Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün
Zikr-i leb-i la‘linle bir özge mezâkım var
Kand-i mükerrerdir her dem kıluram tekrâr
Müştâk-ı cemâlindir bir zerre n’ola kılsan
Hûrşîd-i ‘izâr[ın]dan Mûsâ-yı dile izhâr
Ol demlere kurbânam kim sâkî gezer elde
Peymâne okur mutrib mestâne döner mey-hâr
Alışmış ayağımdan başımda yanar âteş
Ey sâkî benem yanmış peymâne gerek ser-şâr
Şehd-âbe-i la‘linle cem‘ it mey-i sahbâyı
Nûş eyleyelim şîrîn ser-mest okuyam eş‘âr
Peymânemi ey vâ‘iz kırma kırılırsın kim
Âzürde beni kılsa elbette çeker âzâr
Nağme-i ferah-rîzin ehl-i dili şâd eyler
Ey Mîr Nigârî ey hânende-i hoş-güftâr
Günümüz Türkçesiyle
1. Lal dudağını anmakta benim başka bir tadım var; o, iki kez arıtılmış şekerdir (kand-i mükerrer), her an tekrar tekrar anarım.
2. Gönül Mûsâ'sı güzelliğine hasrettir; yanağının güneşinden ona bir zerre gösterirsen ne olur?
3. Sâkînin elde (kadehle) dolaştığı, çalgıcının kadeh türküsü okuduğu, şarap içenin sarhoşça döndüğü o anlara kurban olayım.
4. Ayağımdan tutuşan ateş başımda yanıyor; ey sâkî, yanmış olan benim, ağzına kadar dolu bir kadeh gerek.
5. Kırmızı şarabı lal dudağının bal şerbetiyle karıştır; tatlı tatlı içelim, ben de sarhoş olup şiirler okuyayım.
6. Ey vaiz, kadehimi kırma, kırılırsın; çünkü beni inciten, mutlaka kendisi de incinir.
7. Ey Mîr Nigârî, ey güzel sözlü şarkıcı, sevinç saçan nağmen gönül ehlini sevindirir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Açılış beytinin şakası, şekerin adındaki bir kelimeye dayanır. "Kand-i mükerrer" iki kez kaynatılıp arıtılmış, en saf şekerdir; "mükerrer" kelimesi ise tekrarlanan demektir. Şair sevgilinin dudağını anmanın bu şeker gibi tatlı olduğunu söylerken, mısraın sonundaki "tekrâr" ile aynı kelimeyi ikinci anlamıyla da kullanmış olur: dudak hem iki kez arıtılmış şekerdir hem de her an yeniden anılan bir şeydir. Gazelin ölçüsü olan "Mef‘ûlü Mefâ‘îlün" kalıbının kendi içinde tekrarlanan yapısı da bu yinelemeye uygun düşer.
İkinci beyit Hz. Mûsâ'nın Tûr dağında Allah'ı görmek istemesine dayanır. Kur'an'daki anlatıya göre Rab dağa tecelli ettiğinde dağ parçalanmış, Mûsâ bayılıp düşmüştür. Tasavvuf şiirinde bu sahne ilâhî güzelliğin insanın dayanma gücünü aşmasının örneğidir. Nigârî gönlünü bir Mûsâ'ya çevirir ve sevgiliden yanağının güneşinden yalnız bir zerre göstermesini ister; zerre kelimesinin ardında, bütün güneşe dayanılamayacağı bilgisi durur.
"Ayak" kelimesi dördüncü beyitte iki yönlü okunabilir. Eski Türkçede ve Azerbaycan Türkçesinde "ayak" kadeh anlamına da gelir. Ateşin ayaktan tutuşup başa çıkması, bedenin aşağıdan yukarı yanmasıdır; aynı zamanda şarabın kadehten başa vurmasını da anlatır. Âşık tamamen yanmıştır ve bu yangını söndürecek olan su değil, ağzına kadar dolu bir kadehtir.
Altıncı beyit, divan şiirinde vaize karşı söylenmiş en kısa uyarılardan biridir: kadehimi kırarsan kendin kırılırsın. Kırmak ve kırılmak, cam kadeh ile gönül arasında anlam alışverişi yapar. Mahlas beytinde şair kendini bir "hânende", şarkı okuyan kişi olarak anar; üçüncü beyitteki çalgıcı ile meclisin kurulduğu sahnede son sözü onun nağmesi söyler.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 166, s. 105-106. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






