Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Şifâdır derdime ol ra‘şe kim zülf-i dü-tâdandır
Safâdır gülşene ol lerze kim bâd-ı sabâdandır
Cefâ agyârdandır söylemek bî-hûdedir ammâ
Şikâyet eylemek dildârdan ‘ayn-ı hatâdandır
Belâlansun gam-ı dilberle dil zîrâ ki ‘âlemde
Belâlar çekdigim mahzâ benim ol mübtelâdandır
Elem ne intihâdan hergiz ey dil kim benem ancak
Gam-ender-gam melâl-ender-melâlım ibtidâdandır
Te‘alluk dâmına girmez gönül itmez hevâsında
Ki ol bir mürg-ı zîrekdir velî ‘âlî yuvadandır
Hazer kıl mest-i gönlümden ki ey vâ‘iz ne söylersin
Hadengi tîzdir zîrâ ki ol ehl-i du‘âdandır
Ne hâsıl güft ü gûdan özge bir söyle medârisde
Husûl-ı matlab ey tâlib mücerred reh-nümâdandır
Elin tut öp ayağın himmet al bir serv-kãmetden
Ki yerde kalmaz ol himmet ki bir kadd-i bâlâdandır
Nigârî geçmezem meyhâneden zîrâ ki ol menzil
Mahall-i feyzdir pîr-i mugãn ehl-i Hudâdandır

Günümüz Türkçesiyle

1. İki kat zülfün o titreyişi derdime şifadır; sabâ rüzgârından gelen o ürperti gül bahçesine safadır.

2. Cefa rakiplerdendir, bunu söylemek boşunadır; ama sevgiliden şikâyet etmek hatanın ta kendisidir.

3. Gönül sevgilinin gamıyla belalara düşsün; çünkü dünyada çektiğim belalar yalnızca benim o belaya düşmüş (gönlüm)dendir.

4. Ey gönül, acı hiç de sondan değildir; çünkü ancak benim gam üstüne gamım, keder üstüne kederim başlangıçtandır (ezeldendir).

5. Gönül bağlılık tuzağına girmez, hevesinin peşine düşmez; çünkü o akıllı bir kuştur, ama yüce bir yuvadandır.

6. Ey vaiz, sarhoş gönlümden sakın, ne söylüyorsun; okları keskindir, çünkü o dua ehlindendir.

7. Medreselerde laftan, sözden ne çıkar? Başka bir şey söyle; ey talip, arananın elde edilmesi yalnızca yol göstericidendir.

8. Elini tut, ayağını öp, bir selvi boyludan himmet al; çünkü yüce bir boydan gelen himmet yerde kalmaz.

9. Nigârî, meyhaneden geçmem; çünkü o konak feyiz yeridir, meyhanenin piri Allah ehlindendir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Nigârî'nin tasavvuf anlayışı yedinci beyitte kısa bir özet hâlinde görünür. Medreselerde yapılan konuşmalardan, tartışmalardan bir sonuç çıkmaz; arayanın aradığına ulaşması yalnızca bir "reh-nümâ", yol gösterici sayesinde olur. Nakşibendî yolunda mürşidin yeri büyüktür ve salik, mürşidin himmetiyle yol alır. Sekizinci beyit bu bağlılığın biçimini anlatır: elini tut, ayağını öp, bir selvi boyludan himmet al. "Selvi boylu" divan şiirinde sevgilinin sıfatıdır, ama burada aynı zamanda mürşide işaret eder. "Yerde kalmaz" sözü de iki yönlüdür: yüce bir boydan gelen himmet yere düşmez, karşılıksız kalmaz. Son beyitte meyhanenin piri "ehl-i Hudâ", Allah ehlidir; meyhane, mürşidin bulunduğu yer olarak bir feyiz konağıdır.

Altıncı beyit vaize bir uyarıdır. Şairin sarhoş gönlünün okları keskindir, çünkü o "ehl-i du‘â", dua ehlidir. Mazlumun duasının bir ok gibi hedefini bulduğu inancı Türkçede de yaygındır. Vaiz sarhoş gönle dil uzatırsa, o gönlün duası ona dokunabilir. Beşinci beyitte gönül akıllı bir kuştur: bağlılık tuzağına düşmez, dünya heveslerinin peşinden gitmez, çünkü yüce bir yuvadan gelmiştir. Ruhun asıl yurdunun yücelerde olduğu düşüncesi bu kuş benzetmesine sığdırılmıştır.

Üçüncü beytin ikinci mısraı, birkaç gazel sonra gelen "Dil-i ‘uşşâk tek oynar" gazelinde neredeyse aynen tekrarlanır: belaları çeken, belaya düşmüş gönüldür. Dördüncü beyitteki "intihâ" ve "ibtidâ", son ve başlangıç, aynı düşünceyi zamana taşır: âşığın gamı bir sonun değil, ezelî bir başlangıcın ürünüdür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar