Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Derde saldın beni ey dîde-i bîmâr çi bûd
Bir ‘ilâc eylemedin ey leb-i gülnâr çi bûd
Va‘de virdin size gelem deyu ey mâh niçün
Gelmedin bir gice vü yâ bir seher ey yâr çi bûd
Ne içün söylemezem mihr-i vefâ eylemedin
Lîk bir söyle sana fâide dildâr çi bûd
Eyledin ‘âşık-ı şeydâları zünnâr-perest
Beyle kirdârdan ey dilber-i hoş-kâr çi bûd
Sormadın bir gice ey mâh niçün hâlimizi
Bir seher gelmedin ey mihr-i pür-envâr çi bûd
Almadın perdeni ‘âşıkları mahzûn eyledin
Cümle mahrûm eyledin tâlib-i ruhsârı çi bûd
Görmedi Mîr Nigârî yüzün âyâ ne içün
Beyle mehcûr eyledin ‘âşık-ı dîdârı çi bûd
Fâ’iden şâm u seher yanmadı ammâ söyle
Beyle güftârdan ey tab‘-ı şekker bâr çi bûd
‘Âşık-ı sâdık-ı şeydâsan eger eyleme lâf
Hazer it söyleme dildârıla güftâr çi bûd

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey hasta (baygın) göz, beni derde saldın, neydi bu? Ey nar çiçeği dudak, hiçbir ilaç etmedin, neydi bu?

2. Ey ay, "Size geleceğim" diye söz verdin; ey sevgili, niçin bir gece ya da bir seher olsun gelmedin, neydi bu?

3. Sevgi ve vefa göstermediğini niçin söylemeyeyim; ama ey sevgili, bir kez de sen söyle, bundan sana ne fayda geldi?

4. Çılgın âşıkları zünnara tapar (dinden çıkmış) hâle getirdin; ey işinin ehli dilber, böyle bir davranıştan ne çıktı?

5. Ey ay, niçin bir gece hâlimizi sormadın; ey ışıklarla dolu güneş, bir seher gelmedin, neydi bu?

6. Perdeni kaldırmadın, âşıkları hüzne boğdun; yanağını isteyenlerin hepsini mahrum ettin, neydi bu?

7. Mîr Nigârî yüzünü acaba niçin görmedi; yüzünün âşığını niçin böyle ayrı düşürdün, neydi bu?

8. Akşam sabah (bunlardan) bir fayda yanmadı (çıkmadı); ama ey şeker yağdıran tabiat, söyle, böyle sözlerden ne çıktı? (Beytin anlamı kesin değildir.)

9. Eğer sadık ve çılgın bir âşıksan boş söz söyleme; sakın sevgiliye "Söz ne işe yarar" deme. (Bu beyit için verilen anlam bir tahmindir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Türkçe bir gazelin her beyti Farsça bir soruyla biter: "çi bûd", ne idi, ne oldu, neye yaradı. Nigârî bu kısa sözü bir sitem aracı olarak kullanır ve her beyitte sevgiliye yapmadığı bir şeyi sorar: hasta gözüyle derde salıp ilaç etmedi, gelmeyi vaat edip gelmedi, vefa göstermedi, gece hâlini sormadı, seher vakti uğramadı, perdesini açmadı. Her şikâyetin sonuna aynı soru eklenince gazel, cevabı gelmeyen bir sorgu hâlini alır. Farsça redifin Türkçe mısralara bağlanması divanda sık görülen bir tutumdur; Nigârî iki dili aynı beyitte rahatça birleştirir.

Dördüncü beyitteki "zünnâr", Hristiyan rahiplerin ve Zerdüştî din adamlarının bellerine bağladıkları kuşaktır. Divan şiirinde zünnar kuşanmak dinden çıkmak demektir ve aşkın âşığı küfre kadar sürüklemesinin sembolüdür. Sevgili, çılgın âşıklarını zünnara tapar hâle getirmiştir; şair bu yaptığından ne kazandığını sorar.

Son iki beyitte soru şairin kendisine döner. Mahlas yedinci beyitte gelir, ardından iki beyit daha vardır. Sekizinci beyitte şair kendi "şeker yağdıran" tabiatına, yani şiir söyleyen gücüne seslenir ve bu kadar sözün ne işe yaradığını sorar. Dokuzuncu beyit ise bir öğüttür: sadık âşık boş söz söylememeli, sevgiliye "çi bûd" diye hesap sormamalıdır. Gazelin baştan beri tekrarladığı redif, sonunda yasaklanan bir söze dönüşür. Neşir bu son iki beyti açıklamadığı için aktarımda tahmin payı vardır; yön değişikliği ise açıktır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar