Özgün Metin

Gülzâr-ı melâhatda dil kâkül ile oynar
‘Attâr dükkân açmış darçın höl ile oynar
Gîsû ile uğraşdım aldım haber-i çünîn
Ahbâra olur vâkıf her kim tel ile oynar
Bî-hûde degül kim ol zülf ile yeler gönlüm
Kãnûn-ı ezeldir bu yel sünbül ile oynar
Deyyârı diler ‘âşık erbâb-ı vera‘ dârı
Gül-çîn güli gül-hânçı ister gül ile oynar
Dildâr ile oynar dil her şâm u seher zîrâ
Her şâm u seher bülbül söyler gül ile oynar
Mestâne gelür söyler her lahza habîbâne
Dildâr-ı şirîn-kârım gül bülbül ile oynar
Şevk-ı leb ile oynar ey Mîr Nigârî dil
Zîrâ ki kadeh-hârân zevk-ı mül ile oynar

Günümüz Türkçesiyle

1. Güzellik gül bahçesinde gönül kâkülle oynar; sanki bir aktar dükkân açmış, tarçınla, kakuleyle oynar.

2. Gîsûyla uğraştım, böyle bir haber aldım: her kim (o) telle oynarsa haberlerden haberdar olur.

3. Gönlümün o zülfle koşması boşuna değildir; bu ezelin kanunudur: rüzgâr sümbülle oynar.

4. Âşık evin sahibini, takva ehli evi ister; gül toplayan gülü ister, gül satan da gülle oynar. ("Gül-hânçı" kelimesine verilen anlam kesin değildir.)

5. Gönül her akşam ve sabah sevgiliyle oynar; çünkü her akşam ve sabah bülbül şakır, gülle oynar.

6. Tatlı işler gören sevgilim sarhoşça gelir, her an sevgiliye yaraşır biçimde konuşur; gül bülbülle oynar.

7. Ey Mîr Nigârî, gönül dudak hevesiyle oynar; çünkü kadeh içenler şarabın zevkiyle oynar.

Edebî ve Tarihî Yorum

"İle oynar" redifine Nigârî ikinci kez dönmüştür; ilki, divanda biraz önce yer alan "Destinde gezer sâgar" gazelidir. Vezin satırı burada boş bırakılmıştır; yine de mısralar o gazelin "Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün" kalıbına uygun düşer. İki gazelin kafiye kelimelerinden "kâkül", "tel" ve "mül" ortaktır. Şair bir redifi bir kez kullanıp bırakmamış, aynı oyunu başka eşyalarla, başka sahnelerle yeniden kurmuştur. Bu gazelde oyunun ortakları tarçın ve kakule, sümbül ve rüzgâr, gül ve bülbüldür.

İlk beyit güzellik bahçesini bir aktar dükkânına çevirir. "Darçın" tarçın, "höl" ya da "hel" kakule demektir; ikisi de sert kokulu baharatlardır. Gönlün sevgilinin kâkülüyle oynaması, bir aktarın dükkânında baharatları karıştırmasına benzetilir: oynadıkça koku yayılır. İkinci beyitteki "tel" kelimesi zülfün teli olarak okunur ve onunla oynayanın "haberlerden haberdar" olacağı söylenir. Mısraı yazıldığı yüzyılın gözüyle okuyan biri telle gelen haberi, yani telgrafı da düşünebilir; Osmanlı ülkesinde telgraf hatları 1850'lerden sonra yayılmıştı. Ama beytin kendisi bu çağrışımı açıkça kurmaz ve zülfün sevgiliden haber getiren bir tel olması divan şiirinin bilinen dilinin içinde kalır.

Dördüncü beyit, Nigârî'nin sevdiği bir karşıtlığı yineler: âşık "deyyâr"ı, evin sahibini, takva ehli "dâr"ı, evi ister. Beşinci ve altıncı beyitlerde gül ile bülbül iki yönlü bir oyuna girer; önce bülbül gülle oynar, sonra gül bülbülle. Aynı oyunun iki tarafı vardır ve sevgili ile âşık da bu iki tarafın yerini alır. Mahlas beyti oyunu yeniden meyhaneye taşır: kadeh içenler şarapla nasıl oynarsa gönül de dudağın hevesiyle öyle oynar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar