Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Vâ‘iz-i laklaka-gû kılmadı ikrâr kadeh
Bilmedi kârını kim eyledi inkâr kadeh
Sûfî bende-i mug u meye giriftâr eyler
Kılsa ger mest kerâmâtını izhâr kadeh
Dolanam başına ey mug bizi mahzûn itme
Zâhidin ragmına ihsân eyle ser-şâr kadeh
Hâce meyhâneme gel ‘ilmine magrûr olma
Ki ide cehl-i mürekkebliğin izhâr kadeh
Keşf olur ‘ukde-i esrâr-ı mu‘ammâ açılur
Âşkârâ ider elbette ne kim var kadeh
Bulmazam kendimi ammâ buluram tâze revân
Vakt kim gösterür ol ‘ârız-ı dildâr kadeh
Gezme bî-câ yere ey Mîr Nigârî zîrâ
Bendedir feth-i tılısmât u esrâr-ı kadeh
Günümüz Türkçesiyle
1. Boş laf eden vaiz kadehi kabul etmedi; kadehi inkâr eden, kadehin ne iş gördüğünü bilmedi.
2. Kadeh sarhoş olup kerametlerini gösterse, sofuyu mugun (meyhanecinin) kulu ve şaraba tutkun eder.
3. Ey mug, başına döneyim, bizi üzme; zahidin inadına ağzına kadar dolu bir kadeh ihsan et.
4. Ey hoca, benim meyhaneme gel, bilgine güvenip mağrur olma; kadeh senin bilmediğini de bilmeyen cahilliğini (cehl-i mürekkebini) ortaya koysun.
5. Sırların düğümü çözülür, bilmece açılır; kadeh, ne varsa elbette açığa çıkarır.
6. Kendimi bulamam ama taze bir can bulurum; o vakit ki kadeh (içindeki yansımayla) sevgilinin yanağını gösterir.
7. Ey Mîr Nigârî, yersiz yerlerde dolaşma; çünkü tılsımları açmak da kadehin sırları da bendedir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Dördüncü beyitte Nigârî medrese mantığından bir terim alır: "cehl-i mürekkeb". Mantık kitaplarında cehalet ikiye ayrılır. Cehl-i basît, bilmediğini bilen kişinin bilgisizliğidir; cehl-i mürekkeb, bileşik cehalet ise bilmediğini de bilmeyen, yanlışı doğru sanan kişinin hâlidir. Şair, bilgisine güvenen hocayı meyhanesine çağırır ve kadehin ona bu hâlini göstereceğini söyler. Medresenin terimi medresenin adamına karşı kullanılmış, hoca kendi kitaplarındaki ölçüyle tartılmıştır. "Meyhânem", benim meyhanem derken de şair meyhanenin sahibi, yani tasavvuf diliyle irşat eden pirin yerinde konuşur.
Gazel kadehe karşı duran üç tipi sırayla karşısına alır. Vaiz boş laf ettiği için kadehi kabul etmez; sofu, kadeh kerametini gösterirse mugun kulu olacaktır; hoca da bilgisiyle mağrurdur. Keramet, velilerin gösterdiği olağanüstü hâl demektir ve kelimenin kadehe yakıştırılması bir alaydır: sofunun beklediği keramet onun karşı çıktığı şaraptan gelir. Üçüncü beyitte şair muga, meyhaneciye "dolanam başına" diye yalvarır ve zahidin inadına kadeh ister.
Beşinci ve altıncı beyitler kadehin işini anlatır. Kadeh sırları açar, bilmeceleri çözer, ne varsa ortaya koyar; en sonunda da içindeki şarabın yüzeyinde sevgilinin yanağını gösterir. Âşık o anda kendini kaybeder, ama yerine taze bir can bulur. Son beyit şairin kendine verdiği bir öğüttür: başka yerlerde dolaşmasına gerek yoktur, tılsımları açan da kadehin sırrı da kendindedir.
Gazel, divanın birkaç sayfa önceki "Dolanam başına ey sâkî-i ser-şâr kadeh" gazeliyle aynı redifi ve aynı kafiyeyi taşır; iki şiirde de "dolanam başına" ve "ser-şâr kadeh" sözleri geçer. Birinde sâkîye, ötekinde muga yalvarılır.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 114, s. 77-78. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






