Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Gör ne reng eyler nigârım gör ne âl eyler bana
Kim giyüp rengîn içüp ruhsâr-ı âl eyler bana
Hânumânım târ-mâr itmişdir ol kâfir peçe
Kasd-ı îmân eylemiş imdi ne hâl eyler bana
Dil safâ eyler cefâ gördükce kim ol nâzenîn
Ol sebebden cevr-i bî-had bî-übâl eyler bana
Her gören hayrânlığım Leylâ-veşimden bî-haber
Bilmez ol vechin cevâb ister su’âl eyler bana
Görse ey Seyyid Nigârî râh-ı dilden bir kenâr
Ol gazâl-i nâzenînim gûş-mâl eyler bana

Günümüz Türkçesiyle

1. Gör sevgilim ne renkler çıkarıyor, gör bana ne hileler (âl) yapıyor; renkli giyinip içki içerek yanağını bana al ediyor.

2. O kâfir peçe evimi barkımı darmadağın etmiştir; imanıma kastetmiştir, şimdi bana ne hâl edecek?

3. O nazlı, gönlün cefa gördükçe safa sürdüğünü bildiği için bana sınırsız cevrini vebalinden çekinmeden eder.

4. Hayranlığımı gören herkes Leylâ gibi sevgilimden habersizdir; o yüzü (o sebebi) bilmez, bana cevap isteyen sorular sorar.

5. Ey Seyyid Nigârî, o nazlı ceylanım beni gönül yolunun bir kenarında görse kulağımı çeker.

Edebî ve Tarihî Yorum

Beş beyitlik bu kısa gazelin kafiyesi iki anlamlı kelimelerle kurulmuştur. İlk beyitte "âl" kelimesi iki kez geçer: birinci mısrada hile, düzen demektir, ikinci mısrada kırmızı renk. Sevgili renkli giysiler giyip şarap içer ve yanağı kızarır; ama bu kızarıklık da bir oyundur, âşığa kurulan bir tuzaktır. Dördüncü beyitte "vech" kelimesi aynı işi görür: hem yüz hem de sebep, gerekçe anlamına gelir. Âşığın hayranlığını görenler sevgilinin yüzünü görmemiştir, bu yüzden hayranlığın sebebini de bilmezler; cevabı yüzde olan bir soruyu sorup dururlar.

İkinci beyitteki "kâfir peçe", "Küfr-i zülfündür hidâyet" diyen gazeldeki mazmunu sürdürür. Küfür kelimesinin kökünde örtmek anlamı vardır; yüzü örten peçe de bu yüzden kâfirdir. Bu kâfir peçe âşığın evini barkını yıkmış, şimdi de imanına kastetmiştir. Üçüncü beyit divanın birçok gazelindeki düşünceyi kısaca tekrarlar: sevgili, âşığın cefadan safa duyduğunu bildiği için cevrinde ölçü tanımaz. "Bî-übâl", vebalsiz, günah saymadan demektir; sevgili âşığa eziyet etmeyi bir günah olarak görmez.

Son beyitte sevgili bir ceylandır ve âşığı gönül yolunun bir kenarında görürse "gûş-mâl" eder, kulağını çeker. Kulak çekme, eski mekteplerde öğrenciye verilen hafif bir cezaydı; sevgilinin âşığı azarlaması bir öğretmenin öğrencisini uyarması gibi gösterilir. Matlada iki anlamlı "âl"in iki kez kafiye olması gazelin oyununu baştan kurar; "hâl, übâl, su’âl, gûş-mâl" de aynı "-âl" sesindedir ve redif "eyler bana"dır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar