Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Güft ü gûyun ey sanem nefs-i Mesîhâdır bana
Muhtasar her bir sözün bin rûh-efzâdır bana
Perde koymaz âteşim elbet yahar bu vechden
Devlet-i vaslın hüveydâ âş-kârâdır bana
Hâl-i Ferhâdıyla Mecnûndan haber-dârım ki tâ
Şevk-ı la‘lin kâkülün Şîrîn ü Leylâdır bana
Âh u efgãnımladır şâm u seher cem‘iyyetim
Pür-hevâyam tâ ser-i zülfün temennâdır bana
Nâfe-i zülfün beni salmış beyâbân seyrine
Kâr imdi bâd tek bâdiye-peymâdır bana
Neylesün vâ‘iz ki nâ-kãbildir idrâk eylemez
Küfr-i zülfündür hidâyet bu hüveydâdır bana
İltifâf itmez misin mecnûn-ı rüsvâyam diyü
İ‘tibâr itmez misin kim şi‘r-gûyâdır bana
Kühl-i sevdâ hiddet-i idrâkime virmiş vücûd
Başka gör Mîr Nigârî imdi peydâdır bana
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey sanem, konuşman bana Mesih'in nefesidir; kısacası her bir sözün bana bin ruh katar.
2. Ateşim perde tanımaz, elbette bu yüzden yakar; vuslatının devleti bana apaçık, ortadadır.
3. Ferhat'ın ve Mecnun'un hâlinden haberdarım; çünkü dudağının şevki ve kâkülün bana Şirin ile Leylâ'dır.
4. Sabah akşam toplu hâlim ah ve figanımladır; heves doluyum, zülfünün ucu bana tek arzudur.
5. Zülfünün misk kesesi beni çöl gezintisine salmış; şimdi işim rüzgâr gibi çölleri ölçmektir.
6. Vaiz ne yapsın, kabiliyeti yok, anlamaz; zülfünün küfrü bana hidayettir, bu benim için apaçıktır.
7. "Rüsvay bir mecnunum" diye iltifat etmez misin; şiir söyler (biri) diye itibar etmez misin? (Neşirde "iltifâf" diye basılan kelime "iltifât" olarak anlaşılmıştır.)
8. Sevda sürmesi anlayışımın keskinliğine varlık vermiş; Mîr Nigârî, şimdi bana başka şeyler görünüyor.
Edebî ve Tarihî Yorum
Altıncı beyit gazelin en keskin sözünü söyler: "Küfr-i zülfündür hidâyet", zülfünün küfrü benim için hidayettir. Küfür kelimesinin kökünde örtmek anlamı vardır ve divan şiirinde siyah, yüzü örten zülüf bu yüzden "kâfir" diye anılır. Şair bu mazmunu bir adım öteye götürür: zülfün küfrü, yani yüzü örten karanlık, onu doğru yola çıkarmıştır. Vaiz bunu anlayamaz, çünkü "nâ-kâbil"dir, kavrayış yeteneği yoktur. Vaizle ve zahitle tartışma Nigârî'de sık görülür; burada tartışma bir dinî terimi ters yüz ederek kurulur ve tasavvufun "zahirde küfür görünen, batında iman olan" söz geleneğine yaklaşır.
Dördüncü beyitte de benzer bir tersine çevirme vardır. "Cem‘iyyet", toplu, derli toplu olmak, gönül huzuru demektir; zülüf ise perişanlığın, dağınıklığın simgesidir. Âşığın toplu hâli ah ve figanıyla, yani dağınıklıkla kurulur. Beşinci beyit zülfün kokusunu bir misk kesesine (nâfe) benzetir; misk, Hıtâ çöllerinde yaşayan ceylanın göbeğinden çıkarılır. Koku âşığı çöllere salmış, onu rüzgâr gibi çöl ölçen bir yolcuya çevirmiştir. Mecnun'un çöl serüveni böylece zülfün kokusuna bağlanır.
İlk beyitteki "nefs-i Mesîhâ", Hz. İsa'nın ölüyü dirilten nefesidir; sevgilinin her sözü bin ruh katar. Son beyitte "kühl-i sevdâ", sevda sürmesi, anlayışı keskinleştirir. Sürme, divan şiirinde gözü güçlendirdiğine inanılan ilaçtır; sevda da şairin gözüne başka bir görme gücü vermiştir. "Mesîhâ"dan "peydâ"ya kadar dokuz kafiye kelimesi aynı uzun ünlüde durur ve "-dır bana" redifine bağlanır: Mesîhâ, rûh-efzâ, âş-kârâ, Leylâ, temennâ, bâdiye-peymâ, hüveydâ, şi‘r-gûyâ, peydâ.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 35, s. 33-34. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






