Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Geç sanemden söyle ey dil yâ Samed
Tâ diye lebbeyk lebbeyk-i Ehad
Kıl ikãmet taht-gâh-ı fakrda
Ba‘d ezîn semmûrını yâ în nemed
Terk ü tecrîd iledür fakr ü fenâ
Gör nedir ‘âşıklık ey ehl-i hired
‘Aşk sahrâsında birdir merd ü zen
Farksızdır anda rûbâh u esed
Keyf kem kemdür te‘allük nâ-pedîd
Ol yire telvîn sığmaz hem ‘aded
Terk ü tecrîd ü fenâdandır bana
Devlet-i fakr u bekã mülk-i ebed
Ey Nigârî tâ yetince ol yere
Eyledim kül cismimi yandırdım kebed
Menzilim dûr u tarîkım hevl-nâk
Yâ Hızır yâ râhber sizden meded
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, putu (sanemi) bırak, "Yâ Samed" de; ta ki Ehad (bir olan Allah) sana "lebbeyk, lebbeyk" (buyur) desin. (İkinci mısraın anlamı kesin değildir.)
2. Fakrın taht yerinde ikamet et; bundan sonra samur kürkün de bu keçe de (birdir). (Beytin anlamı kesin değildir.)
3. Fakr ve fena (yokluk) terk ve tecritle olur; ey akıl sahibi, gör âşıklık nedir.
4. Aşk çölünde erkek ile kadın birdir; orada tilki ile aslan arasında fark yoktur.
5. (Orada) nicelik ve nitelik eksiktir, bağlılık görünmez; o yere ne renkten renge girme (telvîn) sığar ne de sayı.
6. Bana fakrın ve bekanın devleti, ebediyetin mülkü terkten, tecritten ve fenadandır.
7. Ey Nigârî, o yere ulaşıncaya kadar bedenimi kül ettim, ciğerimi yaktım.
8. Durağım uzak, yolum korkunçtur; ey Hızır, ey yol gösteren, sizden yardım.
Edebî ve Tarihî Yorum
İlk mısraın iki kelimesi Arap yazısında birbirine çok yakındır: "sanem", put, "صنم" diye; "Samed", Allah'ın adlarından biri, "صمد" diye yazılır. İkisinin de ilk harfi sad, ikinci harfleri ise biri nun, öteki mimdir. Şair gönle bu iki kelime arasındaki küçük farkı geçmesini söyler: puttan vazgeçip Samed'e yönelmek. Samed, İhlâs suresinde geçen ve "hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu" anlamına gelen addır; aynı surenin ilk ayetindeki "Ehad", bir, de ikinci mısraın kafiyesindedir. Böylece matla, İhlâs suresinin iki adını kafiyeye alır.
Gazelin geri kalanı tasavvuf yolunun kavramlarını sıralar. "Fakr", dervişin dünyadan hiçbir şeye sahip olmaması; "fenâ", kendi varlığından geçip Allah'ta yok olması; "bekâ", bu yokluktan sonra Allah ile var olmasıdır. "Terk ü tecrîd", dünyayı bırakıp her bağdan soyunmaktır. İkinci beyitte fakrın tahtına oturan için samur kürk ile dervişin keçesi arasında fark kalmaz. Beşinci beyitte felsefenin kategorileri kullanılır: "keyf", nitelik ve "kem", nicelik o makamda eksik kalır; "telvîn", hâlden hâle girme ve "‘aded", sayı oraya sığmaz.
Dördüncü beyit, aşk çölünde erkek ile kadının, tilki ile aslanın bir olduğunu söyler. Dünyada güçlü ile zayıf, yiğit ile korkak arasında konan ayrımlar o çölde geçmez. En sonda yol tehlikeli bir hâl alır ve şair Hızır'dan yardım ister. Hızır, yolunu kaybedenlere yetişen, ölümsüz olduğuna inanılan bir veli olarak bilinir. Yedinci beyit mahlası taşır, sekizincisi ise bir duaya dönüşür.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 144, s. 93. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






