘tı güzel nâmı ne Tâhâ Tâhâ
Bu ne şevket vü ne rütbet vü ne kurbet kurbet
Kãbe kavseyn bu ne ... bu ne ev ednâ ednâ
Sebeb-i tantana-i arz-ı ber-eflâk eflâk
Bu ne şândur bu ne şevket bu ne levlâ levlâ
Ey sözi mâye-i cân ey lebi şîrîn şîrîn
Olmaz ‘âlemde güzel sen gibi ahlâ ahlâ
Nice vasf eyleyem ey mâye-i ‘âlem ‘âlem
Gãyet-i hilkatısın ey meh-i a‘lâ a‘lâ
Bâ‘is-i debdebe-i zümre-i âdem âdem
Sana mahsûs kamu rütbe-i ‘ulyâ ‘ulyâ
Sıfatın Mîr Nigârî ider efşân efşân
‘Âkıbet câna yeter vasfını gûyâ gûyâ
Söyler ol şâm u seher vasfını tekrâr tekrâr
Gãlibâ kand-ı mükerrerdi bu inşâ inşâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey İsrâ gecesinin ayı, senin sıfatın İsrâ'dır, İsrâ; ilk adımın Harem (Mescid-i Haram), ikincisi Aksâ'dır, Aksâ.

2. Ey boyu yüce olan, Kudüs'ün (kutsal âlemin) kuşu ne kadar yükseklere, yükseklere uçtuysa da ayağının toprağını göremedi.

3. Miraç gecesi melekler "Allah Allah" dediler: bu ne dilber, bu ne server, bu ne efendi, efendi.

4. Dudağının sesiyle ruhlar, ruhlar sevince boğuldu; yüce gök raks ediyor, İsa da coşkuya kapıldı. (İkinci mısra kesin anlaşılmamaktadır; "eyledi ‘Îsâ ‘Îsâ" sözü, gökte bulunduğuna inanılan Hz. İsa'nın da bu sevince katıldığı biçiminde anlaşılmıştır.)

5. Cebrail dizgini tutarak raks ediyor; Zühre çeng çaldı, felek kendinden geçip oynadı.

6. Bu ne güzel, bu ne iyi, bu ne suret, suret; bu ne biçim, ne endam, bu ne süs, süs.

7. Ne güzel adı, ne güzel vasfı: Yâsîn, Yâsîn; ne güzel naatı, ne güzel ismi: Tâhâ, Tâhâ.

8. Bu ne heybet, ne rütbe, ne yakınlık, yakınlık; "Kâbe kavseyn" (iki yay arası kadar), bu ne ..., bu ne "ev ednâ" (ya da daha yakın), daha yakın. (Neşirde bir kelime okunamamış, "..." ile gösterilmiştir.)

9. Yeryüzünün göklere kadar uzanan debdebesinin sebebi; bu ne şan, bu ne şevket, bu ne "levlâ", "levlâ" (Sen olmasaydın).

10. Ey sözü canın mayası, ey dudağı tatlı, tatlı olan; âlemde senin gibi güzel, senin gibi tatlı tatlı olmaz.

11. Ey âlemin mayası, seni nasıl vasfedeyim; ey en yüce ay, yaratılışın gayesi sensin.

12. Âdemoğulları topluluğunun debdebesinin sebebi (sensin); bütün yüce rütbeler yalnız sana mahsustur.

13. Mîr Nigârî senin sıfatlarını saça saça söyler; sonunda vasfın sanki cana yetişir.

14. O, sabah akşam vasfını tekrar tekrar söyler; galiba bu söz, iki kez kaynatılmış (mükerrer) şekerdir.

Edebî ve Tarihî Yorum

On dört beyitlik bu naatın her mısraı bir kelimenin tekrarıyla biter: İsrâ İsrâ, Aksâ Aksâ, Kudsî Kudsî, bâlâ bâlâ, Allâh Allâh, Mevlâ Mevlâ. Kafiye ve redif bu tekrarların içine yerleşmiştir. Okunduğunda şiir, bir zikir halkasında aynı kelimeyi iki kez söyleyen bir koronun sesine yaklaşır. Son beyit bu biçimi kendisi adlandırır: şair Peygamber'in vasfını "tekrâr tekrâr" söyler ve sözünü "kand-ı mükerrer"e benzetir. Kand-ı mükerrer iki kez kaynatılıp arıtılmış şekerdir; "mükerrer" ise tekrarlanmış demektir. Böylece naat, kendi tekrar düzenini en saf şekerle özdeşleştirerek kapanır.

Gazelin konusu miraçtır. İlk beyit İsrâ suresinin ilk ayetine dayanır: Peygamber bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürülmüştür. Şair bu yolculuğun iki durağını Peygamber'in iki adımı olarak gösterir. Sekizinci beyitte Necm suresindeki "kâbe kavseyni ev ednâ" (iki yay arası kadar, ya da daha yakın) ifadesi, miraçta Peygamber'in Tanrı'ya yaklaştığı mesafenin Kur'an'daki anlatımı olarak geçer. Yedinci beyitte Peygamber'in iki adı sayılır: Yâsîn ve Tâhâ, aynı adlı surelerin başındaki harflerdir ve gelenekte Peygamber'in isimleri arasında anılır. Dokuzuncu beyitteki "levlâ" ise tasavvuf çevrelerinde sevilen "Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım" kudsî sözüne işaret eder; Peygamber'in yaratılışın sebebi sayılması on birinci ve on ikinci beyitlerde açıkça tekrarlanır.

Gökler bu şiirde bir bayram yeridir. Melekler hayretle Allah'ı anar, gök raks eder, Cebrail Peygamber'in bindiği Burak'ın dizginini tutarak oynar, çalgıcı yıldız Zühre çeng çalar. İkinci beyitteki "tâir-i Kudsî", kutsal âlemin kuşu, ne kadar yükseğe uçarsa uçsun Peygamber'in ayağının toprağına bile erişemez. Rivayete göre miraçta Cebrail belli bir makamdan öteye geçememiştir; beyit bu rivayeti hatırlatıyor olabilir, ama şair kuşun kim olduğunu söylemez.

Uzun naatın veznini neşir "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" olarak verir. Sekizinci beyitte okunamayan bir kelimenin yeri neşirde "..." ile boş bırakılmıştır; metin burada da o boşlukla aktarılmıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar