Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün

Bir dâğ-ı ciger-sûz ile bu sîne kebâbdır
Bes çekdigimiz anun-içün bâde-i nâbdır
Bir bâdedir ol kim anı idrâk eylemez göz
Bî-câm içilür içdügümüz başka şarâbdır
Gördün mi ki uyumak ile kim irdi murâda
Fikr eyle dilâ bî-hude bes bu nice hâbdır
Teşrîf eyle ey sâkî harâbâta nazar kıl
Gör kim nice bin ‘âşık-ı dil-haste harâbdır
Dergâhına vardım cem‘ olup ol kadar ‘âşık
Heyhâ didim âyâ bu ne şehdir bu ne bâbdır
Her şâm u seher Mîr Nigârî yakılur cân
‘Aşk âteşine söyleme âyâ bu ne tâbdır

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu göğüs ciğer yakan bir yara iziyle kebap olmuştur; bu yüzden içtiğimiz saf şaraptır.

2. O öyle bir şaraptır ki göz onu göremez; kadehsiz içilir, bizim içtiğimiz başka bir şaraptır.

3. Uyumakla murada eren birini gördün mü? Ey gönül, düşün, boşuna bu nasıl bir uykudur?

4. Ey sâkî, meyhaneye şeref ver, bir bak; gör ki gönlü hasta binlerce âşık harap olmuştur.

5. Onun dergâhına vardım; o kadar âşık toplanmıştı ki "Eyvah," dedim, "bu ne padişahtır, bu ne kapıdır."

6. Mîr Nigârî'nin canı her akşam ve sabah yanar; aşk ateşine "Bu ne hararettir?" deme.

Edebî ve Tarihî Yorum

Altı beyitlik bu kısa gazelin ilk beyti, divan şiirinin sofra dilinden bir imgeyle açılır: kebap ile şarap. Göğüs, ciğer yakan bir dağla, yani aşkın bıraktığı yanık iziyle kebap olmuştur; kebabın yanında da şarap içilir. Ama ikinci beyit bu şarabın sıradan bir içki olmadığını hemen söyler. Göz onu göremez, kadeh gerekmez, "başka bir şarap"tır. Tasavvuf şiirinde şarabın ilâhî aşk, sarhoşluğun cezbe olduğu bilinir; Nigârî bu bilgiyi gizlemez ve okura ilk iki beyitte açıkça verir.

Üçüncü beyit gafletten uyanmaya çağırır. Uyku, tasavvuf dilinde Allah'tan habersizliğin adıdır; şair, uyuyarak murada eren kimse görülmediğini söyler ve gönlüne bu boş uykudan kalkmasını öğütler. Dördüncü beyitte "harâbât", meyhane, ile "harâb", yıkık, kelimeleri aynı kökten gelir ve birbirini çağırır: meyhaneye gelen sâkî, orada binlerce gönlü hasta âşığın harap olduğunu görecektir. Meyhane, adının gereği, yıkılmışların yeridir.

Beşinci beyitte "dergâh" kelimesi iki yöne açılır. Dergâh hem padişahın kapısı, sarayı hem de bir şeyhin tekkesi demektir. Şair o dergâha vardığında toplanan âşıkların kalabalığına şaşırır ve "bu ne şahtır, bu ne kapıdır" der. Aynı sözü bir sultanın sarayı için de, bir mürşidin tekkesi için de, Allah'ın kapısı için de söylemek mümkündür. Mahlas beytinde söz ateşe varır: şairin canı her sabah akşam yanmaktadır, ama aşk ateşine bu harareti sormak yersizdir, çünkü yakmak onun tabiatıdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar