Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Nâle-i Ferhâd u Mecnûn kûh-ı sahrâdan gelür
Savt-ı lebin şehr-i şîrîn kûy-ı Leylâdan gelür
Nâle-i nây âh-ı def âvâze-i âheng ü çeng
Şûr-i bülbül sûziş-i pervâne pervâdan gelür
Telh-i güftârın şirîndir yahşıdan gelmez yaman
Ey gözüm ra‘nâ olur her şey ki ra‘nâdan gelür
Mest oynar gözlerin kızmış meger ‘âşıkların
‘Arsa-i sevdâsına çıkmış temâşâdan gelür
Güft ü gûy-ı ehl-i dil hoşdur ne hâsıl va‘zdan
Nutkdan gelmez hakîkat ol ki ma‘nâdan gelür
Dest-efşân pâ-feşânam vakt kim âvâz-ı Hak
Erre-i neccârdan u zeng-i kilîsâdan gelür
Gûş-ı câna dem-be-dem âvâze-i lâ taknatû
Lâ tahaf nûş eyle nûş it câm-ı sahbâdan gelür
Hûblar ey Seyyid Nigârî şâhid eş‘ârına
Cân virürler n’ola kim ol ‘aşk-ı zîbâdan gelür
Nazm-ı zîbâ rûh-efzâ meclis-ârâ bezm-sâz
Dil-rübâ güftâr-ı şirîn âl-ı Zehrâdan gelür

Günümüz Türkçesiyle

1. Ferhat'ın ve Mecnun'un iniltisi dağdan ve çölden gelir; dudağının sesi Şîrîn'in şehrinden ve Leylâ'nın mahallesinden gelir.

2. Neyin iniltisi, defin âhı, ahengin ve çengin sesi, bülbülün coşkusu, pervanenin yanışı (aşkın) pervasızlığından gelir.

3. Acı sözün tatlıdır; iyiden kötü gelmez. Ey gözüm, güzelden gelen her şey güzel olur.

4. Gözlerin sarhoşça oynuyor; galiba âşıklara kızmışlar, sevda meydanına çıkmışlar, seyirden geliyorlar.

5. Gönül ehlinin sohbeti hoştur, vaazdan ne çıkar? Hakikat sözden gelmez, o manadan gelir.

6. Hakk'ın sesi marangozun testeresinden ve kilisenin çanından geldiği vakit ellerimi, ayaklarımı açıp raks ederim.

7. Canın kulağına her an "Lâ taknatû" (Ümit kesmeyin) ve "Lâ tehaf" (Korkma) sesleri gelir; iç, iç, (bu ses) şarap kadehinden gelir.

8. Ey Seyyid Nigârî, güzeller şiirlerine tanık olarak can verirler; ne şaşılır, çünkü o güzel aşktan gelir.

9. Süslü, ruha can katan, meclis süsleyen, sohbet kuran nazım, gönül çelen tatlı söz Zehrâ soyundan gelir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Hakk'ın sesi marangozun testeresinden ve kilisenin çanından geldiği zaman şair ellerini ve ayaklarını açıp raks eder: gazelin en cesur sözü altıncı beyitteki bu sahnedir. Testere sesi gündelik bir gürültüdür; kilise çanı ise başka bir dinin ibadet çağrısıdır. Vahdet-i vücûd düşüncesine göre her şey Hakk'ın tecellisi olduğu için, kulak açık olan biri onun sesini her yerde işitebilir. Mevlevî geleneğinde Mevlânâ'nın çarşıda bir kuyumcunun çekiç sesini duyunca semaya kalktığı anlatılır; Nigârî'nin beyti de bu menkıbenin dünyasına yakındır. Beşinci beyit buna bir hazırlık yapar: hakikat sözden değil manadan gelir; vaizin kelimelerinde bulunamayan şey bir testere sesinde bulunabilir.

Yedinci beyitte iki Kur'an ifadesi şarap kadehinin sesine karışır. "Lâ taknatû", Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin, Zümer suresinin 53. ayetinden; "Lâ tehaf", korkma, Hz. Mûsâ'ya söylenen sözlerden alınmıştır. Bu iki teselli canın kulağına kadehten gelir. Üçüncü beyitteki "yahşıdan gelmez yaman", iyiden kötü gelmez, sözü ise Azerbaycan Türkçesinin bir atasözü söyleyişini taşır ve divanın Karabağ'dan gelen dilini bir kez daha hatırlatır.

Gazel Ferhat ve Mecnun ile açılır. Ferhat'ın iniltisi Bîsütûn dağından, Mecnun'unki çölden gelir; sevgilinin sesi ise Şîrîn'in şehrinden ve Leylâ'nın mahallesinden. "Şehr-i şîrîn" hem Ferhat'ın sevgilisi Şîrîn'in şehri hem de tatlı şehir diye okunur. Mahlas beytini izleyen son beyit, şiirin kaynağını "âl-i Zehrâ"ya, Hz. Fâtıma'nın soyuna bağlar. Kendini seyyid olarak bilen Nigârî, tatlı sözünü de bu soydan kalmış bir miras sayar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar