Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Gãlibâ müşg dimiş bâd-ı sabâ ey gül-i ter
Zülfüne kim gezer ol bî-ser ü pâ şâm u seher
Sâfdır âyinesi çeşm-i nazar-bâzımızın
Pâk-dâmen gözedir şâm u seher ey gül-i ter
Tolaşur şâm u seher bâd beyâbân etegin
Var başında hevâ zülfden almış bir eser
Gayra arz eyle cemâlin yüri dünyâ güzeli
Virmez ednâya dil agyâra göz erbâb-ı nazar
Seyr kıl ey dil-i dîvâne-i Leylâ-yı ezel
Bî-hatar sâye-i Mevlâda ki yoh râh-ı hatar
Cevr-i agyârdan ikrâh eylemez tâlib-i yâr
Kayd-ı mâr eylemez ol kimse ki gencîne sever
Yelme ey bâd ele gelmez kûh u sahrâ etegin
Kim bilür Mîr Nigârîyi ne vâdîde gezer
Bunca kim la‘l ü güher tab‘-ter efşân eyler
Kim bilür şâm u seher ol nice deryâdan üzer

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey taze gül, sabah akşam başı ayağı belirsiz dolaşan sabâ rüzgârı galiba zülfüne "misk" demiş.

2. Ey taze gül, nazar ehli gözümüzün aynası saftır; sabah akşam temiz eteklileri gözetir.

3. Rüzgâr sabah akşam çölün eteklerinde dolaşır; başında bir heves (hava) var, zülften bir iz almış.

4. Ey dünya güzeli, git, güzelliğini başkalarına göster; nazar ehli alçağa gönül, rakibe göz vermez.

5. Ey ezel Leylâ'sının divanesi olan gönül, Mevlâ'nın gölgesinde korkusuzca dolaş; orada tehlikeli yol yoktur.

6. Sevgiliyi arayan, rakiplerin zulmünden iğrenmez; hazineyi seven yılanı umursamaz.

7. Ey rüzgâr, koşma; dağın ve çölün etekleri ele geçmez; kim bilir Mîr Nigârî hangi vadide geziyor.

8. Taze tabiat sabah akşam bunca lal ve inci saçıyor; kim bilir hangi denizden yüzüp geliyor.

Edebî ve Tarihî Yorum

"Dünyâ güzeli" sözü dördüncü beyitte iki türlü anlaşılabilir. İlk okumada bu, dünyanın en güzeli olan bir sevgiliye hitaptır. Ama nazar ehlinin alçağa gönül, rakibe göz vermediği söylenince hitabın dünyanın kendisine yöneldiği anlaşılır: tasavvuf dilinde dünya, kendini süsleyip insanları aldatan bir güzel olarak anlatılır. Şair ona güzelliğini başkalarına göstermesini söyler; nazar ehli onun cilvesine kanmaz. Beşinci beyitte bunun karşılığı gelir. Ezel Leylâ'sının, yani ruhların ezelde tanıdığı asıl sevgilinin divanesi olan gönül, Mevlâ'nın gölgesinde korkusuzca dolaşabilir. Gönlün korkusu dünya güzeline kapılmaktır; Mevlâ'nın gölgesinde böyle bir tehlike yoktur.

Gazelin ritmini "şâm u seher", akşam ve sabah, sözü verir. Bu ikili ilk üç beyitte ve son beyitte tekrar tekrar gelir; rüzgârın, gözün ve şiirin durmadan süren işlerini anlatır. Rüzgâr sabah akşam başı ayağı belirsiz dolaşır, sevgilinin zülfüne değdiği için başında bir heves vardır. "Hevâ" kelimesi hem hava hem heves demektir ve rüzgâr için kullanılınca bu iki anlam birbirine geçer. Yedinci beyitte rüzgârla şair aynı kaderi paylaşır: rüzgâr dağın ve çölün eteklerinde dolaşır, ama Mîr Nigârî'nin hangi vadide gezdiğini kimse bilmez.

Altıncı beyit, divanda daha önce de görülen bir atasözü düşüncesini tekrarlar: hazineyi seven, yılandan çekinmez. Son beyitte şiir bir dalgıç gibi düşünülür. Taze tabiat sabah akşam lal ve inci saçmaktadır; bu incilerin hangi denizden çıkarıldığını kimse bilmez. Azerbaycan Türkçesindeki "üzmek", yüzmek, fiili bu beyitte şairin diline yerleşmiştir.

Kaynakça

  • Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 203, s. 129-130. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html

Çevrimiçi kaynaklar