Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Bî-karâr olmuş vücûdum hem-çü bîd
Tâ gözümden servin olmuş nâ-pedîd
Bir güzelsin kim sana yokdur bedel
Çünki sen tek dîde-i ‘âlem ne-dîd
Dil-rübâ vü cân-fezâsın hoş-likã
Mâşaallâh âferîn hub âferîd
Ni‘met-i vaslın temennâdır bana
Eyleme mahrûm u kılma nâ-ümîd
Bülbül-i dil gülşen-i kûyında mı
Görmezem çokdan ki olmuş nâ-pedîd
Hâzıram savt-ı salâya muntazır
Beyle kim hel min şehîd hel min şehîd
‘Âlem-i sevdânı gezdim görmedim
Sen tek ey Mîr Nigârî ey ferîd
Bî-elem gezdin fezâ-yı vahşeti
Ey emîr ey şîr-i hûrşîd ey reşîd

Günümüz Türkçesiyle

1. Selvi boyun gözümden kaybolduğundan beri varlığım söğüt gibi kararsız (titrer) olmuş.

2. Sen öyle bir güzelsin ki yerini tutacak kimse yoktur; çünkü dünyanın gözü senin gibisini görmemiştir.

3. Gönül kapan, can artıran, güzel yüzlüsün; maşallah, aferin, (Allah seni) güzel yaratmış.

4. Vuslatının nimeti benim dileğimdir; beni mahrum etme, ümitsiz bırakma.

5. Gönül bülbülü senin sokağının gül bahçesinde mi? Çoktandır göremiyorum, kaybolmuş.

6. "Hel min şehîd, hel min şehîd" (Şehit olacak kimse var mı) diye yapılacak salâ sesini bekleyerek hazırım.

7. Sevda âlemini dolaştım, senin gibisini görmedim, ey Mîr Nigârî, ey eşsiz olan.

8. Ey emir, ey güneşin aslanı, ey olgun kişi, vahşet (ıssızlık) boşluğunu elemsiz dolaştın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kafiyesi uzun "î" ile biten Farsça kelimelere dayanır ve her biri dal harfiyle yazılır: bîd, nâ-pedîd, ne-dîd, âferîd, ümîd, şehîd, ferîd, reşîd. İlk beyitteki "bîd", söğüttür; divan şiirinde rüzgârda durmadan titreyen söğüt, kararsızlığın ve korkunun benzetmesidir. Sevgilinin selvi boyu gözden kaybolunca âşığın varlığı söğüt gibi titrer: dimdik duran selvi ile eğilip titreyen söğüt karşı karşıya konmuştur. Üçüncü beyitte "âferîn" ile "âferîd" yan yana gelir. İlki övgü sözüdür, ikincisi Farsçada "yarattı" demektir; "hûb âferîd", güzel yarattı. Ses benzerliği övgüyü yaratılışa bağlar.

Altıncı beyitteki "hel min şehîd", Arapçada "şehit olacak kimse var mı" demektir ve salâ, yani bir çağrı olarak söylenir. Âşık bu çağrıyı beklediğini, ona cevap vermeye hazır olduğunu söyler. Söz, Kerbelâ'da Hz. Hüseyin'e atfedilen "Hel min nâsırin yensurunî", bana yardım edecek kimse yok mu çağrısını hatırlatır; Nigârî'nin Ehl-i Beyt sevgisi düşünülünce bu yankı tesadüf olmayabilir, ama neşir bir bağlantı kurmaz.

Son iki beyit beklenmedik bir yöne döner. Yedinci beyitte "Sevda âlemini dolaştım, senin gibisini görmedim" denir ve hitap mahlasa yönelir: "ey Mîr Nigârî, ey ferîd", ey eşsiz. Burada iki okuma mümkündür: şair ya kendini kendine över ya da sevgiliye seslenirken mahlası araya koyar. Sekizinci beyitte hitap sürer: "ey emîr", ey emir. Mahlastaki "Mîr" kelimesi zaten "emîr"in kısaltılmış biçimidir ve seyitlere verilen bir unvandır; bu yüzden son beyitteki emir de büyük ihtimalle şairin kendisidir. "Şîr-i hûrşîd", güneşin aslanı ise eski astrolojide güneşin evi sayılan Aslan burcunu ve aslanı hatırlatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar