Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün

Eflâke düşer lerze o vakt kim ey hoş-hand
Cânım yanar evsâfın söyler dilim âteş-mend
Eflâkden evveldir bu mihr-i ciger-sûzum
Ol var idi ammâ yok bu dâire-i pür-fend
Sevdâ-yı ser-i zülfün zencîr-i cenânımdır
Zîrâ ki cünûndur ol mecnûna gerekdir bend
Ma‘zûrdur ol zâhid çekmedi eger bâde
Yok ‘aşka isti‘dâdı teklîf eyledim her çend
Bî-dâg-ı lebindir kim vâ‘izde harâret yok
Bezm ehline virmez teb her çend ki eyler pend
Ol vakt ki ayıldım açdım gözümü gördüm
Gönlüm teline bağlu çeşmim kaşına pey-vend
Müştâk-ı cemâlindir bu Mîr Nigârîye
Dîdârını ‘arz eyle ey dilber-i bî-mânend

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey tatlı gülüşlü, canım yanıp ateşli dilim senin vasıflarını söylediği zaman göklere titreme düşer.

2. Bu ciğer yakan sevgim göklerden öncedir; o vardı, ama bu hilelerle dolu daire (felek) yoktu.

3. Zülfünün ucunun sevdası gönlümün zinciridir; çünkü o deliliktir, deliye de bağ gerekir.

4. O zahit şarap içmediyse mazurdur; ne kadar teklif ettiysem de onda aşka yatkınlık yok.

5. Vaizde hararet olmayışı, dudağının yarasını taşımamasındandır; ne kadar öğüt verse de meclis ehline ateş (hararet) veremez.

6. Ayıldığım, gözümü açtığım vakit gördüm ki gönlüm saçının teline bağlı, gözüm kaşına eklenmiş.

7. Bu Mîr Nigârî güzelliğinin hasretlisidir; ey eşi olmayan dilber, yüzünü göster.

Edebî ve Tarihî Yorum

İkinci beyitte âşık, sevgisinin yaşını göklerden büyük sayar. Ciğer yakan sevgisi feleklerden önce vardı; o zaman bu "dâire-i pür-fend", hilelerle dolu daire, yani dönüp duran ve insanın talihini değiştiren gök henüz yaratılmamıştı. Divan şiirinde âşığın derdinin çoğu felekten gelir; Nigârî feleği aşkın karşısında sonradan gelmiş bir şey olarak küçültür. Aşk ezelîdir, felek ise yaratılmıştır. Gazelin ilk beytinde göklere düşen titreme de buradan anlam kazanır: aşkın dili feleği sarsar, çünkü ondan daha eskidir.

Dördüncü ve beşinci beyitler zahit ile vaizi sırayla ele alır, ama sert bir dil kullanmaz. Zahit şarap içmediyse mazurdur; aşka yatkınlığı yoktur, ne kadar teklif edilse de tutmaz. Vaizin kusuru da aynı yerden gelir: sevgilinin dudağının yarasını taşımadığı için sözlerinde hararet yoktur. "Harâret" hem ateş hem coşku; "teb" ise sıtma ateşi demektir. Vaiz ne kadar öğüt verse de dinleyenlerini ısıtamaz. Âşığın dili ise birinci beyitte "âteş-mend", ateşlidir.

Üçüncü beyitte "bend", bağ kelimesi delilik ile birlikte düşünülür. Eskiden akıl hastaları zincire vurulurdu; divan şiirinde de sevgilinin zülfü delinin zinciridir. Altıncı beyitte âşık kendine gelip gözünü açar ve kendini bağlanmış bulur: gönlü saçın teline, gözü kaşa eklenmiştir. "Pey-vend", birleştirme, aşı demektir; göz ile kaş aynı yüzde birbirine eklenmiş iki parça gibidir. Hoş-hand ile başlayıp bî-mânend ile biten uyakların hepsi dal harfiyle yazılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar