Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘ilün Fe‘ûlün

Olmaz mı bana hasûs ey yâr
Her Ahmede bir Ebû Cehil var
Mevlâ bizi eylemiş ser-efrâz
Ey vâ‘iz-i pest ü ey bed-efkâr
Meyhâne-güzîn [ü] hoş-nişînem
Ey zâhid-i mescid ü riyâkâr
Beyle görünür ki var da‘vet
Bî-gam görünürsün ey ‘alef-hâr
Ey sâkî getür bi-hakk-ı bâde
Âyîne-i ruh-nümâ-yı dildâr
Bî-perde gezer ey dil-ârâ
Yok mı ‘acabâ ki bir taleb-kâr
Bâzârıdır imdi mey-fürûşun
Ey bâde-perest ü ey harîdâr
Ey dil beni imdi bin belâya
Saldın yine söyledin ki esrâr
Esrâr-ı mahabbeti beyân it
Ey tab‘-ı şirîn ü ey şeker-bâr
Nazm eyleyelim rumûz-ı ‘aşkı
Kalsun bu sefîne bizden âsâr
Dildâr dimekden el getürmez
Ger Mîr Nigârî ola berdâr

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, benim bir kıskancım olmaz mı? Her Ahmed'in bir Ebû Cehil'i vardır.

2. Ey alçak ve kötü düşünceli vaiz, Mevlâ bizi yüceltmiştir.

3. Ey mescit zahidi, ey riyakâr, ben meyhaneyi seçmiş, hoşça oturan biriyim.

4. Öyle görünüyor ki bir davet var; ey yem yiyen, sen kaygısız görünüyorsun.

5. Ey sâkî, şarabın hakkı için sevgilinin yüzünü gösteren aynayı getir.

6. Ey gönül süsleyen, (sevgili) perdesiz geziyor; acaba onu arayan biri yok mu?

7. Ey şarap düşkünü, ey alıcı, şimdi şarapçının pazarıdır.

8. Ey gönül, sırları yine söyledin, beni şimdi bin belaya saldın.

9. Ey tatlı, ey şeker yağdıran yaradılışım, sevginin sırlarını anlat.

10. Aşkın remizlerini nazma çekelim; bu sefine (gemi, şiir defteri) bizden yadigâr kalsın.

11. Mîr Nigârî darağacına çekilse bile "sevgili" demekten vazgeçmez.

Edebî ve Tarihî Yorum

Açılış beyti Türkçede bugün de kullanılan bir sözü taşır: "Her Ahmed'e bir Ebû Cehil." Ahmed, Hz. Peygamber'in adlarından biridir; Ebû Cehil ise Mekke'de ona en sert düşmanlık edenlerden biri olarak bilinir. Söz, iyi olanın karşısına mutlaka bir düşman çıkacağını anlatır. Nigârî bu sözü kendi hâline uygular ve sevgilisine sorar: benim de bir düşmanım olması şaşılacak bir şey mi? İkinci ve üçüncü beyitler bu düşmanın kim olduğunu söyler: alçak ve kötü niyetli vaiz, mescidin riyakâr zahidi. Dördüncü beyitte aynı kişi "‘alef-hâr", yem yiyen, diye anılır; divanda az önce, başka bir gazelde de vaize "bir parça yem" ikram edilmişti.

Gazelin vezni, "Mef‘ûlü Mefâ‘ilün Fe‘ûlün", kısa mısralı bir kalıptır ve Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn'u başta olmak üzere birçok mesnevide kullanılmıştır. Kısa mısralar gazele hızlı, konuşur gibi bir akış verir; beyitlerin çoğu bir hitapla biter: ey yâr, ey vaiz, ey zahit, ey yem yiyen, ey bade-perest, ey şeker-bâr.

Gazelin son üç beyti, sırrı söylemek ile saklamak arasındaki gerginliği yeniden açar. Sekizinci beyitte gönül sırları söylediği için şairi bin belaya salmıştır. Ama dokuzuncu beyitte şair kendi yaradılışından sevginin sırlarını anlatmasını ister, onuncu beyitte de aşkın remizlerini nazma çekmeyi önerir. "Sefîne" kelimesi hem gemi hem de şiirlerin toplandığı defter demektir; nazma çekilen sırlar bir gemi gibi geride kalacak, şairden yadigâr olacaktır. Mahlas beyti bu gerginliğin sonunu Hallâc'ın yolunda görür: Mîr Nigârî darağacına çekilse de "sevgili" demeyi bırakmaz.

Kaynakça

  • Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 182, s. 115-116. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html

Çevrimiçi kaynaklar