Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ey hoş ol günler çıkup ‘arz-ı cemâl eylerdi yâr
Terledüp ruhsâr-ı al eylerdi âl eylerdi yâr
Âh ol demler ne demler kim gazel gevher bana
Kâkül-efşân bû-feşân reml-i gazâl eyledi yâr
Hayretim zûr eyledikce vahş-gâh-ı mihrde
Ünsiyet eylerdi gönlüm gûş-mâl eylerdi yâr
Ey hoş ol günler ne hoş günler ki bî-harf ü makãl
Nîm-tebessüm nîm-nigeh hâlim suâl eylerdi yâr
Bâde-i dildârlığla ‘âşıkın mest eyleyüp
Başka hâlet gösterürdi başka hâl eylerdi yâr
Ey hoş ol sâ‘at ne sâ‘at ey hoş ol hâlet ne hâl
Dilberâne güft ü gû şîrîn makãl eylerdi yâr
N’oldı ey Seyyid Nigârî ol zamân kim sûz-nâk
Eyledikce ben niyâz ‘arz-ı cemâl eylerdi yâr
Günümüz Türkçesiyle
1. Ah, ne güzeldi o günler; sevgili çıkıp güzelliğini gösterirdi, al yanağını terletir, cilve yapardı.
2. Ah, o anlar ne anlardı; sevgili kâkülünü saçıp koku yayarak gazeli bana bir inci yapar, ceylan gibi seker giderdi. (Beytin anlamı kesin değildir.)
3. Sevgi vahşetgâhında şaşkınlığım güçlendikçe gönlüm alışırdı, sevgili de kulağımı çekerdi.
4. Ah, ne güzeldi o günler, ne güzel günler; sevgili hiçbir söz söylemeden, yarım bir gülümseme, yarım bir bakışla hâlimi sorardı.
5. Sevgili, sevgililik şarabıyla âşığı sarhoş edip başka bir hâl gösterir, başka bir hâle sokardı.
6. Ah, ne güzeldi o saat, ne saatti; ah, ne güzeldi o hâl, ne hâldi; sevgili gönül çeler gibi konuşur, tatlı sözler söylerdi.
7. Ey Seyyid Nigârî, ne oldu o zaman ki ben yanık yanık yalvardıkça sevgili güzelliğini gösterirdi?
Edebî ve Tarihî Yorum
"Ey hoş ol günler", ne güzeldi o günler, sözüyle açılan gazel baştan sona geçmiş zamanda konuşur. Redif "eylerdi yâr", sevgili yapardı, her beyitte bir alışkanlığı anar: sevgili çıkıp güzelliğini gösterirdi, yanağını terletirdi, kulağını çekerdi, hâlini sorardı, tatlı sözler söylerdi. Türkçenin "-r-dı" ile kurulan geçmiş zaman kipi, bir kez olmuş bir şeyi değil, tekrar tekrar olan ve artık bitmiş bir şeyi anlatır. Gazel bu yüzden bir hasret şiiridir ve son beytinde soruyu açıkça sorar: ne oldu o zaman?
Dördüncü beyit bu hatıraların en incesini taşır. Sevgili hiçbir söz söylemeden, "nîm-tebessüm nîm-nigeh", yarım bir gülümseme ve yarım bir bakışla âşığın hâlini sorardı. Bütün bir konuşmanın iki yarım hareketle yapılması, sevgiliyle âşık arasındaki yakınlığı kelimelerden daha iyi anlatır. Üçüncü beyitte "vahş-gâh", vahşi hayvanların yurdu ile "ünsiyet", alışmak, evcilleşmek arasında bir karşıtlık kurulur: sevginin vahşi ülkesinde şaşkınlık arttıkça âşığın gönlü evcilleşir ve sevgili onun kulağını bir öğretmen gibi çeker.
İlk beyitteki "al" ile "âl" kelimeleri yazılışı yakın, anlamı farklı iki kelimedir: al kırmızı, âl ise hile, cilvedir. Sevgili al yanağını terletir ve âl eder, cilve yapar. İkinci beyit okuması zor bir beyittir: "reml" kelimesi ceylanın sekerek koşmasını anlatır, ama gazelin vezni olan "remel" bahrinin adını da hatırlatır. Sevgili gazeli bir inci gibi verirken ceylan gibi seker; mısra bu iki anlam arasında bir oyun kurmuş olabilir. Redifin bu beyitte "eyledi yâr" biçiminde gelmesi, geçmiş zamanın öteki beyitlerdeki tekrar anlamından ayrılan tek yerdir.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 190, s. 120-121. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






