Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Habîbâ kãmetin gördüm yakîn itdim kıyâmet var
Kıyâmetden ziyâde kãmetinde çok ‘alâmet var
‘Alâmât-ı kadin kâtiblerin gördüm meded ister
Utâridden ki serv-i kãmetinde çok kerâmet var
Meger ser-geşte-i nahl-i kadündür tûbâ ey servim
Anun-çün ser-nigûn olmuş başında çok melâmet var
Ser-i kûyunda kim erbâb-ı dil cem‘iyyetin gördüm
Kıyâmet mi didim hey hey didiler serv-kãmet var
Sefer yok mı didim âyâ bu yerden didiler yok yok
Bizim içün tâ kıyâmet bu makãm içre ikãmet var
Çeküp el servden kumrı ser-i kûyun makãm itmiş
Ki görmüş kãmetinde özge bâbet istikãmet var
Penâh it sâye-i serv-i kadin kurtar melâmetden
Nigârî sâye-i servinde ol yârin selâmet var

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, boyunu gördüm, kıyametin olduğuna kesin inandım; boyunda kıyametten de fazla alamet var.

2. Boyunun alametlerini yazan kâtiplerin Utârid'den (kâtiplerin yıldızından) yardım istediğini gördüm; çünkü selvi boyunda çok keramet var.

3. Ey selvim, Tûbâ ağacı galiba senin boyunun fidanına hayran olmuştur; bu yüzden başı aşağı inmiş, başında çok kınama var.

4. Mahallenin başında gönül ehlinin toplandığını görünce "Kıyamet mi?" dedim; "Hey hey, selvi boylu var" dediler.

5. "Buradan gidiş yok mu?" dedim; "Yok, yok; bizim için kıyamete kadar bu makamda kalış var" dediler.

6. Kumru elini selviden çekip mahallenin başını yurt edinmiş; çünkü boyunda başka türlü bir doğruluk görmüş.

7. Nigârî, onun boyunun selvisinin gölgesine sığın, kendini kınamadan kurtar; o sevgilinin selvisinin gölgesinde esenlik var.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazel, divan şiirinin en bilinen oyunlarından birini, "kâmet" ile "kıyâmet" arasındaki bağı, baştan sona işler. Kâmet boy, endam demektir; kıyamet ise ölülerin kalkacağı gün. İki kelime aynı Arapça kökten, ayağa kalkmak anlamındaki "kıyam"dan gelir. Sevgilinin boyunu görüp ayağa kalkışını izleyen âşık, kıyametin koptuğunu düşünür. Türkçede bugün de kullanılan "kıyamet koparmak", büyük bir gürültü, karışıklık çıkarmak deyimi, bu sahneye yakındır. İlk beyitte şair sevgilinin boyunda kıyametten fazla alamet görür; dördüncü beyitte sevgilinin mahallesinde toplanan kalabalığa "Kıyamet mi?" diye sorar ve cevap gelir: "Selvi boylu var."

Beşinci beyit aynı oyunu kalış ile gidiş arasına taşır. "Makâm" ve "ikâmet" de aynı kökten gelir; mahallede toplananlar oradan gitmeyeceklerini, kıyamete kadar orada ikamet edeceklerini söyler. Kıyamet hem bir son hem de bir süre ölçüsü olur. Altıncı beyitte "istikâmet", doğruluk, dürüstlük, aynı kökün başka bir türevidir: divan şiirinde selviye âşık olarak bilinen kumru, selviyi bırakıp sevgilinin mahallesine konmuştur, çünkü onun boyunda başka türlü bir doğruluk görmüştür.

Üçüncü beyitte Tûbâ, cennette bulunduğuna inanılan büyük ağaçtır. Bazı rivayetlerde dalları aşağı doğru sarkar. Nigârî bu başı aşağı duruşu bir utanç olarak yorumlar: Tûbâ sevgilinin boyunu görmüş, ona hayran olmuş ve başını eğmiştir; başında "melâmet", kınama vardır. İkinci beyitte Utârid, yani Merkür, eski yıldız biliminde kâtiplerin ve yazının yıldızı sayılırdı; sevgilinin boyunun alametlerini yazmaya kalkan kâtipler ondan yardım ister. Son beyitte kınama ile esenlik, "melâmet" ile "selâmet", karşı karşıya gelir ve âşık, selvinin gölgesinde selamet bulur.

Kaynakça

  • Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 206, s. 131-132. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html

Çevrimiçi kaynaklar