Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Benem Mecnûn-ı bî-pervâ benem Ferhâd-ı bî-imdâd
Benem binâ-yı bî-âlet benem üstâd-ı bî erkãd
İşim düşvârdır zîrâ ki sevdâ Bîsütûnumdur
Meded ey şâh-ı Şîrîn el-meded ey Hüsrev-i evtâd
Ayakdaşam ser-i zülfünle tâ âşüfte ser-geşte
Beyâbân-gerd ü peymâ-yı tarîkam meskenim berbâd
Gözün Leylâ ‘ızâr u mehveşin ‘Azrâ lebin Şîrîn
Dilim Mecnûn feryâd u figãnım Vâmık u Ferhâd
Tutup dâmân-ı gamzen hıdmet eyler merdüm-i çeşmim
Tamâm olmak diler kim kâmil olmaz merd-i bî-üstâd
Hadengin almasın pîr-i mugãnın çekmesin yayın
Kûy-ı dildâra bulmazsın tarîk ey tâlibü'l-irşâd
Gezer Mîr Nigârî hayret-efzâ kûh u sahrânı
Meded ey Şâh-ı evtâd el-meded ey Seyyidü'l-efrâd

Günümüz Türkçesiyle

1. Pervasız Mecnun benim, yardımsız Ferhat benim; aletsiz yapı ustası benim, "erkãd"sız üstat benim. ("Erkãd" kelimesinin anlamı açık değildir.)

2. İşim güçtür, çünkü sevda benim Bîsütun dağımdır; yetiş ey Şirin'in şahı, yetiş ey evtâdın Hüsrev'i.

3. Zülfünün ucuyla yol arkadaşıyım; perişan ve başı dönmüş olarak çölleri dolaşır, yolları ölçerim; yurdum yıkılmıştır.

4. Gözün Leylâ, ay gibi yanağın Azrâ, dudağın Şirin; gönlüm Mecnun, feryadım Vâmık, figanım Ferhat'tır.

5. Gözümün bebeği (merdüm, aynı zamanda insan) gamzenin eteğini tutup hizmet eder; olgunlaşmak ister, çünkü üstatsız adam kâmil olmaz.

6. Mugların piri okunu almasa, yayını çekmese, ey irşat arayan, sevgilinin sokağına yol bulamazsın. (Neşir beyti açıklamaz; anlam yaklaşıktır.)

7. Mîr Nigârî şaşkınlığı artarak dağları ve çölleri dolaşır; yetiş ey evtâdın şahı, yetiş ey efrâdın efendisi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dördüncü beyit üç ünlü aşk hikâyesini tek bir beyte sığdırır. İlk mısrada sevgilinin gözü Leylâ, yanağı Azrâ, dudağı Şirin'dir; ikinci mısrada âşığın gönlü Mecnun, feryadı Vâmık, figanı Ferhat olur. Leylâ ile Mecnun, Vâmık ile Azrâ, Şirin ile Ferhat çiftleri aynı sırayla iki mısraa dağıtılmıştır. Belâgatte buna "leff ü neşr" denir: önce bir dizi kelime sayılır, sonra onlarla eşleşen ikinci bir dizi verilir; sıra korunduğunda "leff ü neşr-i müretteb" adını alır. Sevgilinin yüzü üç kadın kahramanın, âşığın hâlleri de üç erkek kahramanın toplamıdır.

İlk beyitte şair kendini Ferhat'a benzetir ve onun hikâyesini kendi ustalığına bağlar: aletsiz bir yapı ustası, Bîsütun dağını külüngüyle delen Ferhat gibidir. İkinci beyitte sevda, âşığın delmesi gereken Bîsütun'dur. Ardından gelen yardım çağrısı ise hikâyeyi beklenmedik bir yöne çevirir. "Şâh-ı Şîrîn", Şirin'in şahı, hikâyede Ferhat'ın rakibi olan Hüsrev'dir; Nigârî ondan yardım ister ve ona "Hüsrev-i evtâd", evtâdın Hüsrev'i der.

Evtâd ve efrâd tasavvuftaki veliler sıralamasının terimleridir. Evtâd, dünyanın dört yanını koruduğuna inanılan dört büyük veli, efrâd ise bu sıralamanın dışında kalan, doğrudan Allah'a bağlı velilerdir. Son beyitte şair "Şâh-ı evtâd" ve "Seyyidü'l-efrâd" diye seslenir. Bu yardım çağrısının kime yöneldiği neşirde açıklanmaz; bir mürşit, Hz. Ali ya da Peygamber düşünülmüş olabilir. Beşinci beyitteki "üstatsız adam kâmil olmaz" sözü de bu çağrıyla birleşir: âşık, tasavvuf yolunda bir mürşide teslim olmadan olgunlaşamayacağını bilir. "Merdüm" kelimesi hem göz bebeği hem insan demektir; gamzenin eteğini tutan göz bebeği, bir ustanın eteğine yapışan çırağa benzetilmiştir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar