Özgün Metin
Vezin: Müfte‘ilün Fâ‘ilün Müfte‘ilün Fâ‘ilün
Sende eger gamze var bende gözüm yâre çoh
Sende eger nîze var bende ciger-pâre çoh
Sen gibi yokdur bana Hind-i ciger-hâreler
‘Arsa-i ‘âlemde ger Hind-i ciger-hâre çoh
Ben gibi rüsvây-ı ‘aşk yokdu velâkin eger
Bâdiye-i mihrde Kays tek âvâre çoh
Bî-ser ü pâ çerh-zen ben gibi yokdur velî
Dâire-i çerhde gerçi ki devvâre çoh
Ah şifâ-hâne-i hikmete vardım tabîb
Söyledi yokdur sana çâre eger çâre çoh
Nâz yeter intizâr virme nikãb at yüzün
Keşf kıl ey mâh-ı men seyrine nezzâre çoh
Sâye-i zülfünde yok Mîr Nigârî gibi
Kara güni gerçi var anda güni kara çoh
Günümüz Türkçesiyle
1. Sende gamze varsa, bende gözümde çok yara var; sende mızrak varsa, bende ciğer parçası çok.
2. Bana senin gibi ciğer yiyen bir Hind yoktur; gerçi dünya meydanında ciğer yiyen Hind çok.
3. Benim gibi aşkla rüsvay olmuş kimse yoktu; ama sevgi çölünde Kays (Mecnun) gibi avare çok.
4. Benim gibi başsız ayaksız (kendinden geçmiş) dönüp duran yoktur; gerçi feleğin dairesinde dönen çok.
5. Ah, hikmet şifahanesine vardım; hekim "Çare çok olsa da senin için çare yok" dedi.
6. Naz yeter, bekletme, peçeyi yüzünden at; ey benim ayım, yüzünü aç, seyrine bakacak olan çok.
7. Zülfünün gölgesinde Mîr Nigârî gibi günü kara olan yok; gerçi orada günü kara olan çok.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazel, divanda kendisinden hemen önce gelen "yoh" redifli gazelin karşılığıdır. Vezin aynıdır, kafiye aynı "-âre" sesine dayanır, ama redif bu kez "çoh", yani Azerbaycan Türkçesiyle "çok"tur. Nigârî "yok" ile "çok"u her beyitte karşı karşıya getirir: dünyada Mecnun gibi avare çoktur ama benim gibi rüsvay yoktur; feleğin dairesinde dönen çoktur ama benim gibi başsız ayaksız dönen yoktur; çare çoktur ama bana çare yoktur; zülfün gölgesinde günü kara olan çoktur ama Nigârî gibisi yoktur. Önceki gazelin yokluk sayımı burada bir kalabalığın içindeki teklik iddiasına dönüşür.
İlk beyitteki "yâre" kelimesi, yine Azerbaycan Türkçesindeki söylenişiyle "yara"dır ve "çok" ile birlikte okununca "bende gözümde çok yara var" anlamını verir. Sevgilinin gamzesi ve mızrağı karşısında âşığın elinde gözündeki yaralar ve ciğer parçaları vardır.
İkinci beyitteki "Hind-i ciger-hâre", ciğer yiyen Hind, İslam tarihinden bilinen bir olaya işaret eder. Ebû Süfyân'ın karısı ve Muâviye'nin annesi Hind bint Utbe'nin, Uhud savaşında şehit düşen Hz. Hamza'nın ciğerini çiğnediği rivayet edilir. Divan şiirinde "Hindû" kelimesi siyah ben ya da kara saç için de kullanılır, bu yüzden beyit ilk bakışta ciğer yakan kara güzellerden söz ediyor gibidir. Ama şairin adının Hamza olduğu düşünülünce beyit başka bir anlam kazanır: sevgili, Hamza'nın ciğerini yiyen Hind'e benzetilmiştir. Neşir bu bağlantıyı açıklamaz; Nigârî'nin Emevî soyuna karşı tavrı bilindiğinden işaretin bilinçli olması mümkündür.
Beşinci beyitte âşık "şifâ-hâne-i hikmet"e, hikmet hastanesine gider ve hekimden çare çok olduğu hâlde kendisine çare olmadığını duyar. Gazel bu hükmü bir kadere çevirmez; altıncı beyitte sevgiliden peçesini atmasını, yüzünü açmasını ister, çünkü seyretmek isteyen çoktur.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 127, s. 84. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






