Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ey Habîb-i Kibriyâ ey Şâh-ı cümle enbiyâ
Kimdi senden özge bir serdâr bir sâhib-livâ
Ey hidâyet şemsi ey nûrânîler ser-halkası
Kimdi senden özge hûrşîd kimdi mâh-ı reh-nümâ
Kimdi senden özge şehbâzım dîn-i ‘âlemde kim
Senden özge bir tezerv-i nâzenîn ey dil-rübâ
Kimdi senden gayrı kâmil kimdi bir sâhib-cemâl
Kimdi senden özge fâtih kimdi bir müşkil-güşâ
Senden özge belde-i îcâdı bir fâtih mi var
Senden özge bir sebeb ‘âlemde yokdur intihâ
Senden ey meh mâ‘adâ hûbum diyü lâf itmesün
Sende hatm olmuş güzellik sende hatm olmuş bahâ
Ey Şefî‘u'l-müznibîn ey Rahmeten li'l-‘âlemîn
Şefkatin subh u mesâ ister Nigârî bî-nevâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey Yüce Allah'ın sevgilisi, ey bütün peygamberlerin şahı; senden başka kim bir serdar, kim sancak sahibidir?
2. Ey hidayet güneşi, ey nurlu olanların halkasının başı; senden başka kim bir güneş, kim yol gösteren bir aydır?
3. Ey gönül alan, din âleminde senden başka kim benim şahinimdir; senden başka (kim) nazlı bir sülündür? (Beyit kesin anlaşılmamaktadır; "şehbâz" şahin, "tezerv" sülün kuşudur.)
4. Senden başka kim kâmil, kim cemal sahibidir; senden başka kim fatih, kim müşküller açandır?
5. Yaratılış beldesinin senden başka bir fatihi var mı; âlemde senden başka bir sebep yoktur, son da sensin.
6. Ey ay, senden başkası "güzel benim" diye övünmesin; güzellik sende son bulmuş, değer sende son bulmuştur.
7. Ey günahkârların şefaatçisi, ey âlemlere rahmet; yoksul Nigârî sabah akşam şefkatini ister.
Edebî ve Tarihî Yorum
Naat, bir soru zinciri olarak kurulmuştur. "Kimdi senden özge", yani senden başka kim vardır sorusu dört beyit boyunca tekrar eder ve her seferinde Peygamber'e yeni bir unvan verilir: serdar, sancak sahibi, güneş, yol gösteren ay, kâmil, fatih, müşkül açan. Cevap hiçbir yerde söylenmez, çünkü gerek yoktur; soru, cevabını içinde taşıyan bir övgü biçimidir (istifham). Divan şiirinde bu tür sorular, okurun aynı cevabı içinden tekrarlamasını sağlar.
Unvanların birçoğu dinî kaynaklardan gelir. "Sâhib-livâ", sancak sahibi demektir ve kıyamet günü Peygamber'in elinde olacağı rivayet edilen "livâü'l-hamd", övgü sancağını hatırlatır. Son beyitteki iki unvan da bilinen sıfatlardır: "Şefî‘u'l-müznibîn", günahkârların şefaatçisi; "Rahmeten li'l-‘âlemîn" ise Enbiyâ suresinde Peygamber için söylenen "âlemlere rahmet" ifadesidir. Altıncı beyitteki "hatm olmak", bir şeyin sonuna ermek, tamamlanması anlamındadır; Peygamber'in "hâtemü'n-nebiyyîn", peygamberlerin sonuncusu olması akla gelir. Nigârî bu sıfatı güzelliğe aktarır: peygamberlik onda tamamlandığı gibi güzellik de onda tamamlanmıştır.
Üçüncü beyit divan şiirinin av ve kuş dünyasından alınmış iki kelime taşır: "şehbâz", avcıların yetiştirdiği büyük doğan ya da şahin, "tezerv" ise sülündür. Beytin yapısı bozuk görünür ve anlamı kesinleşmez; Peygamber burada hem avcı kuş hem de zarif bir av kuşu gibi anılıyor olabilir. Kafiye kelimelerinin hepsi Arapça ya da Farsça kökenlidir; enbiyâ, livâ, reh-nümâ, dil-rübâ, müşkil-güşâ, intihâ, bahâ ve bî-nevâ uzun "â" ile biterek naatı divanın elif harfli şiirleri arasına yerleştirir.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 13, s. 20-21. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






