Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fe‘ûlün

Dem-â-dem iksîr-i mihrin nigârâ
Feşân it kıl bu hâki zer–i sârâ
Beyâbân-ı talebde bî–refîkım
Refîk-ı ülfetin yâra Nigârâ
Enîsim mûnisim yârim nigârım
Hayâlin kıl dem-â-dem Kirdigârâ
Yetîmem ü bî–nevâyam ârzûyam
Kerem kıl dem-be-dem lutf it Hudârâ
Dem-â-dem eyle kıl sermest-i yem tâ
Cem‘ olsun cümle seyrim-çün sükârâ
Şeker-bâr eyle eş‘âr-ı şirînim
Be-pîrân-ı Semerkand u Buhârâ
Zebânım it sen ey şîrîn tekellüm
Mahabbet sohbetinde kand-hârâ
Benim güftârıma vir bir eser kim
İşitse nerm olsun seng-i hârâ
Diler Mîr Nigârî vasl dâim
Hudârâ lutf kıl Perverdigârâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, sevgi iksirini her an saç; bu toprağı (beni) saf altın kıl.

2. Arayış çölünde yol arkadaşım yok; ey Nigâr, ülfetinin yoldaşlığını bana dost eyle. (Mısra kesin anlaşılmıyor; "yâra" kelimesi "yâr eyle" diye anlaşılmıştır.)

3. Dostum, avuntum, yârim, nigârım (sen ol); ey Yaratıcı, hayalini her an bana yoldaş kıl.

4. Yetimim, yoksulum, (sana) özlem doluyum; Allah aşkına her an kerem et, lütfet.

5. Beni her an deniz sarhoşu kıl ki bütün sarhoşlar beni seyretmek için toplansın. (Okuma kesin değildir; "sermest-i yem", şarap denizinde kendinden geçmiş anlamında alınmıştır.)

6. Tatlı şiirlerimi Semerkant ve Buhara pirlerine şeker yağdıran kıl.

7. Ey tatlı konuşan, muhabbet sohbetinde dilimi şeker çiğneyen bir dil eyle.

8. Sözüme öyle bir tesir ver ki işitince sert granit taşı bile yumuşasın.

9. Mîr Nigârî daima vuslat diler; ey Perverdigâr, Allah için lütfet.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin ilk kelimesiyle son kelimesi arasında bir dua uzanır. Hitap edilen, divan şiirinin "nigâr"ı, yani sevgilidir; ama üçüncü beyitte "Kirdigârâ" (ey Yaratıcı), dördüncüde "Hudârâ" (Allah için), son beyitte "Perverdigârâ" (ey Rab) sözleri gelince sevgilinin kim olduğu açıklık kazanır. Şiir bir münacattır ve sevgili dili ile dua dili burada birbirinin içine geçmiştir.

Nigârî bu gazelde kendi mahlasıyla oynar. Matla beytinde "nigârâ" ey sevgili demektir; ikinci beyitte aynı kelime "Nigârâ" olarak tekrar gelir, üçüncüde "nigârım" olur, son beyitte de şairin adı "Mîr Nigârî" olarak belirir. Mahlas, "nigâr"a ait olan, sevgiliye bağlı olan diye anlaşılabilir; şair kendi adını, dua ettiği sevgilinin adından türetilmiş gibi gösterir. Rivayete göre mahlasını gençliğinde tahsiline yardım eden Nigâr adlı bir hanımdan almıştır; şiir bu dünyevî ismi ilahî bir hitaba dönüştürür.

Kafiyedeki "-ârâ" sesleri ve altıncı beyitteki "Semerkand u Buhârâ" ikilisi, Fars şiirini bilen okura Hâfız'ın ünlü "Eger ân Türk-i Şîrâzî" gazelini hatırlatır; orada da Semerkant ile Buhara aynı kafiyede yan yana durur. Nigârî divanının başka yerlerinde kendini Hâfız'la denk tutar, ondan medet de diler. Ancak bu gazelde Semerkant ve Buhara'nın şair için ayrı bir anlamı da vardır: Nakşibendî yolunun kurucusu Bahâeddin Nakşibend Buharalıdır ve tarikatın büyük şeyhleri bu iki şehirde yetişmiştir. Şiirlerinin "Semerkant ve Buhara pirlerine" şeker gibi tatlı gelmesini istemek, bir Nakşibendî şeyhinin ağzında kendi silsilesinin büyüklerine yönelmiş bir dilektir.

İlk beyitteki iksir, bakırı ya da toprağı altına çevirdiğine inanılan maddedir; sevgi iksiri insanın toprağını altına çevirir. Sekizinci beyitte söze tesir istenir ve "seng-i hârâ", en sert taş, işitince yumuşar. Bu iki beyit gazeli bir dönüşüm duası olarak çerçeveler: önce şairin kendisi altına dönsün, sonra sözü taşı eritsin. Neşir, dua tonunu taşıyan bu kısa mısraların veznini "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" olarak verir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar