Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Mâh mı görmüş meger kim böyle olmuş zâr subh
Hûrşîdin çıkmış yere kim kılmış andan âr subh
Târ-mâr eyler evin hûrşîdin ol meh bir nefes
Çıksa ger bî-perde izhâr eylese ruhsâr subh
Veh ne hoş demdir o dem ol mehveşin bezminde ben
Mest düşem tâ şeb çeküp peymâne-i ser-şâr subh
Öyle bir medhûş olam variyetimden bî-haber
Bilmeyem şeb kendimi hem olmayam huş-yâr subh
N’ola bir fırsat bulaydım dâg-ender-dâgımı
Şerh edeydim mâhıma şeb derdimi izhâr subh
Uymazam zîrâ gice gündüz beraberdir bana
Ey müezzin eylesen gãfilleri bîdâr subh
Şâm-ı firkat zahmeti meydâna gelmez lutf idüp
‘Arz-ı ‘ârız eylese gün tek eger dil-dâr subh
Başka bir devletdir ol kim cân virem hande-leb
Gün gibi dil-dâr izhâr eyleye ruhsâr subh
Şâm ey Mîr Nigârî ol kadar âh eyledim
Hamdü li'llâh perde-i dîdârı atdı yâr subh
Günümüz Türkçesiyle
1. Sabah meğer ayı (ay yüzlü sevgiliyi) mı görmüş ki böyle inler hâle gelmiş; güneşinden yere inmiş, ondan utanç duymuş. (Beytin anlamı kesin değildir.)
2. O ay yüzlü güzel bir an perdesiz çıksa, yanağını gösterse, sabahın güneşinin evini darmadağın eder.
3. Ah, ne hoş bir andır o an ki, o ay yüzlünün meclisinde ağzına kadar dolu kadehleri çekip geceden sabaha kadar sarhoş düşeyim.
4. Öyle kendimden geçeyim, varlığımdan habersiz olayım ki gece kendimi bilmeyeyim, sabah da ayık olmayayım.
5. Keşke bir fırsat bulsaydım da gece ayıma yara üstüne yaramı anlatsaydım, sabah da derdimi açığa vursaydım.
6. Uyumam, çünkü gece ile gündüz bana birdir; ey müezzin, sen sabahleyin gafilleri uyandırsan (yeter).
7. Sevgili lütfedip sabahleyin güneş gibi yanağını gösterse, ayrılık akşamının zahmeti ortaya çıkmazdı.
8. Ey gülen dudaklı, sevgili sabahleyin güneş gibi yanağını gösterdiğinde canımı vermem başka bir devlettir.
9. Ey Mîr Nigârî, akşam o kadar âh ettim ki, Allah'a hamd olsun, sevgili sabahleyin yüzündeki perdeyi attı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Altıncı beyitteki müezzin, bu gazelin en canlı sahnesidir. Âşık uyumaz, çünkü gece ile gündüz onun için birdir; sabah ezanıyla uyandırılması gereken biri değildir. Şair bu yüzden müezzine, uyandırma işini gafillere ayırmasını söyler. Sabah namazına çağıran ses, divan şiirinde çoğu zaman âşığın uykusuz gecesinin sona erdiğini haber verir; Nigârî bu sesi kendinden uzaklaştırır, gecesi zaten bitmemiştir.
Gazel divanda hemen önceki sayfalarda yer alan "Olmasaydı mihr bir mâh ile elbet zâr subh" gazeliyle aynı redifi, aynı vezni ve aynı kafiyeyi taşır ve onun bir eşi gibi okunabilir. Orada sabah, aya tutulmuş bir âşıktı; burada ilk beyit yine sabahın ayı görüp inlediğini söyler. Ama bu kez sabahın güneşi sevgilinin yanağı karşısında yenilir: o güzel perdesiz çıksa güneşin evini darmadağın eder. İlk beytin ikinci mısraı için neşirde bir açıklama yoktur; kelimelerden çıkan, güneşin sevgili karşısında utandığıdır.
Üçüncü ve dördüncü beyitler bir sarhoşluk dileğidir. Âşık sevgilinin meclisinde geceden sabaha kadar içmek, gece kendini bilmemek, sabah da ayılmamak ister. Bu, bir önceki sabah gazellerinde anlatılan ayılma sabahının tersidir. Beşinci beyitte gece ile sabah iki ayrı işe bölünür: gece ay yüzlüye yaralarını anlatmak, sabah derdini açığa vurmak. "Dâg-ender-dâg", yara içinde yara, âşığın bağrına yaktığı yaraların üst üste binmesidir.
Son üç beyit perdenin kalkmasına bağlanır. Sevgili sabah güneş gibi yüzünü gösterse ayrılık akşamı yaşanmazdı; o zaman can vermek de bir devlet olurdu. Gazelin sonunda dilek gerçekleşir: şair akşam o kadar âh etmiştir ki sevgili sabahleyin perdeyi atmıştır.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 117, s. 79. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






