Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Bulunmaz ger gözün tek dilrübâ gamzen gibi üstâd
Yine ‘âşıklığa elbet gerek tâlibde isti‘dâd
Mücerred muktezâyı kãbiliyyetdir kılup tecrîd
Tutup sahrâyı Mecnûn kûhı mesken eylemiş Ferhâd
Sürûr eyler gönül pâ-mâl kıl pâ-mâl kıldıkca
Safâsından dimez âyâ bu ne zulüm bu ne bî-dâd
Açılmış gonçe-i bahtım ki zevk-ıla geçer vaktim
Benim gülzârı şâdâb ey leb-i şîrîn benim dil-şâd
Hücûm-ı seg rakîblerden ne gam zîrâ penâhımdır
Seg-i ser-menzil-i Leylâ beni sanman ki bî-üstâd
Leb-i şîrîn temennâsında varım târ-mâr olmuş
Zebûn-ender-zebûnem el-meded ey Hüsrev-i evtâd
Nigârî öyle bir şeydâ-yı ‘âlem ol ki ‘âlemde
Senin vasfınla demsâz olsun âdem ile bir hoş ad

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin gözün gibi gönül kapan, gamzen gibi usta bulunmasa da âşıklık için isteklide elbette yetenek (istidat) gerekir.

2. Yalnızca kabiliyetin gereği olarak kendini her şeyden soyup Mecnun çölü tutmuş, Ferhat da dağı yurt edinmiştir. (Birinci mısraın anlamı kesin değildir.)

3. Sen gönlü ayaklar altına aldıkça o sevinir; safasından "Bu ne zulüm, bu ne haksızlık" demez.

4. Talihimin goncası açılmış, çünkü vaktim zevkle geçiyor; ey tatlı dudak, gül bahçem taze, gönlüm şad.

5. Köpek rakiplerin saldırısından ne gam, çünkü sığınağım Leylâ'nın konağının başındaki köpektir; beni üstatsız sanmayın.

6. Tatlı dudak dileğiyle varım darmadağın olmuş; zayıf içinde zayıfım; yetiş ey evtâdın Hüsrev'i.

7. Nigârî, dünyanın öyle bir çılgını ol ki dünyada senin vasfınla güzel bir ad insanla dost olsun. (Beyit yaklaşık anlaşılmıştır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin ilk iki beyti aşkı bir yetenek meselesi olarak düşünür ve bunu felsefenin kelimeleriyle söyler. "İsti‘dâd", bir şeyin bir hâli kabul etmeye yatkınlığı; "kâbiliyyet", alabilme gücü; "muktezâ", bir şeyin gereği; "tecrîd" ise tasavvufta insanın kendini dünyadan ve bağlarından soyup yalnızlaşmasıdır. Şair, sevgilinin gözü ve gamzesi ne kadar usta olursa olsun, âşık olacak kişide bir yatkınlık bulunması gerektiğini söyler. Mecnun'un çöle, Ferhat'ın dağa çekilmesi de bu yatkınlığın sonucudur. Aşk, dışarıdan gelen bir etkiyle başlar ama her gönülde tutmaz.

Beşinci beyitte Mecnun hikâyesinin bilinen bir sahnesine işaret edilir. Mecnun, Leylâ'nın mahallesinin köpeğini bile sevmiş, onu okşayıp ayağına kapanmıştır; divan şiirinde sevgilinin kapısındaki köpek, âşığın kıskandığı ya da dost bildiği bir varlıktır. Nigârî rakipleri köpeklere benzetir, ama kendini savunmasız saymaz: onun sığınağı Leylâ'nın kapısındaki köpektir. Mısraın sonundaki "beni üstatsız sanmayın" sözüyle bu köpek bir koruyucuya, hatta bir ustaya dönüşür.

Altıncı beyitteki "Hüsrev-i evtâd" çağrısı, divanda bir önceki sayfadaki "Benem Mecnûn-ı bî-pervâ" gazelinde de geçer. İki gazel aynı vezinde ve aynı "-âd" kafiyesindedir; ikisinde de Mecnun ile Ferhat yan yana anılır ve âşık bir üstada ihtiyacını dile getirir. Türkçe "ad" kelimesi kafiyeye kapanış beytinde girer: Nigârî, dünyada adı iyilikle anılacak bir çılgın olmayı kendine öğütler.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar