Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ey hakîkat nûrı ey reşk-âver-i şems-i duhâ
Hâk-i pâyin zerresidir âferînden mâ‘adâ
Kanı bir mehtâb sen tek kanı sen tek şeb-çerâg
Kanı sen tek âf-tâb ey meh mudîen fi's-semâ
Kanı sen tek la‘l-i şîrîn kanı sen tek şâh-ı dîn
Kanı sen tek nâzenîn ey gül bulunmaz fi's-serâ
Kanı sen tek zülf-i sünbül kanı sen tek rûy-ı gül
Kanı sen tek la‘l-i mül ‘âlemde yokdur intihâ
Defter-i zîbâda sen tek bir güzel yokdur bu kim
Eylemiş icrâ kemâlin sende tay itmiş kazâ
Eyledikce fikr-i evsâfın alur hayret beni
Şaşmışam ma‘zûrum er vasfında itsem iktifâ
‘Âcizî vasfın Nigârî bî-nevâ ister kerem
İltifâtından dem-â-dem ey Habîb-i Kibriyâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey hakikatin nuru, ey kuşluk güneşini kıskandıran; ayağının toprağının zerresi bile övgünün ötesindedir. (İkinci mısra kesin anlaşılmamaktadır; "âferîn" hem övgü hem yaratılış anlamına gelebilir.)
2. Senin gibi bir mehtap nerede, senin gibi bir gece kandili nerede; ey ay, senin gibi gökte parlayan bir güneş nerede?
3. Senin gibi tatlı bir dudak nerede, senin gibi bir din şahı nerede; ey gül, senin gibi nazlısı yeryüzünde bulunmaz.
4. Senin gibi sümbül zülüf, senin gibi gül yüz nerede; senin gibi şarap dudak nerede, âlemde (bu sayışın) sonu yoktur.
5. Güzellik defterinde senin gibi bir güzel yoktur; çünkü kader kemalini sende tamamlamış, defteri sende kapamıştır.
6. Vasıflarını düşündükçe beni hayret sarar; şaşkınım, vasfında az söylersem mazurum.
7. Yoksul Nigârî vasfındaki acizliğine (bakmadan) senden kerem ister; ey Allah'ın sevgilisi, her an iltifatını (bekler).
Edebî ve Tarihî Yorum
Bir önceki naat "senden başka kim var" diye soruyordu; bu ikinci naat aynı övgüyü "kanı sen tek", yani senin gibisi nerede sorusuyla sürdürür. Divanda yan yana duran iki şiir, Peygamber'in tekliğini iki ayrı soru kalıbıyla söyler. "Kanı", eski Anadolu ve Azerbaycan Türkçesinde "hani, nerede" demektir; Nigârî'nin dilinde bu tür kelimeler sık geçer ve şiire konuşma dilinin tınısını katar.
Gazelin ikinci, üçüncü ve dördüncü beyitleri bir karşılaştırma dizisidir. Önce gök: mehtap, gece kandili (şeb-çerâg), güneş. Sonra yeryüzü: tatlı dudak, gül, sümbül. İkinci ve üçüncü beyitlerin sonundaki Arapça ifadeler bu ayrımı açıkça yapar: "mudîen fi's-semâ", gökte parlayan; "fi's-serâ", yeryüzünde. Güzellik göğü de yeri de taradıktan sonra eşini bulamaz. Divan şiirinin sevgiliye ait bütün güzellik unsurları (zülüf, yanak, dudak) burada Peygamber'in tasvirinde kullanılır; naat ile gazel arasındaki sınır Nigârî'de çoğu zaman inceliğini yitirir.
Beşinci beyitte "defter-i zîbâ", güzellik defteri, bir kayıt defteri gibi düşünülür. Kader (kazâ) bütün güzelleri bu deftere yazmış, en son Peygamber'i yazarak defteri dürmüştür. Bir önceki naattaki "güzellik sende son buldu" fikri burada bir yazı imgesine dönüşür. Altıncı ve yedinci beyitlerde ise divanın ilk gazellerinde işlenen acz düşüncesi geri gelir: şair hayret içinde kısa kestiği için özür diler ve vasıftaki eksikliğine rağmen iltifat bekler. Uzun "â" kafiyesi bu naatı da elif bölümünde tutar.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 14, s. 21. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






