Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Bezm-i rindânımıza geldi ki oldum hammâr
Mey için söyledi hem eyledi câmı serşâr
Kandı ashâb-ı safâ her biri bir câm ile ben
Kanmadım kâse-i serşârı ki çekdim sad bâr
Gördi idmânımı îkãnımı tahkîk itdi
Didi bilmedim senin ihlâsını ey şirînkâr
Var bir başka delîlim diyem ey ehl-i hulûs
Kılgil ihlâs ile tasdîk bunı âyet-vâr
Sôfî Tebbet okudı meclis-i Kur’ânîde ben
Kul hüva'llâhı mükerrer bütün ihlâsı mı var
Kürsîden indi ‘alef pâresi ihsân itdim
Hoşlanup vâ‘iz-i har kıldı kemâlin izhâr
Kaynar ey Mîr Nigârî deheninden kand-i âb
Eylesen şi‘r-i şeker-bârımı tekrâr tekrâr

Günümüz Türkçesiyle

1. Rintlerin meclisimize (o) geldi, ben de şarapçı oldum; şarap için söz söyledi, kadehi de ağzına kadar doldurdu.

2. Safa ehli her biri bir kadehle kandı; ben yüz kez dolu kâseyi çektiğim hâlde kanmadım.

3. (O) alışkanlığımı gördü, yakînimi (kesin inancımı) sınadı; "Ey tatlı işler gören, senin ihlasını bilmezdim" dedi.

4. Ey ihlas ehli, bir başka delilim var, söyleyeyim; bunu ihlasla, bir ayet gibi tasdik et.

5. Kur'an meclisinde sofu Tebbet suresini okudu; ben "Kul hüva'llâh"ı tekrar tekrar okudum. Bütün ihlas onda mı var (yoksa bende mi)?

6. Kürsüden indi, ona bir parça yem ihsan ettim; eşek vaiz hoşlanıp olgunluğunu gösterdi.

7. Ey Mîr Nigârî, şeker yağdıran şiirimi tekrar tekrar okursan ağzından şeker suyu kaynar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazel bir meclis sahnesini anlatır ve bu yönüyle divanın çoğu gazelinden ayrılır. Beyitler birbirini takip eden olaylar gibi dizilir: biri rintlerin meclisine gelir, şarap için söz söyler, kadehi doldurur; safa ehli bir kadehle kanarken şair yüz kadeh içip yine kanmaz; gelen kişi onun bu hâlini görür ve ihlasını bilmediğini söyler. Gelenin kim olduğu ilk beyitlerde açıkça söylenmez. Beşinci ve altıncı beyitlerde bir sofu ve kürsüden inen bir vaiz görünür; sahnenin sonunda şairin karşısındaki kişinin bu sofu-vaiz olduğu anlaşılır.

Beşinci beyit gazelin düğüm noktasıdır ve Kur'an'daki iki surenin sırasına dayanır. Tebbet, yani Leheb suresi, Ebû Leheb'i ve karısını lanetleyen kısa bir suredir; mushafta 111. sıradadır. Hemen ardından gelen 112. sure İhlâs'tır ve "Kul hüva'llâhu ehad", De ki: O Allah birdir, diye başlar. Mecliste sofu Tebbet'i, şair İhlâs'ı okumuştur. Şair bu yüzden sorar: İhlas, yani içtenlik, kimdedir? Üçüncü beyitte gelen kişinin "senin ihlasını bilmezdim" demesi ve dördüncü beyitte şairin "ihlas ehli"ne seslenmesi bu sonuca hazırlık yapar. Sure adının içtenlik anlamıyla bu ustaca birleştirilişi, divanın başka bir gazelindeki "Kur'ân-ı mahabbetden bir âyet-i İhlâs" sözünü de hatırlatır.

Altıncı beyit hicvin en sert noktasıdır. Kürsüden inen vaize şair "bir parça yem" ikram eder ve vaiz hoşlanarak "kemalini", olgunluğunu gösterir. Vaizi eşeğe benzetmek divan şiirinde görülen bir sertliktir; burada yem ile hoşnutluk arasındaki bağ, vaizin değerini neyle ölçtüğünü de söyler. Bütün bu tartışmayı tatlıya bağlayan, mahlas beytindeki şeker imgesidir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar