Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
İştiyâkın ey sanem Şîrîn mi Leylâdır mı yâ
Vâlihin Ferhâd-ı şeydâ Kays-ı rüsvâdır mı yâ
Çeşmine cânlar virür ol kim tılâ kaydındadır
Ey gözüm bu sihr mi bir söyle kîmyâdır mı yâ
Bahş-ı zevk eyler dem-â-dem leblerin ey nûş-hand
Şehd-i zevk-efzâ mı yâ neş’e-i sahbâdır mı yâ
Veh dehânın ‘akl-ı kül derkinde hayrândır ana
Cüz’-i bî-cüzdür mi yâ müşkil mu‘ammâdır mı yâ
Eyle cem‘iyyet sadâsı var dergâhında kim
Bilmezem mahşer mi yâ gavgã-yı kübrâdır mı yâ
Âh-ı cân-sûzundan ey dil nüh felek ser-geştedir
Menzilin firkat mı yâ gülzâr-ı sevdâdır mı yâ
Böyle kim Mîr Nigârî zevk hâsıldır sana
Hemdemin neydir mi yâ la‘l-i şeker-hâdır mı yâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey sanem, sana duyulan özlem Şirin mi, yoksa Leylâ mı; senin şaşkın âşığın çılgın Ferhat mı, yoksa rüsvay Kays mı?
2. Altın bağına tutulmuş olan kişi gözüne canlar verir; ey gözüm, söyle, bu sihir mi, yoksa kimya mı? (Mısradaki "tılâ kaydı", altın bağ, kesin anlaşılmamaktadır.)
3. Ey tatlı gülüşlü, dudakların her an zevk bağışlar; bu zevk arttıran bal mı, yoksa şarabın neşesi mi?
4. Vah, ağzın! Küllî akıl onu kavramakta hayran kalır; (o) bölünmesi olmayan bir parça mı, yoksa çetin bir muamma mı?
5. Dergâhında öyle bir kalabalık sesi var ki bilmiyorum, mahşer mi bu, yoksa büyük kıyamet gürültüsü mü?
6. Ey gönül, can yakan ahından dokuz felek başı dönmüş; konağın ayrılık mı, yoksa sevda gül bahçesi mi?
7. Mîr Nigârî, sana böyle bir zevk hâsıl olduğuna göre yoldaşın ney mi, yoksa şeker yiyen la'l dudak mı?
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazelin her beyti bir soruyla biter ve redif bu soruyu kalıplaştırır: "-dır mı yâ", yoksa ... mı. Divan şiirinde bilinen bir şeyi bilmiyormuş gibi sormaya "tecâhül-i ârif", bilmezlikten gelme denir. Şair sevgilinin dudağını bal mı şarap mı diye, dergâhındaki kalabalığı mahşer mi kıyamet mi diye sorar; cevabı bildiği hâlde soruyu sorması, sevgilinin her şeyi aştığını söylemenin bir yoludur. Yedi beyit boyunca bu soru kalıbı bir kez bile bozulmaz.
Divan şairlerine göre sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki neredeyse yoktur. Dördüncü beyit bu eski mazmunu kelâm ilminin bir kavramıyla birleştirir ve ağzı "cüz’-i bî-cüz", yani kendisi parçalara ayrılamayan parça diye anar. Kelâmcıların "cüz’-i lâ yetecezzâ" dediği bölünmez parça, maddenin en küçük birimi olarak tartışılan bir kavramdır. Küllî akıl bile bu ağzı kavramakta hayrete düşer; ağız ya bölünmez bir zerre ya da çözülemez bir muammadır. Bir felsefe tartışmasının terimi, sevgilinin güzelliğini anlatmak için ödünç alınmıştır.
İlk beyit divanın birçok gazelinde geçen iki aşk hikâyesini bir arada anar: Ferhat ile Şirin, Mecnun (asıl adıyla Kays) ile Leylâ. Beşinci beyitteki "dergâh", hem sevgilinin kapısını hem de bir tekkeyi çağrıştırır; kapıdaki kalabalığın sesi mahşer gürültüsüne benzetilir. Son beyitte soru şaire döner: duyduğu zevkin kaynağı neyin sesi mi, sevgilinin dudağı mı? Soruların her biri uzun "â" ile biten bir kafiyede düğümlenir: Leylâ, rüsvâ, kîmyâ, sahbâ, mu‘ammâ, kübrâ, sevdâ, şeker-hâ.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 38, s. 35. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






