Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün
Yar sînemi ‘aşkında ki gör kim nelerim var
Bin dâğ-ı dilim âteş-i cânım cigerim var
Sanma beni peymâye ki râh-ı hevesinde
Sarf itmege cânım gibi ebhâ güherim var
Vehm eylemezem ‘arsa-i hayretde ki vâkıf
Meyhânede sâkî gibi sâhib-nazarım var
Ey tûtî senin var mezâkın benim ammâ
Ne zevkde[y]em gör ne tükenmez şekerim var
el-Minnetü li'llâhi ki der-bâg-ı melâhat
Bir lebleri mül ‘ârız-ı gül sîm-berim var
Ey hâce sükût eyle ki berât-ıla gör kim
İsbât-ı Hudâ itmede haylî hünerim var
Sanma beni bî-fâide-i mihr-i melâhat
Hâfız gibi ey Mîr Nigârî eserim var
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşkında göğsümü yar da bak, nelerim var: bin gönül yarası izim, can ateşim, ciğerim var.
2. Beni değersiz sanma; senin heves yolunda harcamak için canım gibi çok değerli bir mücevherim var.
3. Hayret meydanında evhama kapılmam; çünkü meyhanede sâkî gibi her şeyden haberdar, nazar sahibi bir dostum var.
4. Ey papağan, senin de zevkin var; ama bak ben ne zevk içindeyim, ne tükenmez şekerim var.
5. Allah'a şükür, güzellik bahçesinde dudakları şarap, yanağı gül, gümüş tenli bir sevgilim var.
6. Ey hoca, sus; berat ile (belgeyle) gör ki Allah'ı ispat etmekte epey hünerim var.
7. Ey Mîr Nigârî, beni güzellik sevgisinden yararsız sanma; Hâfız gibi eserim var.
Edebî ve Tarihî Yorum
Medrese ilmi, gazelin en ilgi çekici beyti olan altıncı beyitte meyhane diline karışır. Şair bir hocaya susmasını söyler ve "berat ile", yani resmî bir belgeyle görülebileceği gibi, Allah'ı ispat etmekte epey hünerinin bulunduğunu ekler. "İsbât-ı Hudâ", Allah'ın varlığını delillerle ortaya koymak, kelâm ilminin konusudur ve medresede okutulur. Nigârî, Amasya'ya gelmeden önce Karabağ'da medrese tahsili görmüş bir âlimdir. Meyhane ve sâkî diliyle konuşan şair burada, kendisini sorgulayan hocaya kendi diliyle cevap verir: o da bu ilmi bilmektedir. Beytin "berât" kelimesi okuma güçlüğü taşır ve verilen anlam yaklaşıktır.
Gazelin redifi "var", her beyitte şairin sahip olduklarını sayar. Bu sayım bir servet dökümü gibi başlar, ama mallar beklenmedik şeylerdir: göğsü yarılınca görülecek olan bin gönül yarası, can ateşi ve ciğerdir. İkinci beyitte harcanacak mücevher, can kadar değerli bir şeydir; dördüncü beyitte papağanın şekerine karşı tükenmez bir şeker, beşinci beyitte gümüş tenli bir sevgili gelir. Son beyitte de şairin Hâfız gibi eserleri vardır. Hâfız'ın adı bir önceki gazelin son beytinde de anılmıştı; art arda iki gazelde Şirazlı şaire dönülmesi, Nigârî'nin onu kendi ölçüsü saydığını gösterir.
Üçüncü beyitte "‘arsa-i hayret", hayret meydanı, tasavvuf yolunda salikin şaşkınlığa düştüğü durağı hatırlatır. Attâr'ın Mantıku't-tayr'ında kuşların aştığı yedi vadiden biri de hayret vadisidir. Şair bu meydanda evhama kapılmaz, çünkü meyhanede sâkî gibi her şeyi gören bir rehberi vardır.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 189, s. 120. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
- Aytekin Şenzeybek, "Hamza Nigârî'nin Farklı İslam Yorumlarına Yaklaşımı", Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 47, 2019, s. 429-444.
Çevrimiçi kaynaklar






