Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün

Ey dil ne revâdır sana bu râhat-ı bî–câ
Destinde degül zülf ü gözünde ruh–ı zîbâ
Bülbül gibi efgãn eyle pervâne gibi yan
Ger ‘âşık isen şâm u seher ey dil-i şeydâ
Ger vâkıf-ı ‘aşk olsayıdı sâkin-i eflâk
Ser-geşte serâsîme düşerdi yere bî-pâ
Bilmem ‘acebâ lutfı mı yâ kahrı mı yâ
Bir tâze çıban oldı cigerde yine peydâ
Cûş eyledi ol dem ki derûnumda harâret
Söndürmedi bu âteşi çekdim nice deryâ
Kullâb-ı telin perçemi çıkmaz bu sînemden
Ger çerh ser-â-pâ düşe ‘âlem ola ber-pâ
Cân virmedigimden ser–i kûyunda ki hâlâ
Sînemde yanar meş‘ale kelme-i heyhâ
Uğraşma dehânıyla dilâ çekme belâ kim
Müşkil görünür keşf olunmaz bu mu‘ammâ
Ey Mîr Nigârî bu ne esrâr-ı celîdir
Kim degmedi bu ‘aynıma ol şems-i hüveydâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, elinde zülüf, gözünde güzel bir yanak yokken bu yersiz rahat sana nasıl reva olur?

2. Ey çılgın gönül, âşıksan sabah akşam bülbül gibi feryat et, pervane gibi yan.

3. Göklerde oturanlar aşktan haberdar olsaydı, başı dönmüş, şaşkın ve ayakları tutmaz hâlde yere düşerlerdi.

4. Bilmem, acaba lütfu mu, kahrı mı; ciğerde yine taze bir çıban peyda oldu.

5. İçimdeki hararet o an coşunca nice denizleri içtim, ama bu ateşi söndüremedim.

6. Telinin kancası, perçemi bu göğsümden çıkmaz; felek baştan ayağa yıkılsa, kıyamet kopsa bile.

7. Kapında can vermediğim için hâlâ göğsümde bir "heyhât" (yazık) sözünün meşalesi yanar. (Mısra kesin anlaşılmamaktadır.)

8. Ey gönül, onun ağzıyla uğraşma, bela çekme; çünkü bu muamma çetin görünür, çözülmez.

9. Ey Mîr Nigârî, bu ne apaçık bir sırdır ki o apaçık güneş benim gözüme değmedi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dördüncü beyit divan şiirinin süslü dünyasına beklenmedik bir kelime sokar: "çıban". Aşk yarası divan şiirinde çoğu zaman dağ, yani kızgın demirle açılan yara ya da ok yarasıdır; Nigârî ise ciğerde yeni bir çıban peyda olduğunu söyler. Bu yaranın lütuf mu, kahır mı olduğunu bilmez; belanın lütuf sayıldığı "Belâ-yı ‘aşkıla" ve "Fârig olmazlar" gazelleri hatırlanırsa, sorunun cevabı bellidir. Kelimenin bedene ait sıradanlığı, acıyı daha somut kılar.

Gazel, şairin kendi gönlüne seslenmesiyle açılır ve kapanır. İlk beyitte gönle bir sitem vardır: elinde zülüf, gözünde güzel bir yüz yokken rahat oturması ona yakışmaz. İkinci beyit gönle iki örnek gösterir: bülbül gibi feryat etmek, pervane gibi yanmak. Üçüncü beyit bu aşkı göklere taşır: feleklerde oturan melekler aşkı bilseydi, başları dönerek yere düşerlerdi. Aşkın insanı meleklerden üstün kılan bir sır olduğu düşüncesi, tasavvuf şiirinde sık işlenir.

Sekizinci beyitte sevgilinin ağzı bir muammaya benzetilir. Divan şiirinde sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki neredeyse yoktur; var mı yok mu belli olmayan bu ağız, çözülemeyen bir bilmecedir. Son beyit bir paradoksla kapanır: "esrâr-ı celî", apaçık sır. Sevgili "şems-i hüveydâ", apaçık güneştir, ama şairin gözüne hiç değmemiştir. Gün gibi ortada olanın görülememesi, tasavvufta Tanrı'nın apaçıklığı ile görünmezliği arasındaki gerilimi hatırlatır. Apaçık sırrı söyleyen "hüveydâ", uzun "â"lı kafiye dizisini de kapatır (bî-câ, zîbâ, şeydâ, bî-pâ, peydâ, deryâ, ber-pâ, heyhâ, mu‘ammâ, hüveydâ); vezin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün"dür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar