Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Tâ ki dil virdim sana ey nûş-hand
Ney tek alışdım tutuşdum bend bend
Âteş-i hasret dükenmez mi ‘aceb
Tâ yanar cânım nigârâ çend çend
Âh-ı cân-sûzumdan ikrâh itmedin
Dimedin bir dem yeter ey derd-mend
Benden el çekmiş gönül kim dem-be-dem
Eylemiş gîsûların zencîr-bend
Mâh-tâb-âsâ dil-i ser-geştemi
Hâle-i mihrindedir oldur kemend
Eyle bed hâlem ki bed hâlim gören
Terk-i sevdâ eyleyüp almaz bülend
Tutmayan dâmân-ı zülf-i zer nigâr
Mekteb-i sevdâda olmaz Nakşibend
El-meded üftâde[y]em yâ dest-gîr
Yâ Muhammed Yâ ‘Alî yâ Nakşibend
Nî-‘aceb salmış cihâna velvele
Ey Nigârî nâle-i nâyem bend
Şehd-i sevdâdan meger almış mezâk
Tab‘ tâ efşâr ider şehdâb kand
Âferîn söyler hadîs-i tab‘ıma
Hâfız-ı hoş-lehce Hâcû-yı Hocend
İrmez el rütbe-i tab‘ım ‘âlîdir
Çekmegil bî-câ emek ey hod-pesend

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey bal gülüşlü, sana gönül verdiğimden beri ney gibi alev aldım, boğum boğum tutuştum.

2. Hasret ateşi acaba hiç tükenmez mi? Ey sevgili (nigâr), canım daha ne zamana, ne zamana kadar yanacak?

3. Can yakan âhımdan iğrenmedin, ama bir an olsun "Yeter ey dertli" demedin.

4. Gönül benden elini çekmiş, çünkü her an saçlarını kendine zincir edinmiş.

5. Başı dönmüş gönlüm, ay ışığı gibi, sevgi güneşinin ağılındadır; kement odur.

6. Hâlimi öyle kötü et ki kötü hâlimi gören sevdayı bırakıp (onu) yükseğe almasın. (Beytin anlamı kesin değildir.)

7. Altın işlemeli zülfün eteğini tutmayan, sevda mektebinde Nakşibend (nakış bağlayan) olamaz.

8. Yetişin, düşkünüm, ey el tutan; yâ Muhammed, yâ Ali, yâ Nakşibend.

9. Cihana velvele salmışsa şaşılmaz; ey Nigârî, (bu) boğum boğum neyimin iniltisidir. (Bu beyit için verilen anlam bir tahmindir.)

10. Tabiat meğer sevda balından tat almış ki bal şerbeti ve şeker sıkıp çıkarır.

11. Güzel sözlü Hâfız ile Hucendli Hâcû tabiatımın sözüne aferin der. (Beyitteki adlar için yoruma bakınız.)

12. El erişmez, tabiatımın rütbesi yücedir; ey kendini beğenmiş, boşuna emek çekme.

Edebî ve Tarihî Yorum

Sekizinci beyit bir yakarıştır ve üç adı art arda sayar: "Yâ Muhammed, yâ ‘Alî, yâ Nakşibend." Peygamber, Hz. Ali ve Nakşibendî tarikatının adını aldığı Bahâeddîn Nakşibend aynı mısrada yardıma çağrılır. Bu sıra Nigârî'nin bağlılıklarının kısa bir haritası gibidir: Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi ve kendisinin şeyhi olduğu Nakşibendî yolu. Bir önceki beyitte aynı ad kelime anlamıyla kullanılmıştı: altın işlemeli zülfün eteğini tutmayan, sevda mektebinde "nakşbend", nakış bağlayan olamaz.

Gazel divanda birkaç sayfa önceki "Dâd kılam ey sanem tâ çend çend" gazeliyle aynı vezni ve aynı "-end" kafiyesini taşır; ilk iki beytinde o gazelin "bend bend" ve "çend çend" sözleri yeniden kafiyeye girer, ney imgesi de tekrarlanır. Âşık boğum boğum tutuşan bir neydir. O gazel bağı Şah Nakşibend'in çözeceğini söyleyerek bitmişti; bu gazel aynı adı bir yardım çağrısına dönüştürür.

Son üç beyit bir fahriyedir. Şairin tabiatı sevda balından tat almış, bal şerbeti ve şeker sıkmaktadır; sözüne Hâfız aferin der; rütbesi o kadar yüksektir ki kendini beğenmişin eli ona ulaşmaz. On birinci beyitte Şirazlı Hâfız'ın yanında "Hâcû-yı Hocend" adı geçer. Hâcû, Hâfız'ın çağdaşı olan Kirmanlı şair Hâcû-yı Kirmânî'nin adıdır; Hucend ise yine aynı yüzyılın gazel şairi Kemâl-i Hucendî'nin şehridir. Mısraın bu iki adı nasıl birleştirdiği açık değildir ve neşir bir açıklama vermez. Kafiye kelimesi "Hocend" olduğu için şair ad ile şehri bir arada kullanmış olabilir. Her durumda Nigârî kendini on dördüncü yüzyıl Fars gazelinin büyük ustalarının övgüsüne layık görmektedir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar