Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün

Şeydâlığıma bâ‘is bir kâkül-i ‘anberdir
Bir kadd-i sanevberdir bir la‘l-i şirîn-terdir
Geh mest kılur la‘lin geh zevk virür câna
Zîrâ mey-i ahmerdir kand-âb-ı mükerrerdir
Hâk-i kademin ey cân sermâye-i ‘izzetdir
İksîrdir ol cevher ol kibrît-i ahmerdir
Her harf-i sözün el-hak bin câna deger ammâ
Şehd-âb-ı leb-i la‘lin reşk-âver-i kevserdir
Meyl eylemez evrâda ezkârıla uğraşmaz
Tâ mushaf-ı ruhsârın tıfl-ı dile ezberdir
Her niyyet içün andım fi'l-hâl zuhûr itdi
Bu ism ne a‘zamdır ol nâm ne ekberdir
Ol vâ‘iz-i erkamdan ey dil ne elem nûş it
Çün câm-ı zümürrüddür mînâ dahı ahdardır
Her şâm u seher sûzân bî-mecma‘a bî-divân
Eş‘âr okur tab‘ım zîrâ sîne defterdir
Ey Mîr Nigârî ger bî-sîm ü zerem ammâ
Gencîne-i esrâram dil mahzen-i gevherdir

Günümüz Türkçesiyle

1. Çılgınlığımın sebebi amber kokulu bir perçemdir, çam gibi bir boydur, tatlıdan da tatlı bir lal dudaktır.

2. Lal dudağın kimi zaman sarhoş eder, kimi zaman cana zevk verir; çünkü o hem kırmızı şaraptır hem iki kez arıtılmış şeker şerbetidir.

3. Ey can, ayağının toprağı itibarın sermayesidir; o cevher iksirdir, kızıl kükürttür (simyacıların aradığı en nadir madde).

4. Doğrusu sözünün her harfi bin cana değer; ama lal dudağının bal şerbeti Kevser'i bile kıskandırır.

5. Gönül çocuğu, yanağının Mushaf'ını ezberlediğinden beri ne virdlere yönelir ne zikirlerle uğraşır.

6. Hangi dilek için adını andımsa o dilek hemen gerçekleşti; bu ne büyük bir isim (ism-i a‘zam), ne yüce bir addır.

7. Ey gönül, o alaca yılan gibi vaizden ne gam; iç, çünkü kadeh zümrüttendir, sürahi de yeşildir.

8. Her akşam ve sabah yaradılışım, yanıp yakılarak, ne bir mecmuaya ne bir divana bakarak şiir okur; çünkü göğüs bir defterdir.

9. Ey Mîr Nigârî, gümüşüm altınım yoksa da sırlar hazinesiyim; gönlüm bir mücevher deposudur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Zümrüdün yılanın gözünü kör ettiğine dair eski inanış, yedinci beyitte vaize karşı kullanılır. "Erkam" benekli, alaca yılan demektir; divan şairleri bu inanışa sık sık başvurmuştur. Nigârî gönlüne o yılan gibi vaizden korkmamasını, içmesini söyler: kadeh zümrüttendir, sürahi yeşildir. Yeşil kadehi gören yılanın gözü kör olacağına göre vaiz de içkiyi göremez, ona zarar veremez. Vaizi yılana benzetmek sert bir benzetmedir, ama zümrüt inanışıyla birleşince kaba bir hakaret olmaktan çıkıp bir nükteye dönüşür.

Gazelin ortasında sevgili kutsal metinlerin ve dualarının diliyle anlatılır. Beşinci beyitte gönül, sıbyan mektebinde Kur'an ezberleyen bir çocuktur; ezberlediği Mushaf ise sevgilinin yanağıdır. Divan şiirinde yüz, üzerindeki ayva tüyü ile yazılı bir sayfaya, bir Mushaf'a benzetilir. Bu Mushaf'ı ezberleyen çocuk artık başka virdlere ve zikirlere gerek duymaz. Altıncı beyitte sevgilinin adı "ism-i a‘zam" olur: Allah'ın en büyük adı diye bilinen ve onunla yapılan duanın geri çevrilmeyeceğine inanılan isimdir. Şairin her dileği, o adı anınca gerçekleşmiştir.

Üçüncü beyit simyanın dilini kullanır. İksir bakırı altına çeviren madde, "kibrît-i ahmer", kızıl kükürt de simyacıların aradığı ve neredeyse hiç bulunamayan cevherdir. Sevgilinin ayağının toprağı bu ikisine benzetilir: değersiz âşığı değerli kılan şey odur. Son beyitte aynı hazine dili şairin kendisine döner. Gümüşü altını olmayan Nigârî, sırların hazinesi ve mücevherlerin deposudur. Sekizinci beyit ise şiirin nereden geldiğini anlatır: şair bir mecmuadan ya da divandan okumaz, göğsü bir defterdir ve şiirler oradan, yanarak çıkar.

Kaynakça

  • Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 167, s. 106-107. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html

Çevrimiçi kaynaklar