Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün

Bir hâline yetdim kim ‘aynım ne nazar ister
Ne zevk diler gönlüm aslâ ne keder ister
Meyhâne-i vahdetde bir kâr iledir hergiz
Ne geşt ü güzâr eyler ne seyr ü sefer ister
Dîvâne-i sevdâdır bî-‘âr-ı tevellâdır
Leylâsın arar her dem her lahza haber ister
Ser-geşte-i Leylâdır Mecnûn-ı hüveydâdır
Her cây gezer hergiz ne kûy ne şeher ister
Vallâh bilür Allâh dîdâr-ı dil-ârâyı
Gönlüm nice hâhiş-ger cânım ne kadar ister
Her şâm u seher çeşmim ey serv-i hırâmânım
Râh-ı güzerin gözler senden bir eser gözler
Gamzen nice pür-fendir ey dîde-i dildârın
Merdân-ı cihân cümle her lahza hüner ister
Feyz-i nazarındır kim bî-âlet ü bî-esbâb
Hasmânı atar gönlüm ne tîr ne teber ister
Bî-dağdağa-i nâmûs ‘arsa-i melâmetde
Serbâzların görsün her kimse ki er ister
İkrâm ideriz her dem envâr-ı kerâmâtı
Âteş-gehimizden kim feyzâne şerer ister
Ey Mîr Nigârî ol bâde-i melâmâtı
Ben istemezem bi'llâh Sultân-ı kader ister
Manzûr-ı gözümdür tâ bir dilber-i bî-hemtâ
Ne seyr diler gönlüm ‘aynım ne nazar ister

Günümüz Türkçesiyle

1. Öyle bir hâle vardım ki gözüm bir bakış istemez; gönlüm ne bir zevk diler ne de asla bir keder ister.

2. Vahdet meyhanesinde hep tek bir işle meşguldür; asla gezip dolaşmaz, seyir ve yolculuk da istemez.

3. Sevda divanesidir, tevellâdan (Ehl-i Beyt sevgisinden) utanmaz; her an Leylâ'sını arar, her lahza bir haber ister.

4. Leylâ'nın peşinde başı dönmüştür, apaçık bir Mecnun'dur; her yeri dolaşır, ne bir mahalle ister ne bir şehir.

5. Vallahi Allah bilir, gönlüm gönül süsleyenin yüzünü ne kadar arzular, canım onu ne kadar ister.

6. Ey salınarak yürüyen selvim, gözüm her akşam ve sabah geçeceğin yolu gözler, senden bir iz gözler.

7. Ey sevgilinin gözü, gamzen ne hilelerle doludur; dünyanın bütün yiğitleri her an (ondan) hüner ister. (Mısraın ikinci yarısının anlamı tam açık değildir.)

8. Bu senin bakışının feyzidir ki gönlüm aletsiz, sebepsiz düşmanlarını yere serer; ne ok ister ne teber.

9. Er olmak isteyen kim varsa, namus kaygısından kurtulmuş olarak melâmet meydanında başını ortaya koyanları görsün.

10. Ateşgedemizden cömertçe bir kıvılcım isteyene her zaman kerametlerin nurlarını ikram ederiz.

11. Ey Mîr Nigârî, vallahi o melâmet şarabını ben istemem; onu kaderin Sultanı ister.

12. Eşi benzeri olmayan bir sevgili gözümün önünde durdukça gönlüm bir seyir dilemez, gözüm bir bakış istemez.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bu gazelin ikinci beyti sitemizde daha önce Beyit 9 adıyla tek başına yayımlanmıştı. O sayfadaki metin Fatih Çınar'ın makalesinden alınmıştı ve ilk mısra "bir kâr iledir herkes" diye bitiyordu: vahdet meyhanesinde herkes kendi işiyle meşguldür. Bilgin neşrinde aynı yerde "hergiz", asla, hiçbir zaman, kelimesi okunur. Bu fark beytin öznesini değiştirir. Gazelin bütününe bakıldığında ilk beyitte söz gönülden açılmıştır; ikinci beyitte vahdet meyhanesinde tek bir işle meşgul olan, gezip dolaşmayan, seyir istemeyen de bu gönüldür. Üçüncü ve dördüncü beyitler aynı özneyle devam eder ve gönlü Leylâ'sını arayan bir Mecnun olarak anlatır. Tek beyit sayfasında tasavvuftaki "seyr ü sefer" kavramı üzerine yapılan tartışma, gazelin içinde daha sade bir yere oturur: Leylâ'sını bulmuş Mecnun için başka yolculuğa gerek kalmamıştır.

Gazel kendi içinde bir çember çizer. Açılış beytinde gözün bir bakış, gönlün bir zevk istemediği söylenir; on ikinci beyit bu sözü tekrarlar ve sebebini de verir: eşi olmayan bir sevgili gözün önündedir. Son mısra, matlaın ikinci mısraının sonunu, "ne nazar ister", neredeyse aynen geri getirir. Mahlas beytinden sonra gelen bu beyit divan geleneğinde sık rastlanan bir düzen değildir; şair gazeli mahlasla kapatmak yerine başladığı yere döndürmüştür. Redif yalnız altıncı beyitte değişir: "ister" yerine "gözler" gelir ve "gözler" kelimesi aynı mısrada iki kez, bekler ve arar anlamlarında kullanılır.

Dokuzuncu ve on birinci beyitler melâmet kavramına dayanır. Melâmet, halkın kınamasını göze almak, hatta onu aramak demektir; bu yolu tutanlar itibar ve şöhret kaygısını, beyitteki deyişle "nâmus dağdağası"nı bırakır. Şair bu meydanda başını ortaya koyanları "serbâz" diye anar ve yiğitlik isteyenlere onları örnek gösterir. Mahlas beytinde melâmet bir şaraba dönüşür, ama şair onu kendisinin istemediğini, kader Sultanı'nın istediğini söyler. Onuncu beyitte "âteşgeh", ateşgede, kelimesi şaşırtıcı bir seçimdir: Mecusîlerin ateş tapınağı, divan şiirinde aşk ateşinin yandığı yerin adı olur ve bu ateşten kıvılcım isteyene keramet nurları ikram edilir.

Kaynakça

  • Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 169, s. 107-108. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
  • Fatih Çınar, "Nakşî-Hâlidî Şeyhi Hamza Nigarî'nin İsteğiyle Yazılan Bir Ehl-i Beyti Müdafaa Risalesi: Risâle fî Ta'n li-men Hâlefe Ali Radıyallahu Teâlâ Anh", Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, VII/1, 2019, s. 125-150; beyit s. 131. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/803338

Çevrimiçi kaynaklar