Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Veh ki zâyende-i tab‘ım yine hublâ görünür
Müjde ey dil bize ferzend-i dil-ârâ görünür
Gãlibâ gãliye-i zülf-i semen-sâya döküp
Ki bugün kilk-i terim ‘anber-i sârâ görünür
Cânda la‘lin hevesi dîde-i pür-hûnumdur
Ârzû-yı nazarı yâr-ı temennâ görünür
Nefes-i yâr mı yâ hemdem-i dildâr mı yâ
Her dem ‘aşk ki sad nefes Mesîhâ görünür
Kıssa-i Hazret-i Mûsâya haberdâr bilür
Şeb-i târikde sefer eyleme a‘lâ görünür
Kesilür vesvese-i râh bulur vehm zevâl
Vakt kim şa‘şa‘a-i nûr-ı tecellâ görünür
Seyr kıl bî-elem ey dil yime gam âhir kâr
Dökünür bir yere kim dilber-i hercâ görünür
Terk-i variyyet ile söylesin erinî erinî
Len terânî dimez ol yâr-ı hüveydâ görünür
Tâlib ol Mîr Nigârî ki talebkârlara
Yâri bî-perde seher şâm temâşâ görünür
Dil-i dîvâne gezer kûh u beyâbân etegin
Bî-ser ü pâ yine bir ‘âşık-ı şeydâ görünür

Günümüz Türkçesiyle

1. Oh, tabiatımın doğurganı yine gebe görünüyor; müjde ey gönül, bize gönül süsleyen bir çocuk görünüyor.

2. Belki de (kalemim) yasemin kokulu zülfün gâliyesine dökülmüştür ki bugün taze kalemim saf amber gibi görünüyor.

3. Canda lal dudağının hevesi, kanla dolu gözümdür; bir bakış dileği, arzulanan sevgili gibi görünüyor.

4. Sevgilinin nefesi mi, yoksa sevgilinin sırdaşı mı? Aşkın her anında yüz nefes Mesih gibi görünüyor.

5. Hz. Mûsâ'nın kıssasından haberdar olan bilir: karanlık gecede yola çıkmak en iyisi görünür.

6. Nur tecellisinin parıltısı göründüğü vakit yolun vesvesesi kesilir, vehim yok olur.

7. Ey gönül, kedersiz yürü, gam yeme; iş sonunda öyle bir yere varır ki her yerde olan dilber orada görünür.

8. Varlığını terk ederek "Erinî, erinî" (Bana kendini göster) desin; o apaçık sevgili "Len terânî" (Beni göremezsin) demez, görünür.

9. Ey Mîr Nigârî, talip ol; çünkü arayanlara sevgili sabah akşam perdesiz, seyredilecek biçimde görünür.

10. Divane gönül dağın ve çölün eteklerini dolaşır; yine başı ayağı belirsiz, çılgın bir âşık görünür.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin ağırlık merkezi Hz. Mûsâ'dır. Beşinci beyitte şair, Mûsâ'nın kıssasını bilenin karanlık gecede yola çıkmanın iyi olduğunu da bileceğini söyler. Kur'an'da anlatıldığına göre Mûsâ ailesiyle birlikte karanlık bir gecede yolda iken uzakta bir ateş görmüş, ateşe yaklaştığında da Allah'ın hitabını işitmiştir. Karanlık gece, tecellinin ışığının görüleceği zamandır; altıncı beyit bunu açıkça söyler: nur parladığında yolun bütün vesveseleri kesilir. Sekizinci beyitte Tûr dağı sahnesi gelir. Mûsâ "Erinî", Rabbim bana kendini göster, demiş ve "Len terânî", Beni asla göremezsin, cevabını almıştı. Nigârî bu cevabı ters çevirir: varlığını terk ederek "Erinî" diyen âşığa o apaçık sevgili "Len terânî" demez, görünür. Mûsâ'nın görememesinin sebebi, tasavvuf yorumuna göre benliğinin hâlâ yerinde durmasıdır; benliğini bırakan için perde kalkar.

Gazel bir doğum müjdesiyle açılır. Şairin tabiatı gebedir ve "ferzend-i dil-ârâ", gönül süsleyen bir çocuk doğmak üzeredir. Bu çocuk, şiirdir. Nigârî şiirini bir çocuğa benzetmeyi sever; yakın sayfalardaki başka gazellerde de şair şiir çocuğunun dadısı olur, ya da Hâfız'ın dadılık edeceği bir çocuktan söz eder. İkinci beyitte kalemin amber kokması, sevgilinin zülfüne dokunmuş olmasına bağlanır.

Redif "görünür", görünüyor, bu gazelde sıradan bir fiil değildir; bütün gazel bir görünme, bir tecelli üzerine kuruludur. Yedinci beyitteki "dilber-i hercâ" sözü de buna katılır. "Her-câ" her yerde demektir ve her yerde bulunan dilber, vahdet düşüncesindeki her şeyde görünen güzelliktir; aynı kelimeden gelen "hercâî" ise vefasız, oradan oraya konan demektir. Mahlasın ardına konmuş beyitte Mecnun'un dünyasına dönülür: dağları ve çölleri dolaşan divane gönül, başı ayağı belirsiz bir âşık olarak yeniden görünür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar