Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Sâkî kim elde ayağ oynadı atdı ekdâh
Sundu mey-hârlara zevk-i safâ-yı ervâh
Şâm ervâh-ı mey-âşâmîler şâd kılup
Câm-ı rûhânîlere dökdi şerâb-ı efrâh
‘Âkıbet câm-ı Cemi kırdı benim başımda
Ol kadar öpdüm ayaklarını kıldım ilhâh
Hatarât-ı emevî vesvese-i şeytânî
Nâ-pedîd oldu hurûc itdiği mey ke's-sifâh
Kâşifâne bugün ol pîr-i ma‘ârif söyler
Muglakãtı der-i meyhânede eyler îzâh
Erinî erinî diyeriz tâlib-i dîdârlarız
Feth kıl perde-i maksûdumuzu yâ Fettâh
Ayağ ey bâde-peres al ki der-i mistabede
Muntazır Mîr Nigârînin elinde miftâh

Günümüz Türkçesiyle

1. Sâkî eldeki kadehi oynattı, kadehleri dağıttı; şarap içenlere ruhların safa zevkini sundu. ("Ayağ" hem kadeh hem ayak demektir; sâkînin ayak oynatması da anlaşılır.)

2. Akşam vakti şarap içenlerin ruhlarını şad edip ruhanîlerin kadehine sevinçlerin şarabını döktü.

3. Sonunda Cem'in kadehini benim başımda kırdı; ben de onun ayaklarını o kadar öptüm, o kadar yalvardım.

4. Emevî düşünceler, şeytanın vesveseleri, şarap kadehten dökülürcesine taşıp çıkınca yok olup gitti. (İkinci mısra yaklaşık anlaşılmıştır.)

5. O bilgiler piri bugün sırları açan biri gibi söylüyor; kapalı, çözülmesi güç meseleleri meyhane kapısında açıklıyor.

6. "Bana kendini göster, bana kendini göster" diyoruz, biz didar isteyenleriz; ey Fettâh, muradımızın perdesini aç.

7. Ey şaraba tapan, kadehi al; çünkü meyhane kapısının anahtarı Mîr Nigârî'nin elinde (açılmayı) beklemektedir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Altıncı beyitte Nigârî, Hz. Musa'nın Tûr dağında söylediği "Rabbi erinî", Rabbim bana kendini göster sözünü iki kez tekrarlar. A'râf suresinde anlatılan bu istek, Musa'ya "Len terânî", beni göremezsin cevabıyla karşılanmıştı ve tasavvuf şiirinde Allah'ı görme arzusunun en bilinen örneğidir. Şair bu sözü sahiplenir; topluluğun adına "biz didar isteyenleriz" der. Oysa Hüsameddin'in aktardığı bir gazel parçasında Nigârî bunun tam tersini söylemişti: "Rabbi ernî dimezem matlab-ı Mûsâyam men", Rabbim bana göster demem, Musa'nın aradığı benim. Aynı şairin iki şiirinde aynı ayet bir yerde istenir, öbüründe gereksiz görülür. İlki âşığın aradığı makamda, ikincisi ulaştığı makamda konuşur.

Beyitte Allah'a "yâ Fettâh", ey açan diye seslenilir; son beyitte meyhane kapısının anahtarı, "miftâh", Nigârî'nin elindedir. Fettâh, feth (açmak) ve miftâh aynı Arapça kökten gelir ve gazelin kafiyesinde art arda dizilir. Böylece açma işi önce Tanrı'dan istenir, sonra şairin kendisinde bulunur. Beşinci beyitteki "pîr-i ma‘ârif", bilgiler piri de kapalı meseleleri meyhane kapısında açıklar. Gazel bir tarikat meclisinin sırasını izler gibidir: sâkî kadehi dağıtır, ruhlar sevinir, pir konuşur, müritler didar ister, anahtar da mürşidin elinde bekler.

Dördüncü beyitteki "hatarât-ı emevî", Emevî düşünceler, Nigârî'nin Ehl-i Beyt sevgisiyle yazdığı şiirlerle birlikte okunmalıdır. Kerbelâ'nın sorumlusu sayılan Emevî soyuna karşı tavrı divanında açıkça görülür; burada şarap, bu soyun adıyla anılan kötü düşünceleri ve şeytanın vesvesesini gönülden siler. Mısraın sonundaki "ke's-sifâh" sözüne neşir bir açıklama getirmez ve sözün anlamı bizim için de çözülmüş değildir.

Ekdâh'tan miftâh'a uzanan kafiye dizisinin (ekdâh, ervâh, efrâh, ilhâh, sifâh, îzâh, Fettâh, miftâh) son harfi Arap alfabesinin "hâ"sıdır (ح); divanın bu harfe ayrılmış bölümü de bu gazelle başlar. İlk ve üçüncü beyitteki "ayağ" kelimesi hem kadeh hem ayak anlamıyla oynanmıştır: sâkî kadehi oynatır, âşık da kadehi başında kıran sâkînin ayaklarını öper.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar