Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Çâre ne kalmadı bir zerrece tâb ey sâkî
Kanı ol kuvvet-i cân bâde-i nâb ey sâkî
Ayağ al zulmet-i hicrânı perîşân eyle
Câm-ı ser-şâr ile tîz eyle şitâb ey sâkî

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sâkî, hiçbir çare kalmadı, bir zerre bile güç kalmadı; hani o canın kuvveti, saf şarap?

2. Kadehi al, ayrılığın karanlığını dağıt; ey sâkî, dolu kadehle çabuk ol, acele et.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir önceki dörtlük gibi bu da elif harfli gazellerin sonunda yer alan ikinci sâkî rubaisidir ve onunla aynı kafiyeyi sürdürür: "tâb, nâb, şitâb". İki dörtlükte de "bâde-i nâb" ya da "mey-i nâb", yani saf şarap kafiyeye girer; ilkinde kadeh istenir, bunda o şarap "kuvvet-i cân", canın kuvveti diye adlandırılır. İkisi birlikte, be harfli gazellere geçilmeden önce sâkîye yönelmiş tek bir yakarış gibi okunur. Pervane Bayram, bu rubailerin hepsinin birer sâkînâme olduğunu, gazel aralarına bu biçimde düzenli olarak rubai koymanın Nigârî'ye özgü olduğunu yazar.

Dörtlüğün ikinci beyti iki karşıtlığı yan yana koyar. "Zulmet-i hicrân", ayrılığın karanlığıdır; şarap ise bu karanlığı dağıtacak ışıktır. Şarabın ışık olarak görülmesi divan şiirinde sık geçer: kadehteki kırmızı şarap bir güneş, bir lale ya da bir ateş gibi parlar. "Ayağ al" sözündeki ayak yine kadeh demektir. Son mısradaki "tîz eyle şitâb", çabuk ol, acele et sözü, dörtlüğü bir sabırsızlık çağrısıyla kapatır; âşık için bekleme gücü de tükenmiştir.

Dörtlüğün asıl isteği kafiyesiz kalan üçüncü mısradadır: "Ayağ al zulmet-i hicrânı perîşân eyle." Öteki mısralar "ey sâkî" redifiyle biter; vezin, eşi olan rubaideki gibi remelin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar