Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Zülf ile kim tutuşa çâh-ı zenahdâna düşer
‘Âsilık eyleyen elbet şehe zindâna düşer
Git gele saldı beni turra-i tarrâr belî
Beyledir her kimin elbet işi dîvâna düşer
Ne kemendârdır ol çeşm-i çep-endâz kim ol
Ata ger gamze okun bağrı yarar câna düşer
Yakdı bir cilve ile hâne-i ‘akl u dilimi
Eylese bürde eger rahne dîn îmâna düşer
Cân eger çıksa tenimden harem-i yâra konar
Habsden bülbül uça bâg-ı gülistâna düşer
Hâr u hâşâke rehinde meded ister gönlüm
Yapuşur çör çöpe her kimse ki ‘ummâna düşer
Yâd kıldıkca seninle olan ahvâlimizi
Kelb-âsâ dil-i ser-geştemiz efgãna düşer
Küşte-i gamzelerin şâm u seher kan ağlar
Teşne-i şehd-i lebin bağrın ezer kana düşer
Yine sayd eylemen ey turfe gazâlim söz ilen
Seni bu Mîr Nigârî-yi gazel-hâna düşer
Merd-i merdâne o kaplan-sıfat Moskof ilen
Eylemek ceng ü cidâl şîr-i Dağıstâna düşer

Günümüz Türkçesiyle

1. Zülfle tutuşan çene kuyusuna düşer; padişaha isyan eden elbette zindana düşer.

2. Evet, o yankesici kâkül beni gidip gelmeye saldı; her kimin işi böyleyse elbette divana (mahkemeye) düşer.

3. O yan bakışlı göz ne kement atıcıdır ki gamze okunu atarsa bağrı yarar, cana düşer.

4. Bir cilveyle aklımın ve gönlümün evini yaktı; perdeyi kaldırsa dine ve imana gedik düşer.

5. Can tenimden çıkarsa sevgilinin haremine konar; bülbül hapisten uçarsa gül bahçesine düşer.

6. Gönlüm onun yolunda dikenden, çerçöpten yardım ister; okyanusa düşen her kişi çöpe çerçöpe yapışır.

7. Seninle olan hâllerimizi andıkça başı dönmüş gönlümüz köpek gibi feryada düşer.

8. Gamzelerinin öldürdüğü sabah akşam kan ağlar; dudağının balına susamış olan bağrını ezer, kana düşer.

9. Ey nadir ceylanım, seni yine sözle avlamak bu gazel okuyan Mîr Nigârî'ye düşer.

10. O kaplan huylu Moskof ile erkekçe savaşmak, çarpışmak Dağıstan aslanına düşer.

Edebî ve Tarihî Yorum

Divanın sevda dilinden bambaşka bir dünya, gazelin en sonunda, mahlas beytini izleyen beyitte açılır: "O kaplan huylu Moskof ile erkekçe savaşmak Dağıstan aslanına düşer." Moskof, Ruslar için kullanılan addır. Kafkasya'da Rus yayılmasına karşı 19. yüzyılın ortalarında uzun bir direniş sürmüş, bu direnişin en tanınmış önderi Şeyh Şâmil olmuştur. Nigârî'nin mürşidi İsmâil Şirvânî bu Nakşibendî çevrenin içinde yer alır ve araştırmalar, Şeyh Şâmil önderliğindeki hareketin bu çevreden beslendiğini yazar. Nigârî de müritleriyle Rusya'ya karşı mücadele etmiş, tutuklanma tehlikesi yüzünden Osmanlı ülkesine göç etmiş, Kırım Savaşı'nda bir süvari birliğinin başında Osmanlı ordusunda savaşmıştır. Beyit Şâmil'in adını anmaz, ama "Dağıstan aslanı" sözü bu bağlam içinde okunmaya elverişlidir.

Bu beyitten hemen önceki mahlas beyti, redifin iki anlamını yan yana getirir. "Düşer" fiili gazelin büyük kısmında bir yere düşmeyi anlatır: kuyuya, zindana, divana, cana, okyanusa, kana. Dokuzuncu beyitte aynı fiil "birinin işi olmak", "birine düşmek" anlamına döner: sevgiliyi sözle avlamak, gazel okuyan Nigârî'ye düşer. Onuncu beyit bu ikinci anlamı sürdürür: Ruslarla savaşmak da Dağıstan aslanına düşer. Şair böylece iki görevi yan yana koyar; biri kalemle, öteki kılıçla yapılır.

İlk beyit Hz. Yûsuf'un hikâyesini hatırlatan iki yeri, kuyuyu ve zindanı bir arada anar. Zülfe takılan, sevgilinin çenesindeki çukura düşer; padişaha isyan eden zindana atılır. Altıncı beyit bir atasözünün söyleyişine yaslanır: okyanusa düşen çerçöpe yapışır. Gönül sevgilinin yolunda en değersiz şeylerden, diken ve çalıdan bile yardım ister.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar