Özgün Metin
Hâk-ı derin ey hasûdı Cemşîd
Reşk-âver-i şeh-nişîn-i Hûrşîd
Derd-keşi hâk-ı makdeminden
Ey server-i nâziş itme nevmîd
Mâide-i ma‘nîden habersiz
Ey zâhid-i hoş yem ey ‘alef-çîd
Evhâm u kemâlâta müntesibsin
Ey bî-haber ey esîr-i taklîd
Nakş-i kadehim ve in yekâd devâ
Ey bed-nazar ey hasûd-ı bed-dîd
Mecnûn-ı şehinşeh-i cünûna
Ta‘lîm iderem rüsûm-ı tecrîd
Eş‘ârım ile bu şâm-ı felek
Raks eyledi çaldı çeng ü nâhîd
Cilve-i nigâr-ı nâzenînem
İş‘âr ider nevây-ı ümîd
Kûyunda makãm kıl muhalled
Ey Mîr Nigârî mihri câvîd
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey kapısının toprağını Cemşid'in kıskandığı, Güneş'in tahtının bile haset ettiği (güzel).
2. Ey naz sahiplerinin başı, ayağının bastığı toprağın derdini çekeni ümitsiz bırakma. (Beytin anlamı kesin değildir.)
3. Ey hoş yiyen zahit, ey yem toplayan, mana sofrasından habersizsin.
4. Ey habersiz, ey taklidin esiri, sen vehimlere ve (sözde) olgunluklara bağlısın.
5. Ey kem gözlü, ey kötü bakan kıskanç, kadehimin nakşı "ve in yekâd"dır, (nazara) devadır.
6. Delilik ülkesinin şahlar şahı olan Mecnun'a tecridin (dünyadan soyunmanın) usullerini ben öğretirim.
7. Şiirlerimle bu felek akşamında Zühre raks etti, çeng çaldı.
8. Nazlı sevgilimin (nigârımın) cilvesi ümidin nağmesini haber verir.
9. Ey Mîr Nigârî, onun sokağında ebedî bir makam tut; ey sevgisi sonsuz olan. (Bu beyit için verilen anlam bir tahmindir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Beşinci beyitte şair kadehinin üstündeki nakşı söyler: "ve in yekâd". Bunlar Kalem suresinin 51. ayetinin ilk kelimeleridir: "Ve in yekâdü'llezîne keferû le yüzlikûneke bi-ebsârihim", inkâr edenler neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. Ayet halk arasında nazara karşı okunur, levhalara, muskalara, nazarlıklara yazılırdı. Nigârî bu ayeti kadehinin üstüne nakşedilmiş olarak düşünür ve kem gözlü, kıskanç zahide karşı bir koruma gibi kullanır. Meyhanenin kadehi Kur'an ayetiyle korunmaktadır; zahidin kötü bakışı ona işlemez.
Zahide yöneltilen sözler gazelin ortasındaki üç beyti doldurur ve sertleşerek ilerler. Önce "hoş yem", iyi yiyen; ardından "‘alef-çîd", yem toplayan, yani hayvan gibi otlayan diye anılır. Mana sofrasından habersizdir, vehimlere ve kendi sandığı olgunluklara bağlıdır, taklidin esiridir. Taklit, tasavvufta bilgiyi kendi tecrübesiyle değil başkasından duyarak edinmektir ve gerçek bilginin, "tahkîk"in karşıtıdır.
Altıncı ve yedinci beyitler bir övünmedir. Şair delilerin şahı Mecnun'a tecridin usulünü öğretir; şiirleri okunduğunda gökte Zühre raks eder, çeng çalar. "Nâhîd", Venüs gezegeninin Farsça adıdır; eski gök tasavvurunda üçüncü gök katında oturan çalgıcı ve şarkıcı olarak düşünülürdü. Şiirin gücüyle feleğin müzisyeni dans eder. Sekizinci beyitteki "nevâ" hem nağme hem de bir makam adıdır.
Uyak kelimelerinin çoğu Farsçadır; Cemşîd ve Hûrşîd ile açılan dizi câvîd, sonsuz kelimesiyle kapanır. Neşir bu gazelin veznini göstermez.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 140, s. 91. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






