Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Habbezâ kãmetine beyle ki ol nâz eyler
Ger niyâz eylese cân ‘ömr–i ebed âz eyler
Târ-ı tarrârına eyvâh sabâ degdigce
Tutuşup nây-i gönül târa vü sâz eyler
Yâd kıldıkca ruhun dîde-i ter kan ağlar
Eylemem fâş gamın lîk bu gammâz eyler
Tâlibân içre beni kıldı esîr-i gamzen
Âferîn bâz-ı gözün saydını mümtâz eyler
Eylemez zülf-i zerefşâna heves sôfî belî
Eylemez sâr-ı heves tâvusa şehbâz olur
Bitmez iş lâf u güzâf ile gerek mahv-ı vücûd
Eylemez kimse bunı ‘âşık-ı ser-bâz eyler
Hâce-i mekteb-i ‘uşşâkdır ol kim evvel
Ders-i ‘uşşâk hevesi leylden âgãz eyler
Ey Nigârî çıkar ol dâire-i ‘âlemden
Beyle kim bâz gönül ‘aşkıla pervâz eyler
Tıfl-ı zâyende-i tab‘ım eyle şirîndir kim
Görse ger dâyeliğin Hâfız-ı Şîrâz eyler

Günümüz Türkçesiyle

1. Böyle naz eden o boya aferin; can ona yalvarsa sonsuz ömrü bile az görür.

2. Eyvah, sabâ rüzgârı onun yankesici saç teline değdikçe gönül neyi tutuşur, tel çalar, saz çalar.

3. Yanağını andıkça yaşlı göz kan ağlar; gamını ben açığa vurmam, ama bu koğucu (gözyaşı) vurur.

4. Gamzen beni arayanlar arasında esir etti; gözünün doğanına aferin, avını seçkin kılar.

5. Evet, sofu altın saçan zülfe heves etmez; heves sığırcığı tavus için şahin olamaz. (Bu mısra için verilen anlam bir tahmindir.)

6. Bu iş lafla, boş sözle bitmez, varlığı yok etmek gerekir; bunu kimse yapmaz, başını ortaya koyan âşık yapar.

7. Âşıklar mektebinin hocası, âşıklık dersine ilk önce geceden (Leylâ'dan) başlayan kişidir.

8. Ey Nigârî, gönül doğanı aşkla öyle kanat çırpar ki dünyanın çemberinden dışarı çıkar.

9. Tabiatımın doğurduğu çocuk öyle tatlıdır ki Şirazlı Hâfız görse ona dadılık eder.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiire ikinci bir imza, mahlas beytinden sonra eklenen son beyitte atılır. Şairin tabiatından doğan çocuk, yani şiiri, öyle tatlıdır ki Hâfız-ı Şîrâzî görse ona dadılık ederdi. Farsça şiirin en büyük gazel ustası sayılan Hâfız'ın bir Türk şairin şiir çocuğuna dadılık etmesi iddialı bir benzetmedir; "Şîrâz" adı da "şîrîn", tatlı, kelimesiyle aynı sesleri taşır. Yakın bir gazelde şiir yine bir çocuk, şair de onun dadısıydı; burada dadılık Hâfız'a bırakılır.

Yedinci beyitte "leyl" kelimesi, gece, Leylâ adının da kökünü hatırlatır. Âşıklar mektebinin gerçek hocası, aşk dersine geceden başlayandır: gece uykusuz kalan, Leylâ'nın adıyla derse oturan kişi. Divan şiirinde gece, âşığın ağlayıp yakardığı, sevgiliyi düşündüğü zamandır ve Mecnun'un hikâyesi bu gece ile Leylâ adı arasındaki bağdan güç alır. Altıncı beyitte aşk yolunun şartı açıkça söylenir: bu iş lafla bitmez, "mahv-ı vücûd", varlığın yok edilmesi gerekir ve bunu yalnız başını ortaya koyan âşık yapabilir.

İkinci beyit musiki terimleriyle kurulmuştur. "Târ" hem saç teli hem de telli bir çalgıdır; "nây" ney, "sâz" çalgı demektir. Sabâ rüzgârı sevgilinin saç teline değdikçe gönlün neyi tutuşur, tel ile saz çalar. Üçüncü beyitte gözyaşı "gammâz", koğucu olur: âşık gamını gizler, ama yaşlar onu ele verir. Dördüncü ve sekizinci beyitlerde av kuşları görünür: sevgilinin gözü bir doğandır ve avını seçkin kılar; gönül doğanı ise aşkla kanat çırparak dünyanın çemberinden çıkar.

Kaynakça

  • Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 188, s. 119-120. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html

Çevrimiçi kaynaklar