Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fe‘ûlün

Yüzün ey ay-veş göz âyesidir
Hatın levha-i dil-pîrâyesidir
Sözün ser-ceşme-i deryâ-yı hayvân
Lebin şehd-âbesi cân mâyesidir
Çeker erbâb-ı dil çeşmin belâsın
Ki ol derd ehlinin sermâyesidir
Ser-i kûyunda mesken eylemiş dil
Zehî mesken ki miskîn dâyesidir
Dilâ hûrşîd-veş baht-ı bülendin
Meger bir meh-veşin hem-sâyesidir
Açık bî-tâcdır başım serimde
Olan bir serv-kaddin sâyesidir
Tevellüd eylemiş tâ ki hüsünden
Nigârî tıfl-ı ‘aşkın dâyesidir

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey ay gibi güzel, yüzün göz için bir ayettir; ayva tüyün gönlü süsleyen bir levhadır.

2. Sözün hayat denizinin pınar başıdır; dudağının bal şerbeti canın mayasıdır.

3. Gönül ehli gözünün belasını çeker; çünkü o, dert ehlinin sermayesidir.

4. Gönül mahallenin başında yurt tutmuştur; ne güzel yurttur ki miskinlerin dadısıdır.

5. Ey gönül, güneş gibi yüksek talihin, meğer ay yüzlü birinin gölge komşusuymuş.

6. Başım açıktır, tacsızdır; başımın üstündeki, selvi boylu birinin gölgesidir.

7. Aşk çocuğu senin güzelliğinden doğduğundan beri Nigârî onun dadısıdır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kafiye kelimeleri bu kısa gazelin dokusunu belirler: âye, pîrâye, mâye, sermâye, dâye, sâye. Hepsi aynı "-âye" sesiyle biter ve "-sidir" redifiyle birleşir. Şair bu sesi kelimenin anlam alanlarını gezdirmek için kullanır. "Âye" ayet ve işaret, "pîrâye" süs, "mâye" maya ve öz, "sermâye" sermaye, "dâye" dadı, sütanne, "sâye" gölge demektir. Bir ses, kutsal kitaptan çarşıya, evden bahçeye uzanan birbirinden uzak kelimeleri bir araya getirir.

Gazelin son beytinde bu kelimelerden biri, "dâye", bir aile sahnesine dönüşür. Sevgilinin güzelliğinden bir çocuk doğmuştur: aşk. Bu çocuğun dadısı, onu besleyip büyüten de Nigârî'dir. Güzellik anneyse aşk onun çocuğu, şair de çocuğun bakıcısıdır. Aynı kelime dördüncü beyitte de kullanılmıştır: sevgilinin mahallesi miskinlerin dadısıdır, yoksul âşıkları besleyen bir yerdir. Kafiye kelimesinin tekrarı neşirdeki metne aittir ve iki beyitte iki ayrı sahneye hizmet eder.

Beşinci ve altıncı beyitler gölge üzerine kuruludur. Güneş gibi yüksek görünen talih, aslında ay yüzlü birinin "hem-sâye"sidir, yani onunla aynı gölgeyi paylaşan komşusudur. Altıncı beyitte şair başının açık olduğunu, bir tacı bulunmadığını söyler; başının üstündeki tek şey selvi boylu sevgilinin gölgesidir. Taçsız bir baş için bu gölge, bir padişahın tacından daha değerlidir. Hüma kuşunun gölgesinin düştüğü kişinin padişah olacağı inancı düşünülürse, bu gölge de âşığı kendi âleminde bir sultan yapar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar