Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Dolanam başına ey sâkî-i ser-şâr kadeh
Pây-mâl eyledi gam lutf eyle tekrâr kadeh
Mest-i lâ-ya‘kıl peymâne-i çeşmin ister
Nigehi cilve-i sermest ü ser-şâr kadeh
Çeşm-i humârına benzer diyü ey mâye-i cân
Kılmış ol ‘âşık-ı şeydâları mey-hâr kadeh
Eyledin kim bizi bî-‘akl u ser-â-sîme didim
Ne olur meskenimiz söyledi kuh-sâr kadeh
Ne kadar var felek gerdiş-i devrân itsin
Degmesün dest-i elem görmesün âzâr kadeh
Ne revâdur gele meyhâneye erbâb-ı vera‘
Ne münâsib ola agyâr sezâvâr-ı kadeh
Ne bilür câm nedür bâde-i gül-fâm nedür
Olmayan bâde-peres bilmeyen esrâr-ı kadeh
Dâhil-i zümre-i lâ-havfün ‘aleyhimden olur
Lâübâlî dolanur haşr fedâkâr kadeh
Koyma elden yere ey Mîr Nigârî nûş it
Ne kadar var dü ‘âlem ne kadar var kadeh

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey ağzına kadar dolu kadeh sunan sâkî, başına döneyim (sana kurban olayım); gam beni ayaklar altına aldı, lütfeyle, kadehi yeniden sun.

2. Aklı başından gitmiş sarhoş, senin gözünün kadehini ister; o gözün bakışı, kendinden geçmiş sarhoşun cilvesi, ağzına kadar dolu bir kadehtir.

3. Ey canın mayası, kadeh "senin baygın, mahmur gözüne benzer" diye o çılgın âşıkları şarap içer hâle getirmiştir.

4. "Bizi akılsız ve şaşkın ettin" dedim; "Yurdumuz ne olacak?" (diye sordum), kadeh "dağlar" dedi. (Beyit yaklaşık anlaşılmıştır; Mecnun ve Ferhat gibi dağa düşmek kastediliyor olabilir.)

5. Felek, zamanın dönüşünü ne kadar sürdürürse sürdürsün, kadehe elem eli değmesin, kadeh incinme görmesin.

6. Ne takva ehlinin meyhaneye gelmesi doğrudur, ne de yabancıların (ağyarın) kadehe layık olması uygundur.

7. Şaraba tapmayan, kadehin sırlarını bilmeyen kişi kadeh nedir, gül renkli şarap nedir, ne bilir?

8. Kadeh, "Onlara korku yoktur" diye anılan topluluğa girmiş olur; mahşerde de fedakâr ve kayıtsız dolaşır. (Beyit yaklaşık anlaşılmıştır.)

9. Ey Mîr Nigârî, onu elinden yere koyma, iç; iki cihan ne kadar varsa kadeh de o kadar vardır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Sekizinci beyitte kadeh, Yûnus suresinin 62. ayetindeki "lâ havfün aleyhim", onlara korku yoktur sözüyle anılan topluluğa sokulur. Ayetin tamamı Allah'ın velilerini anlatır: "Bilin ki Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de." Nigârî bu sözü şarap kadehine bağlar ve kadehi mahşerde kayıtsızca dolaşan bir veli gibi düşünür. Neşir beyte açıklama düşmez, ayrıntıda tahmine kalınır; gidişi ise bellidir: zahidin günah saydığı kadeh, şairin dünyasında evliyanın safındadır. Altıncı beyitteki "erbâb-ı vera‘", takva ehli, bu yüzden meyhaneye yakışmaz.

Kadeh gazelin her beytinde sonda durur ve konuşan bir kişiye dönüşür. Dördüncü beyitte âşık ona yakınır: "Bizi akılsız ve şaşkın ettin, yurdumuz ne olacak?" Kadeh tek kelimeyle cevap verir: "kûhsâr", dağlar. Aklını yitiren âşığın yeri Mecnun'un çölü ya da Ferhat'ın dağıdır; kadeh âşığa geleceğini söyler. Beşinci beyitte ise şair kadehe dua eder: felek dönüp durdukça ona elem eli değmesin, kırılmasın. Divan şiirinde feleğin kendisi de ters dönmüş bir kâseye benzetilir; burada dönen gök ile sunulan kadeh yan yana durur.

Gazeli hâ bölümüne koyan, redifin son harfidir: "kadeh" Arap yazısında "hâ" (ح) ile biter. Redifin önünde ser-şâr, tekrâr, mey-hâr, kûh-sâr, âzâr, sezâvâr, esrâr ve fedâkâr kelimeleri uyaklanır. İlk beyitteki "dolanam başına" sözü Azerbaycan ve Anadolu ağızlarında bugün de kullanılan "başına döneyim", sana kurban olayım deyişidir ve sâkîye yapılan ricayı halk dilinin sıcaklığıyla açar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar