Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün

Gördüm ser-i kûyunda agyâr gezer ey yâr
Fi'l-hâl didim elbet gülzâr degül bî-hâr
Vaslın taleb itdükce bir mâni‘ zuhûr eyler
‘Add eylemezem eb‘âd gencîne degül bîmâr
Görgeç ruhunı gönlüm tersâlığa yüz tutdı
Cân virdi habîbâne büthânede bî-inkâr
‘Aşk âteşine teskîn bir yerde bulunmaz çün
Cennetde makãm itse ‘uşşâk degül bî-nâr
Serv-kaddine yârin meyl eylemedin düşdün
Ey zâhid-i pest-himmet ey sôfî-i bî-mikdâr
Serdâr-ı harâbâtam kim çekse ayağımdan
Sermest-i dilberâne eyler hünerim ikrâr
Şehdâb-ı ma‘ârifle serşâr gezer cânım
Ey Mîr Nigârî ey hoş lehce şirîn güftâr

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, mahallenin başında rakiplerin dolaştığını gördüm; hemen dedim ki elbette dikensiz gül bahçesi olmaz.

2. Kavuşmanı istedikçe bir engel çıkar; uzaklıkları saymam, yılansız hazine olmaz.

3. Yanağını görünce gönlüm Hristiyanlığa yöneldi; put evinde, inkâr etmeden, bir sevgili gibi can verdi.

4. Aşk ateşine bir yerde teselli bulunmadığından, âşıklar cennette yer tutsalar bile ateşsiz kalmazlar.

5. Ey himmeti alçak zahit, ey değersiz sofu, sevgilinin selvi boyuna meyletmeden (yere) düştün.

6. Ben meyhanelerin serdarıyım; kim benim kadehimden içerse, sevgilisine sarhoş olmuş gibi hünerimi kabul eder.

7. Ey Mîr Nigârî, ey hoş edalı, tatlı sözlü; canım marifet şerbetiyle ağzına kadar dolu dolaşır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kafiyenin kuruluşu bu gazelin asıl ustalığıdır. İlk dört beytin sonunda Farsça "bî-", -sız, ön ekiyle kurulmuş kelimeler gelir ve her biri bir atasözü gibi kısa bir hükmü tamamlar. "Gülzâr değil bî-hâr": dikensiz gül bahçesi olmaz; sevgilinin mahallesindeki rakipler bu dikenlerdir. "Gencîne değil bî-mâr": yılansız hazine olmaz; eski inanışa göre hazinelerin başında yılan beklerdi, kavuşmanın önüne çıkan engel de o yılandır. Bu ikinci kafiyede bir oyun daha gizlidir, çünkü "bî-mâr" yazılışıyla "bîmâr", yani hasta, aynı kelimedir: hazineye yılansız varılmaz, aşka da hastalıksız. Dördüncü beyitte "bî-nâr", ateşsiz, gelir: âşık cennete girse bile ateşini yanında götürür, çünkü aşk ateşine dinmek yoktur.

Gazel en cesur noktasına üçüncü beyitte varır. Sevgilinin yanağını gören gönül "tersâlığa", Hristiyanlığa yönelir ve put evinde, hiçbir şeyi inkâr etmeden can verir. Divan şiirinde güzel, çoğu kez bir "tersâ-beççe", Hristiyan genci, onun bulunduğu yer de kilise ya da put evi olarak anılır. Gönlün dinini değiştirmesi, tasavvuf dilinde dış kuralları aşan aşkın simgesidir ve Nigârî bu geleneği tanıdık bir cesaretle kullanır.

Beşinci beyitte zahit ve sofu yine hedeftedir: sevgilinin selvi boyuna eğilmeden düşmüşlerdir, yani asıl secde edilecek olanı görmeden yere kapanmışlardır. Altıncı beyitte şair kendini "serdâr-ı harâbât", meyhanelerin serdarı, diye tanıtır. "Ayağımdan" kelimesi burada da kadeh anlamını taşıyabilir: kim onun kadehinden içerse onun hünerini kabul eder. Mahlas beytindeki "şehdâb-ı ma‘ârif", marifet şerbeti, meyhane dilinin ardındaki bilgiyi açığa vurur; şairin canını dolduran içki, Allah'ı tanımanın bilgisidir.

Kaynakça

  • Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 172, s. 109-110. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html

Çevrimiçi kaynaklar