Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün

Meyhânede ey vâ‘iz yer yok size kim füccâr
Cennetde bulunmaz çün ol yerde olur ebrâr
Bir yâr içün ey yârân cennetden ayağ çekdim
Zîrâ dilemez dârı ‘uşşâk diler deyyâr
Bir bû ile ey kâkül bend eyledin ‘uşşâkı
Bildin mi neler itdin miskînlere ey tarrâr
N’itdimse yine aldım bir bûse ayağından
Zîrâ ki bilür vechin ahz eylemegin cerrâr
Hıfz-ı rumûzâtı rahm it özüne ey dil
İzhâr-ı hatâdandır keşf eyleme gel esrâr
Terk itdiler izmârı keşf itdiler esrârı
Nâ-hak degül olması Hallâcların ber-dâr
Bu tab‘-ı şirînkârı gitdi yine cevlâna
Bir yâr-ı şirîn-güftâr bir dilber-i hoş-reftâr
Bu mest-i şarâb-hârın eş‘ârını der-gûş it
Zîrâ ki gelür Hakdan tab‘-ı velîye güftâr
Kur’ân-ı mahabbetden bir âyet-i İhlâsı
Ey Mîr Nigârî kıl her şâm u seher tekrâr

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey vaiz, meyhanede size yer yok, çünkü burası günahkârların yeridir; günahkârlar cennette bulunmaz, çünkü orada iyiler olur.

2. Ey dostlar, bir sevgili uğruna cennetten ayağımı çektim; çünkü âşıklar evi istemez, evin sahibini ister.

3. Ey perçem, bir kokuyla âşıkları bağladın; ey yankesici, miskinlere neler ettiğini bildin mi?

4. Ne ettimse ettim, yine de ayağından bir öpücük aldım; çünkü çekip alan kişi almanın yolunu bilir. (Bu mısraın anlamı tam olarak çıkarılamamıştır.)

5. Ey gönül, kendine acı da remizleri sakla; sırları açığa vurmak hatadandır, gel, sırları açma.

6. Gizlemeyi bıraktılar, sırları açtılar; Hallaçların darağacına çekilmesi haksız değildir.

7. Bu tatlı işler gören yaradılış yine dolaşmaya çıktı: tatlı sözlü bir sevgiliye, güzel yürüyüşlü bir dilbere doğru.

8. Bu şarap içen sarhoşun şiirlerine kulak ver; çünkü velînin yaradılışına söz Hak'tan gelir.

9. Ey Mîr Nigârî, sevgi Kur'an'ından bir İhlâs ayetini her akşam ve sabah tekrar et.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin kalbinde Hallâc-ı Mansûr durur. Altıncı beyit, sırları gizlemeyi bırakıp açığa vuranların darağacına çekilmesinin haksız olmadığını söyler. "Hallâclar" çoğulu, 922'de Bağdat'ta "Ene'l-Hak", Ben Hakk'ım, sözü yüzünden idam edilen sûfî Hallâc'ı bir tipe dönüştürür: sırrını saklamayan her âşık bir Hallâc'tır. Beşinci beyit bu hükmü önceden hazırlar; şair gönlüne kendine acımasını, remizleri saklamasını öğütler. Bu iki beyit gazelin geri kalanıyla çelişkili bir gerilim kurar, çünkü sekizinci beyitte şair sarhoş bir şarap içicisinin şiirlerine kulak verilmesini ister ve bu şiirlerin velînin yaradılışına Hak'tan geldiğini söyler. Sırrı saklamak gerekir, ama şiir yine de söylenir. Nigârî'nin şiirinde Hallâc'ın sık geçtiği ve şairin kendini ilâhî aşk meydanında onunla aynı safta gördüğü, Attâr ve Mevlânâ etkisini inceleyen çalışmalarda da vurgulanır.

İlk iki beyit cennet ile meyhaneyi yer değiştirtir. Vaize meyhanede yer yoktur, çünkü meyhane günahkârlarındır; vaiz ise iyilerin bulunduğu cennete aittir. Bu, görünüşte bir övgüdür, ama ikinci beyit onu tersine çevirir: âşık bir sevgili için cennetten vazgeçmiştir. "Dâr" ile "deyyâr", ev ile evin sahibi, aynı kökten iki kelimedir ve âşıkların istediği ev değil, evin sahibidir. Cenneti bir yer olarak isteyen vaiz, cennetin sahibini isteyen âşığın karşısında küçük düşer.

Üçüncü beyitte "miskîn" kelimesi kokuyla birleşir. Miskin zavallı, yoksul demektir, ama içinde "misk" sesini taşır. Perçem bir kokuyla âşıkları bağlamış, misk kokusuyla miskinleri soymuştur; bu yüzden ona "tarrâr", yankesici, denir. Son beyitte "İhlâs" hem Kur'an'ın 112. suresinin adıdır hem de içtenlik demektir. Şair kendine, sevgi Kur'an'ından bir İhlâs ayetini sabah akşam okumasını öğütler; dua gibi tekrarlanacak olan, içten bir sevgidir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar