Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Açılmış bahs-i demsâzım ki doğmuş hûrşîd-i maksûd
Bi-hamdi'llâh sa‘îdem tâ ezel kim tâli‘im mes‘ûd
Yanar âteş dem-â-dem nâ-pedîd olmaz minâremde
Ki biz kãlû belâdan berü ocağız olmayız bî-od
Leb-i la‘lin görüp tâ göz ciger-gâhımda oynar göz
Derûnumdan çıkup âteş serimden baş virüpdür dûd
Getürmüş var yokdan rağbetim ağzın temennâsı
Görünmez ‘aynıma birdir yanımda bûd yâ nâ-bûd
Gubâr-ı reh-güzârın üzre cân nakdin nisâr itdim
Budur sarf eyledim varım ki el-cûdu mine'l-mevcûd
Kemend-i zülfin ey büt olmayan her dem giriftârı
Le fî husrin diyârında gezer hasret-zede nâ-sûd
Meger nûş eylemiş Mîr Nigârî kim özün bilmez
Düşüpdür bârgâhında yatur şâm u seher bî-hûd

Günümüz Türkçesiyle

1. Dertleşme sohbetim açılmış, çünkü murat güneşi doğmuş; Allah'a hamd olsun mutluyum, talihim ezelden beri kutludur. (Beytin anlamı kesin değildir.)

2. Minaremde (ışık yerimde) her an ateş yanar, hiç kaybolmaz; çünkü biz "Kâlû belâ"dan beri bir ocağız, ateşsiz olmayız.

3. La'l dudağını görünce göz ciğergâhımda oynadıkça içimden ateş çıkıp başımdan duman yükselmiştir. (Bu beyit için verilen anlam bir tahmindir.)

4. Ağzını (görmeyi) dilemek, isteğimi yokluktan varlığa getirmiş; (o ağız) gözüme görünmez; yanımda var ile yok birdir.

5. Yolunun tozu üstüne canımın nakdini saçtım; varımdan harcadığım budur, çünkü cömertlik var olandan yapılır.

6. Ey put, her an zülfünün kementine tutsak olmayan, "le fî husr" (ziyandadır) diyarında hasretle, huzursuz dolaşır.

7. Mîr Nigârî meğer içmiş ki kendini bilmiyor; senin huzuruna düşmüş, akşam sabah kendinden geçmiş yatıyor.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dördüncü beyit divan şiirinin en bilinen mazmunlarından birini işler: sevgilinin ağzının yokluğu. Güzelin ağzı o kadar küçük düşünülür ki görünmez, var mı yok mu bilinmez. Nigârî bu düşünceyi felsefi bir dille kurar. Ağzı dilemek, âşığın isteğini "yokdan var" etmiştir, yani yokluktan varlık doğmuştur; ama o ağız göze görünmediği için şairin yanında "bûd" ile "nâ-bûd", var ile yok birdir. Beşinci beyit aynı var-yok oyununu sürdürür. Âşık yolun tozuna canını saçmıştır ve bunu Arapça bir sözle açıklar: "el-cûdu mine'l-mevcûd", cömertlik var olandan yapılır. İnsan elindekinden verir; âşığın elinde ise candan başka bir şey yoktur.

İkinci beyitte "kâlû belâ" sözü geçer. A'râf suresinin 172. ayetinde Allah, ruhlara "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorar, onlar da "Belâ", evet derler. Tasavvufta aşkın bu ezelî sözleşmeyle başladığı düşünülür. Şair "biz kâlû belâdan beri ocağız" der. "Ocak" hem ateş yanan yer hem de tasavvufta bir tarikat soyunun, şeyhten şeyhe geçen yolun adıdır; Nigârî'nin seyit soyundan geldiği de düşünülürse kelime bir aile ve yol bilinci taşır. Mısraın sonundaki "bî-od", ateşsiz sözünde Türkçe "od" kelimesi kafiyeye girmiştir.

Altıncı beyitte Asr suresinden bir parça alınır: "İnne'l-insâne le fî husr", insan gerçekten ziyandadır. Sevgilinin zülfüne tutsak olmayan, bu ziyan diyarında huzursuz dolaşır. "Nâ-bûd" ile "mevcûd" aynı gazelin uyakları arasındadır; var ile yok tartışması kafiyeye kadar iner.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar