Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fe‘ilün

Zâhidin dilde bizim gibi temennâsı mı var
Mülk-i dâreynde bir dilber-i zîbâsı mı var
Mâh-ı büthânesi mi hûrşîd-i meyhânesi mi
Pâk-i peymânesi mi bâde-i sahbâsı mı var
Bâde-i hâsı mı yâ bâdiye-peymâsı mı yâ
Dil-i şeydâsı mı yâ dilber-i hercâsı mı var
Tabl-ı âsâyişi mi dilber-i dil-hâhişi mi
Hemdem-i tâyı mi yâ kulkul-i mînâsı mı var
Gül-i ruhsârı mı yâ kâkül-i dildârı mı yâ
Seyr-i dîdârı mı yâ zevk-ı temâşâsı mı var
Himmet-i pîri mi yâ ‘aşk-ı cihângîri mi yâ
Feth-i feryâdı mı yâ nusret-i Mevlâsı mı var
Dürr-i güftârı mı yâ nazm-ı güher-bârı mı yâ
Tûtî-i tab‘ı mı yâ la‘l-i şeker-hâsı mı var
Hîç dîvâne dimez ol hare Leylâ sözini
Gül anun başına Mecnûn gibi sevdâsı mı var
Dil-i mey-hâr tek ey Mîr Nigârî o harın
Başda sevdâsı temennâsı tevellâsı mı var

Günümüz Türkçesiyle

1. Zahidin gönlünde bizimki gibi bir dilek mi var? İki dünyanın mülkünde süslü bir dilberi mi var?

2. Put evinin ayı mı, meyhanenin güneşi mi, temiz bir kadehi mi, kırmızı bir şarabı mı var?

3. Özel bir şarabı mı, ya da çölleri ölçen (Mecnun gibi) bir hâli mi, çılgın bir gönlü mü, her yerde görünen bir dilberi mi var?

4. Rahatlık davulu mu, gönlün istediği bir dilber mi, neyle kurulmuş bir sohbet arkadaşlığı mı, sürahinin şırıltısı mı var?

5. Gül yanağı mı, sevgilinin kâkülü mü, yüz seyri mi, ya da seyretmenin zevki mi var?

6. Pirin himmeti mi, cihanı fetheden aşkı mı, feryatla gelen fethi mi, ya da Mevlâ'nın yardımı mı var?

7. İnci gibi sözü mü, mücevher saçan nazmı mı, papağan gibi tabiatı mı, şeker yiyen lal dudağı mı var?

8. Hiçbir divane o eşeğe Leylâ'nın sözünü söylemez; gül (bırak) onun başına; Mecnun gibi bir sevdası mı var?

9. Ey Mîr Nigârî, o eşeğin başında şarap içen gönül gibi bir sevda, bir dilek, bir tevellâ mı var?

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazel baştan sona tek bir soruyu çoğaltır: zahidin neyi var? Her beyit redifteki "mı var" sorusunu iki, üç ya da dört kez tekrarlar ve her seferinde âşığın sahip olduğu bir şeyi zahide sorar: bir dilek, bir dilber, bir kadeh, bir sevda, bir pirin himmeti, inci gibi bir söz. Cevap hiç verilmez, çünkü sorunun kendisi cevaptır: zahidin bunların hiçbiri yoktur. Bu sıralama, divanın "Yar sînemi ‘aşkında" gazelinde âşığın sahip olduklarını "var" redifiyle saymasının tersidir. Orada âşık servetini döküyordu; burada zahidin yoksulluğu sorularla ortaya çıkar.

Tekrarın biçimi gazelin vezniyle de ilgilidir. Neşir şiirin veznini "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fe‘ilün" diye verir ve her mısra kendi içinde iki ya da üç eşit parçaya bölünür: "Gül-i ruhsârı mı yâ / kâkül-i dildârı mı yâ / Seyr-i dîdârı mı yâ / zevk-ı temâşâsı mı var." Bu iç kafiyeler, gazelin hızını artırır ve soruları bir tekerleme gibi art arda dizer.

Son iki beyitte zahit iki kez "har", eşek, diye anılır. Hiçbir divane Leylâ'nın sözünü o eşeğe söylemez, çünkü onda Mecnun'un sevdası yoktur. Mahlas beyti bütün soruları tek bir soruda toplar: şarap içen gönülde olduğu gibi o eşeğin başında bir sevda, bir dilek, bir tevellâ var mı? Tevellâ, Ehl-i Beyt'i dost edinmek demektir ve listenin sonuna konması, Nigârî'nin âşıklığı ile Ehl-i Beyt sevgisini aynı yere yerleştirdiğini gösterir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar