Özgün Metin
Vezin: Müfte‘ilün Fâ‘ilün Müfte‘ilün Fâ‘ilün
Bağrımı pür-hûn idüp saldı beni kana ruh
Yakdı ciger-gâhımı lâle gibi yana ruh
Şehd-i lebin sâyesi çeşme-i cân-bahş hem
Tâb virür şems tek la‘l-i bedahşâne ruh
Subh dem-i feyzdir mihr tek ey dil uyan
Vakt-i seher fer virür hûrşîd-i rahşâna ruh
‘Âşık-ı mestâneyem vâlih-i peymâneyem
Tâ ki çalup ‘aklımı bahş kılup âna ruh
Âyine-i ândır âyet-i bî-fânîdir
Safha-i Kur’ândır dîde-i mestâna ruh
Eyle salâ ey gönül ‘âşık-ı dîdâreye
Bahş-ı ferâvan ider yüz açup ihsâna ruh
Yakmış idi gönlümü Mîr Nigârî ezel
İmdi yanup yandurur kasd kılup câna ruh
Reşk-dih-i aydır hûrşîd-i bî-tâydır
Nûr-ı dil-ârâydır server-i hûbâna ruh
Günümüz Türkçesiyle
1. Yanak bağrımı kanla doldurup beni kana saldı; ciğergâhımı lale gibi yanacak şekilde yaktı.
2. Dudağının balının gölgesi aynı zamanda can bağışlayan bir pınardır; yanak, Bedahşan la'line güneş gibi parlaklık verir.
3. Sabah feyiz vaktidir; ey gönül, güneş gibi uyan; seher vaktinde yanak parlayan güneşe parlaklık verir.
4. Sarhoş bir âşığım, kadehe hayranım; ta ki yanak aklımı çalıp onu (o güzele) bağışlayıncaya dek. (İkinci mısra yaklaşık anlaşılmıştır.)
5. Yanak, "ân"ın (tarif edilemez çekiciliğin) aynasıdır, yok olmayan bir ayettir; sarhoş göz için yanak bir Kur'an sayfasıdır.
6. Ey gönül, didar âşığını davet et; yanak, yüzünü açıp bol bol ihsan bağışlar. (İkinci mısraın anlamı kesin değildir.)
7. Mîr Nigârî, yanak gönlümü ezelde yakmıştı; şimdi cana kastedip hem yanar hem yakar.
8. Yanak, güzellerin başının yanağıdır; aya kıskançlık veren, eşi olmayan güneştir, gönül süsleyen nurdur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Redif Farsça "ruh", yanaktır ve gazelin sekiz beytinde yanak hep güneşle birlikte anılır. İkinci beyitte Bedahşan la'line parlaklık verir. Eski inanışa göre değerli taşlar toprağın içinde güneşin etkisiyle olgunlaşır, renklerini güneşten alırdı; Afganistan'ın kuzeyindeki Bedahşan da la'l madenleriyle ünlüydü. Şair bu inanıştan yararlanır: la'le rengini veren güneş değil, sevgilinin yanağıdır. Üçüncü beyitte iş bir adım ileri gider; seher vakti gökteki güneş de parlaklığını yanaktan alır. Gazelin sonunda yanak artık "hûrşîd-i bî-tâ", eşi olmayan güneştir ve aya kıskançlık verir.
Beşinci beyit yanağı bir kutsal metin gibi okur: o, yok olmayan bir ayettir ve sarhoş göz için bir Kur'an sayfasıdır. Yüzün mushafa, yüzdeki çizgilerin satırlara benzetilmesi divan şiirinde bilinen bir imgedir; burada okuyan göz sarhoştur, yani aşkla bakan gözdür.
Yedinci beyitteki "ezel", zamanın başlangıcı olmayan öncesidir. Tasavvufta ruhların yaratılış anında Allah'a verdikleri söz, "Elest bezmi", bu ezelde düşünülür. Şair gönlünün yanağa o zaman yandığını söyler: aşk bu dünyada başlamamıştır, ezelde başlamış, şimdi sürmektedir. Mahlas da bu beyittedir; ondan sonra gazele tek bir beyit kalır.
Redif Arap yazısında "hı" (خ) harfiyle kapanır. Kafiyede "kana, yana" gibi Türkçe kelimeler "bedahşâne, rahşâne, mestâna, ihsâna, hûbâna" gibi Farsça ve Arapça kelimelerle birlikte dizilmiştir.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 125, s. 83. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






